Azerbaycan’da Din ve Kimlik
% 27indirim

Azerbaycan’da Din ve Kimlik

  • 27,50 TL20,08 TL

    hopi kampanyası
    1,00 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Sovyet sonrası dönemde İslam medeniyetinin Avrasya unsurlarının ön plana çıkmasıyla birlikte “İslam Dünyası” kavramı coğrafi anlamda yeni bir dönüşüm geçiriyor. Bu çerçevede Azerbaycan’da bağımsızlık sonrası din-devlet ilişkilerini, kimlik ve milliyetçilik meselelerini ele alan bu eser, söz konusu dönüşüm sürecini aşağıdaki sorular eşliğinde derinlemesine inceliyor.

Azerbaycan’da dine yönelik ilgideki artışın sebepleri nelerdir? Din alanındaki canlanma bireysel ve toplumsal hayata nasıl yansımaktadır? Yeni dönemde din-devlet ilişkileri nasıl tanımlanmaktadır? Sorun alanları nelerdir? Yeniden canlanan İslam olgusu Sünni-Şii ayrımını nasıl etkilemektedir? Azerbaycan’da İslam kimliği 19. yüzyıldaki kimlik tartışmalarında nasıl konumlanmıştı, günümüzde nerede durmaktadır? Devletin ulusal kimlik inşası politikaları hangi faktörler etrafında şekillenmektedir? Azerbaycan dışında yaşayan diasporanın yeni kimlik inşasına etkileri nelerdir? Türkiye ile yaşanan yoğun etkileşim Azerbaycan’daki kimlik tartışmalarına nasıl yansımaktadır?


Takdim

 

Avrasya coğrafyasında Ortodoksluk ve Katolikliğin yanı sıra üçüncü büyük dini gelenek olarak İslam’ın komünizm sonrası dönemde daha görünür hale gelmesi, bölgedeki bu geleneğe olan ilgiyi de artırmış durumda. Sovyet sonrası dönemde İslam medeniyetinin Avrasya unsurlarının ön plana çıkmasıyla birlikte “İslam dünyası” kavramının coğrafi anlamda yeni bir dönüşüm geçirdiğini söylemek mümkün. “Bu değişimle birlikte 20. yüzyılın son üç çeyreğine egemen olan Afro-Asyalı İslam dünyası algılaması radikal bir değişime uğramıştır. Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlar’da yeni bağımsız Müslüman ulusların ortaya çıkmasının ardından İslam dünyası ‘Afro-Asyalı’ olduğu kadar ‘Avrasyalı’ bir olgu olarak da görülmeye başlanmıştır.” (Ahmet Davutoğlu, “İslam Dünyasının Dönüşümü: Değerlendirme ve Projeksiyon”, Divan, No. 12/1 (2002), s.37.) Bu nedenle İslam dünyasının Avrasyalı unsurları detaylı ve derinlikli araştırmaları hak etmektedir.

