Başöğretmenim Babam
% 15indirim

Başöğretmenim Babam

  • 15,00 TL12,75 TL

    hopi kampanyası
    0,64 Paracık
  • Tedarik Süresi 2 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

"Kocaman bir el ve üstesinden gelemediği şey olmayan bir güç… İlk dersim, ilk ezberim, ilk teşekkürümdü... Anneme olan sevgim babama karşı saygıya dönüşürken, elde ettiğim başarılar beni onun gölgesinde kalmaya ikna ederdi.

Evde babam, sokakta babam, okul kapısına kadar babam, içeri atılan ilk adımla birlikte o artık “öğretmenimdi”. Her yeni fikri yeşerttiği düşünce dünyası, zaman zaman bana bahçeydi. Şunu çok iyi öğrendim ki, çocuğuna başöğretmenlik yapabilecek bir anne-babayla hayat daha anlamlı ve aydınlık…" (Arka kapaktan)



ÖNSÖZ

Genç neslin yetişmesinde önemli bir ocaktır aile. Hayatın ilk denemeleri, ilk teşebbüsler, ilk akla gelenler zararsız ve korunaklı bir şekilde denenme imkânı bulur burada. Yeni doğan çocuk için imrenilerek bakılan, gözleri gözlerinden asla çekilmeyen, her nereye giderse arkasında “lütfen beni de götür” talebiyle, bazen yakarışlarıyla takip edilen baba, kültürümüzde bu ocağın reisi, kurucusu, para kaynağı, medarı iftiharı, başöğretmenidir.

Çoğu kez ötekine atılan cakanın, aşılmaz dağların fatihinin, bilinmez okyanusların kaşifinin ana dayanak noktasıdır “O benim babam!” bakışı. Dara düşüldüğünde akla gelen, altından kalkamayacağımız bir yükle karşılaştığımızda “şimdi babam olsaydı” diye iç çekilen, o varsa uzaklara kadar pervasızca koşulan, hatta bir canavara bile kafa tuttuğumuz anlarımız çok olmuştur. Neyi, nasıl bilmemiz gerektiği, çözümsüzlüklerle nasıl mücadele etmek, bilmediğimiz şeye önce nasıl yaklaşmak, başarısızlık yaşamışsak bunu başarıya nasıl çevirmek gerektiğinde hep onu yanımızda bulduk. Çoğu kez kahramanımız, hayatı öğrenmemize ve onunla baş etmemize yardımcı olmak için adanmış bir ruh, uçurumdan heyecan olsun diye atladığımızda bizi kesinlikle tutacağını bildiğimiz bir kaamettir baba.

Babayı anarken, ona bu rolü oynatanın asıl ana olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Canımız yandığında “anam!” diye bağırıp acıyan tarafımızı kavrayışımızı, ağlarken, kaybolmuşken, düşmüşken irade dışı “anne!” deyişlerimizi unutmamak gerek. Tarihten beri güç, beceri, bilgi, ilgi ve tecrübe farklılığıyla kendini hep hissettirmiş ocağın ikinci sahibi, aslında gizli tek sahibi, o yoksa ocağın anlamının ciddi derecede tartışıldığı, çocukların iki gözü, gecelerin rüya yorganı, sabahların sofrası, gündüzlerin çocuk bahçesi, ailemizin çadırı “rehber öğretmen”dir anne.

Ocağın tütmesi, türeyen nesle delalet eder. Dede ve ninelerimizce kurulan bu ocak, ana-babalarımızca devir alınmış, daha başlangıçta odalara, sofralara, yataklarımıza tütsülenen ahlak, terbiye, kişilik, ahde vefa, sorumluluk, hayırseverlik, korkusuzluk, girişkenlik, başarıdan yılmama, araştırma, her geçen gün daha çok bilme, öğrenme, bilmediğini merak etme gibi hasletler, kimi zaman sosyal dokunun zayıflığı, ailede yıpranan ilişkiler, ekonomik zorluklar ya da bireysel hırs ve tamah gibi sebeplerden dolayı yerini vurdumduymazlığa, haylazlığa, mızıkçılığa, hırsa, vicdansızlığa, emeğe saygısızlığa, bıkkınlığa, tembelliğe, kolaycılığa terk etmiş.