Avrasyalı Müslüman devletlerden biri olarak (Kuzey) Azerbaycan’da bağımsızlık sonrası din-devlet ilişkilerini, kimlik ve ulusçuluk meselelerini konu alan bu derleme kitap çalışması böylesi bir arayış ve hedefe mütevazı bir katkı yapmayı amaçlamaktadır. İslam’ın güçlü bir geçmişe sahip olduğu ve nüfusunun çoğunluğu Şii ve Sünni Müslümanlardan oluşan Azerbaycan’da yeniden şekillenen din-devlet ilişkileri ve dini özgürlükler alanı tartışılmaya devam etmektedir. Azerbaycan’da bağımsızlık sonrasında yapılan yeni hukuki düzenlemelerle din ve inanç özgürlüğü garanti altına alınmış, din eğitimi, dini örgütlenme ve yayın konularında ilerlemeler sağlanmıştır. Devletin dini kurumlara ve din adamlarına karşı tavrı önemli ölçüde değişmiş, dini alanı yeniden şekillendirmeye yönelik hukuksal ve kurumsal değişiklikler yapılmıştır. Bu anlamda Sovyet dönemi din ve devlet ilişkilerini tanımlamak için kullanılan çatışmacı model yerini giderek işbirliği-uzlaşma olarak ifade edebileceğimiz bir modele bırakmıştır. Ancak tüm bu yaşanan dönüşüme rağmen yine de dini alanı tamamıyla sorunsuz bir alan olarak tanımlayamayız. Bugün Azerbaycan’da güvenlik ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki ilişkiyi tanımlamada bir geçiş süreci yaşandığı gözlemlenmekte ve bu süreçte zaman zaman “İslamcı tehdit” korkusu abartılmaktadır. Tüm bunlarla birlikte, diğer post-Sovyet ülkelerinde olduğu gibi 1991 sonrasında Azerbaycan’da da dini alanda gözle görülür bir canlanma olduğunu, dini eğitim ve kurumsallaşma çabalarının arttığını, resmi İslam’ın yanında gayriresmi İslam gruplarının da teşekkül ettiğini ve bu bağlamda çok çeşitli tartışmaların yaşandığını müşahede etmek mümkündür. Bir zamanlar tasavvuf ve tarikatların mekanı olan, Safeviler döneminde Şii etkisinin belirgin hale geldiği, Çarlık hakimiyetine girildiğinde din adamlarının kontrol altına alındığı, ateist Sovyetler’in bir kurum olarak dini yok etmeye çalıştığı evrelerden geçen Azerbaycan’da İslam’ın yeniden canlanma süreci haliyle kendine özgü yönleri de ihtiva etmektedir.

Azerbaycan’daki gerek dini durum ya da dine olan ilginin artması, gerekse ulusal kimlik üzerine yapılan yoğun tartışmalar, yaşanan dönüşümle ilgili pek çok soruyu da beraberinde getirdi: Azerbaycan’da son dönemde dine olan ilginin artmasının nedenleri nelerdir? Din alanındaki canlanma bireylerin ve toplumun hayatına nasıl yansımaktadır? Söz konusu canlanmanın kendine özgü karakteristiği nedir? İslam’ın ve diğer dinlerin toplumsal ve siyasal alandaki etkilerinin derecesi nedir ve nasıl tanımlanmalıdır? Yeni dönemde din ve devlet ilişkileri nasıl tanımlanmaktadır ve sorun alanları nelerdir? Yeniden canlanan İslam olgusunun Sünni-Şii ayrımı üzerinde etkileri nelerdir? Azerbaycan’da 19. yüzyıldaki kimlik tartışmalarında İslam kimliği nasıl konumlanmıştı ve bugün nerede durmaktadır? Devletin ulusal kimlik inşası politikaları hangi faktörler etrafında şekillenmektedir? Azerbaycan dışında yaşayan diasporanın yeni kimlik inşasına etkileri nelerdir? Türkiye ile yaşanan yoğun etkileşim Azerbaycan’daki kimlik tartışmalarına nasıl yansımaktadır?

İşte Azerbaycan’da kimlik, din ve milliyetçilik ilişkisi etrafında formüle edilen bu sorulara elinizdeki kitapta yer alan makaleler aracılığıyla yanıt aranmaktadır. Çeşitli müelliflerce bu sorulara verilen cevaplarda da farklılaşmaların olduğunu ve bunun da doğal karşılanması gerektiğini unutmamak gerekir zira din, kimlik ve milliyetçilik üçgeninde cereyan eden süreçlerin çok katmanlı olduğunu ve henüz tamamlanmadığını hatırlatmak faydalı olur. Ayrıca, aksi belirtilmedikçe bu çalışmada Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan’ın kastedildiğini de ifade etmek gerekir.

Çalışmanın giriş mahiyetindeki “Komünizm Sonrası Din-Devlet İlişkileri” başlıklı makalesini kaleme alan Sevinç Alkan Özcan, komünizm sonrası eski Sovyet coğrafyasında yeniden şekillenen din-devlet ilişkilerini, ortaya çıkan yeni dinamikler çerçevesinde karşılaştırmalı bir biçimde ele almakta, bölge için genel bir perspektif sunmaktadır. Yeni dönemde din olgusunun elde ettiği fırsatlar ve karşı karşıya kaldığı meydan okumaları makale çerçevesinde işlemekte, en temel sorun alanının geleneksel kiliselerin azınlık dinleri karşısında ayrıcalıklı bir yer edinme konusundaki ısrarcı tavırları olduğunu söylemektedir. Dini aidiyet ve dini ritüellerin yerine getirilmesi konusunda Katolik, Ortodoks ve Müslüman topluluklar arasında karşılaştırmalar yapmaktadır.

Rafig Rüstemov “1918’lere Doğru Azerbaycan’da Milli Kimlik Oluşumu Sürecinin Üç Bileşeni” başlıklı makalesinde milli kimlik arayışı ve oluşumunda “üç bileşen” üzerinde durmaktadır. “İslamcılık ve modernleşme sentezi”, “Türkçülük” ve “İslamcılık” olarak tanımladığı üç etkeni birbirini besleyen tartışmalar olarak görmektedir. Çarlık Rusya’sı hakimiyetinin Azerbaycan kimliği üzerinde paradoksal bir etki yaptığına dikkat çeken Rüstemov, Rus politikalarının Azerbaycan’da içsel bütünlüğün sağlanmasında ve dolayısıyla milli kimlik bilincinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını söylemektedir.

Emre Erşen “Azerbaycan’da Siyasal-Kültürel Dönüşüm Süreci (1828-1917)” başlıklı makalesinde Azerbaycan’da 1828-1917 yılları arasında yaşanan sosyo-ekonomik, siyasi ve kültürel dönüşümün düşünsel hayat üzerindeki etkilerini, Türkçülük, İslamcılık, sosyalizm ve liberalizm gibi fikir akımlarının aynasında anlamaya çalışıyor ve Azeri milliyetçiliğinin ortaya çıkışını inceliyor.

Aydın Balayev’in “20. Yüzyıl Başlarında Azerbaycan Türklerinde Ulusal Kimlik ve İdeolojinin Oluşumu” başlığını taşıyan makalesi, Çek siyaset bilimci Miroslav Hroch’un ulus inşa süreci formülasyonu etrafında 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan’da şekillenen ulus inşa sürecini incelemektedir. Ortak bir dil, milli kültür ve eğitimin şekillenmesinde Azeri aydınların oynadığı önemli rollere dikkat çeken Balayev, ulus inşa süreçlerinin tek bir proje etrafında ilerlemediğini, birbirini hem dışlayan hem de içerseyen farklı projelerin aynı zaman ve mekanda ortaya çıkabildiğini Azerbaycan örneği üzerinden tartışmaktadır. Ona göre Azerbaycan Türklerinin kimlik arayışı farklı projelerin kesiştiği alanlarda süregiden tartışmalarda kendine yaşam alanı bulmuştu. İslamcılık, Turancılık ve Azerbaycancılık şeklinde ifade edilen üç önemli projenin hem rekabet ettiği hem de birbirini etkilediği bir alanda milli kimlik oluşumu gerçekleşiyordu.

 

Behram Hasanov makalesinde Osmanlı-İran ilişkileri, Rus işgali ve Sovyet dönemi din politikaları çerçevesinde “Azerbaycan’da dini alana yön veren temel faktörler”i inceliyor, Sovyet döneminde dinin siyasi ve ideolojik boyutunun etkisiz hale getirilmesinin Azerbaycan kimliği üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ayrıca Sovyet döneminde Azerbaycan toplumunun yaşadığı özgün milletleşme tecrübesini irdelemekte, bu çerçevede Sovyet Azerbaycan’ında İslami yaşam tarzının milliyetçi duyguların ifade edilmesinde nasıl önemli bir kanal haline geldiğini anlatmaktadır. Sovyet rejiminin ideolojik milliyetçiliği baskı altında tutmasından dolayı Azerbaycan’da kültürel milliyetçiliğin ön plana çıktığını söyleyen Hasanov, bunun en önemli tezahürünün İslami yaşam tarzı olduğunu ifade etmektedir.