Tam burada, kimileri “anasının kızı”, “babasının oğlu”, kimileri de “ailenin”, “dedesinin - ninesinin torunu” ya da “mahallenin çocuğu” olarak aramızdan sıyrılıp çıkıvermiş hayata. Her kim ailede nasıl bir sosyal boyaya boyanırsa, yaşamı boyunca o boyanın izlerini taşımış. Her kimin dizi dibinde hakikate gözlerini açıyor ve dara düştüğünde onu yanında görüyorsa, geleceğe de onun gözleriyle bakmış. Başarısızlıktan yılmama, cesaret, hep yenilik peşinde olma, hatalardan ders çıkarma, hırs, azim, dayanma, cesaret, bilinmezi merak, kollama ve kolaçan etme, vatana sevgideki duyarlılık tam da babamız gibi, ağlayan çocuğa olan şefkatimiz, yağmur altındaki kediyi eve alışımız, sadaka isteyen dilenciye cömertliğimiz anamızın ak sütü gibi akıvermiş damarlarımızdan. Dün ana-babamız bu günlere gelmek için ne öğrenmeye gayret etti ve bunu nasıl başarmışsa, ülkenin büyükleri nasıl bir varoluş mücadelesi vermişse, yeni yetişen kuşakların da akıp giden suyun peşinde koşmaları, milli gün ve gecelerdeki coşkuları aynı heyecan içinde.

Bu nedenle bizi şekillendiren ve yetişkin hayatımızın başarısının temelini oluşturan babamız, annemiz ve diğer büyüklerimiz olmuş. Problemlere onların bakışıyla bakar, olayları onlar gibi irdeler, çözüm yollarını onların geçtiği yerlerde arar, bilgiye onlar gibi saygı duyar olmuşuz. Öğretmene saygıyı, kitabın kutsallığını, kalemin irfan aracı oluşunu, öğretmenin dizi dibinde oturmayı yine onlardan öğrendik. Bu ön hazırlıkların süresi, dozu, çeşitliliği ve ne kadarının içinde yer alışımız ilk kaleme dokunuşumuzun, tebeşirle ilk kez tahtaya yazışımızın, kitabın sayfalarını ilk çevirişimizin ritmini belirledi. Hangimizin kulağına “oku da, adam ol!” diye fısıldanmadı? Sabah okula giderken hangimizin gömleği özenle ütülenmedi, saçı taranmadı, ayakkabısı boyanmadı? Ah, çocukluk yıllarım… En son eşikten çıkarken sıvazlanan başım… Akşama kadar problemler karşısında dik durur, öğretmenin önüne gelince saygıyla eğilirdi.

Babamız bize kim ise, dünyaya bakışımız, hayata tutunuşumuz, olayları kavrayışımız da öyle bir yol alıyor. Bu nedenle bu eser, çocuğun ailede şekillenen bilişsel dünyasına baba ve çocuk arasındaki ilişkiler penceresinden bakmayı amaçlamıştır. Çalışma başlatılırken “çocuğun hayata hazırlanmasında ve özellikle bilişsel gelişiminin şekillenmesinde babanın hiç de azımsanmayacak rolü olduğu” ön fikri benimsenmiştir. Ortaya konan tezlerin temellendirilmesinde ise, toplum içinde eğitim ve öğretim bakımından sivrilip üniversiteye kadar gelmiş, analitik düşünebilen yirmi iki gencin babalarıyla çocukluk ve gençlik dönemi hikayelerinden yararlanılmıştır. Hikayelerde kimi öğrencilerin düşünüş, öğrenme biçimi ve hayata bakış açısından kendisini “babasının oğlu” kimisinin ise “babasının kızı” metaforlarıyla tanımlamaları dikkat çekmiştir. Babanın çocuğuyla kurduğu ilişki biçiminin, olayları değerlendiriş biçimi, problem çözmeye yaklaşımı, öğrenme stratejileri ve yolları olarak çocuğa etki ettiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle babanın bu etkisi çalışmada “Başöğretmenlik”le tanımlanıp öne çıkarılmış, kitabın adı da BAŞÖĞRETMENİM BABAM olarak tercih dilmiştir.

Bu çalışma, genç ve aydın neslin anne ve babalarına öykünerek kendilerine nasıl bir düşünüş, öğrenme, değerlendirme biçimini model aldıklarına ışık tutacaktır. “Türk tipi düşünüş”ün nesilden nesile akış yollarını da görebileceğimiz çalışma eğitim bilimlerinin yanında diğer sosyal bilimlere de kaynak sunacaktır.

Çalışmalara gönüllü katılıp görüşlerinin yayınlanmasına izin veren öğrencilerime, bilgilerin tasnifinde emeği geçen Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans öğrencim Şeyma Türk'e güzel ve okunabilir bir metin haline gelmesinde yardımlarını esirgemeyen Edebiyat Öğretmeni Ali Yazıcıoğlu’na, böyle bir çalışmanın kitap halinde yayınlanmasına hayatıyla esin kaynağı olan “Başöğretmenim” babama ve ona bu rolü yüklenmesine fırsat veren gizli kahraman “Rehber öğretmenim” anneme teşekkür ederim.

Doç. Dr. Cengiz Şimşek, 2015

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.