Ali Abasov, geniş bir tarihi arkaplan eşliğinde 1990 sonrası Azerbaycan’da İslam’ın “yeniden canlanma ve kurumsallaşma sorunları”na eğilmektedir. Çarlık döneminde Müslüman din adamlarının muhtelif araçlarla kontrol altında tutulduğunu, Sovyetler’de ise bu din alanının ateizm hamleleriyle sistem tarafından yok edilmeye çalışıldığını örnekleriyle gözler önüne seren Abasov, tarihi gelişme aşamaları ve nesiller arasındaki bağların nasıl da tamir edilemez şekilde koparıldığına dikkat çekmektedir. 1990 yılında Azerbaycan’da yüksek dini eğitim almış toplam 16 kişinin bulunduğunu kaydeden Abasov, bağımsızlık ilanı sonrasında gelişmeye başlayan din-devlet ilişkilerini, biri doğrudan (Dini Kurumlarla İş Üzere Devlet Komitesi) diğeri dolaylı (Kafkas Müslümanları Dini İdaresi) olarak devlete bağlı iki kurum yani resmi İslam ile otonom örgütlenmeler olarak ortaya çıkan gayriresmi İslam mensupları arasında siyasi ve manevi zeminde cereyan eden rekabet çerçevesinde ve çeşitli tartışmalar doğrultusunda (İslam ve demokrasi ilişkisi vs.) irdelemekte ve yeniden canlanma sürecinin karmaşık yapısına vurgu yapmaktadır.

Bayram Balcı ve Altay Göyüşov birlikte kaleme aldıkları “Sovyet Sonrası Azerbaycan’da Değişen İslam ve Sünni-Şii Ayrımı Üzerindeki Etkisi” başlığını taşıyan çalışmalarında tüm eski Sovyet coğrafyasında etkili olan dini canlanma olgusunu Azerbaycan özelinde Şii-Sünni farklılaşması ve rekabeti üzerinden irdelemektedirler. Ülkedeki Sünni ve Şii canlanmanın Azerbaycan dışındaki ülkelerle etkileşimini ele alan yazarlar, devletin söz konusu rekabet ve ayrışmayı azaltmakta yetersiz kaldığı, hatta Şii İran etkisini kırmak için Sünni Türk etkisine daha yakın durduğu ve bunu desteklediği tezini ileri sürmektedirler.

Elsever Samedov, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nde Din ve Devlet İlişkileri: Kurumsal-Yasal Çerçeve” adlı makalesinde 1991-2009 yılları arasında Azerbaycan’da din ve devlet ilişkilerinin kurumsal-yasal çerçevesini inceliyor. Özellikle, din eğitiminin yapılanması ile ilgili kanunları, resmi ve sivil kuruluşları ve bu kuruluşların faaliyetlerinin yasal temellerini, din-devlet ilişkileri çerçevesinde ortaya koyuyor. Ayrıca makalede Hristiyan misyonerlerin faaliyetlerine de yer veriyor.

Şammas Salur, “Azerbaycan Ulusal Kimliğinin İnşa Aracı Olarak Ders Kitapları” başlıklı makalesinde milliyetçilik kuramlarının sunduğu teorik malzemeyi kullanarak, Azerbaycan ulusçuluğunun ders kitaplarına nasıl yansıdığını irdeliyor. Ulusun zaman ve mekan bağlamında nasıl kurgulandığını anlamak açısından ders kitaplarının merkezi bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Salur, ders kitaplarından verdiği örneklerle, ulusçuluğu şu ya da bu şekilde nasıl içselleştirdiğimiz gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlıyor. “Türk ve Şark Halklarının Özgün Medeniyeti: Azerbaycan”, “Ayrıksıcı Önermelerden Doğan Özcülük”, “Azerbaycan Ulusçuluğunda Vatan Düşüncesi” ve “Devlet: Atalardan Devralınan Miras” altbaşlıkları ile yalnızca Azerbaycan değil kendi ulusçuluklarımız üzerinde de bizi düşünmeye zorluyor.

Sevinç Alkan Özcan, “Yurtdışındaki Azeriler ya da ‘Azerbaycan Diasporası’” başlığını taşıyan ikinci makalesinde, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından başta Rusya olmak üzere çevre ülkelere verdiği yoğun göçe dikkat çekmekte, bu çerçevede yeni bir diaspora grubu olarak kendini tanımlayan “Azerbaycan diasporası”nın kimlik tartışmaları içindeki konumunu irdelemektedir.

Cem Fırat, Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik kültür politikalarını Azerbaycan özelinde ele aldığı makalesinde, Azerbaycan’ın Latin alfabesine geçişinde Türkiye’nin katkılarını, iki ülkenin eğitim alanındaki ilişkilerini ve Türkiye’nin Azerbaycan’a yönelik dinsel politikalarını ve kitle iletişim faaliyetlerini inceliyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kapsamlı kültürel diplomasi politikalarından birinin Azerbaycan’a yönelik uygulandığını vurguluyor. Resmi aktörler kadar resmi olmayan aktörlerin de bu süreçte önemli roller oynadıklarına dikkat çekiyor.

“Azerbaycan Kültür Tarihinde Tasavvufi Hareketler” başlıklı makalesinde Mehmet Rıhtım bölgede tasavvuf tohumlarının daha ilk İslam fetihleri sırasında atıldığını söylemekte ve Azerbaycan’daki tasavvufi hareketlerin tarihi köklerine inmektedir. Azerbaycan’da tasavvuf temsilcilerinin ilk olarak 9. yüzyılda ortaya çıkmaya başladığını söyleyen Rıhtım, tasavvufun 12. yüzyıldan itibaren sistemleşmeye başladığını, Sühreverdiye tesiri ile oluşan Ebheriye, Zahidiye, Halvetiye ve Safeviye tarikatlarının bu bölgede ortaya çıktığını ve bunun yanı sıra Hurufilik, Kızılbaşlık, İşrakilik ve Ahilik gibi önemli mistik hareketlerin doğuşuna da bu bölgenin kaynaklık ettiğini ifade etmektedir.

Sabuhi Şahavatov, 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan’da yaşamış bir din alimi olan Mir Muhammed Kerim Bakuvi’nin (1853-1938) hayatı ve eserleri konulu makalesinde aynı zamanda uzun bir süre Bakü kadısı olan bu zatın hayatı ve eğitimi, yaptığı görevler, toplumsal faaliyetlerdeki müspet rolü, telif ve tercüme eserleri hakkında bilgiler vermekte ve çok yönlü bir din alimi portresi çizmektedir. 20. asrın başlarında Kur’an’ı ilk defa Azerbaycan Türkçesine tercüme eden ve bunun yanında bir tefsir de yazan Bakuvi’nin rejim düşmanlığıyla suçlanarak 83 yaşında Sovyet makamlarınca kurşuna dizildiğini aktaran Şahavatov, Azerbaycan’daki din alimi geleneğinin sekteye uğradığına işaret etmektedir.

Ali Ferhatov makalesinde, “Bahailik”, “Asif Ata ve Mutlak’a İman Ocağı” ve “İsa Muganna ve Saf Ağ İlmi” altbaşlıkları ile Sovyet sonrası Azerbaycan’da ortaya çıkan yeni dini-mesihçi hareketleri, din-devlet ilişkileri ve devletin bu hareketlere karşı tavrı çerçevesinde ele alıyor. Ayrıca diğer dini grupların bu hareketlere yönelik tavırlarına dikkat çekiyor.

Son olarak, makaleleriyle kitaba katkıda bulunan ve uzun süren editörlük sürecinde sabır ve anlayış gösteren tüm yazarlara, yayınlanma sürecinin başındaki değerlendirmeleri dolayısıyla Küre Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Yücel Bulut’a, yayın sürecindeki eleştiri ve katkıları dolayısıyla yayınevi editörlerinden Bilge Özel İmanbeyli’ye, ayrıca projenin ortaya çıkmasında verdikleri cesaret ve gösterdikleri ilgi nedeniyle Bilim ve Sanat Vakfı Başkanı Dr. Mustafa Özel’e teşekkürü borç biliriz.

 

Sevinç Alkan Özcan - Vügar İmanbeyli

2014

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.