• Beni % 24indirim
    Beni
    Beni

Beni "Akkuyu"larda Merdivensiz Bıraktın

Türkiye'nin Nükleerle İmtihanı
  • 19,50 TL14,82 TL

    hopi kampanyası
    0,74 Paracık
  • Tedarik Süresi 2 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Beni “Akkuyu”larda Merdivensiz Bıraktın, Türkiye’de yeniden ama bu kez daha hararetli bir şekilde gündeme gelen nükleer enerji konusunu, şeffaf ve herkes için anlaşılabilir bir şekilde anlatıyor.


“Mülki ve idari erkân” tarafından sürekli “daha fazla enerji” deniyor. Türkiye’nin ekonomik gelişmesi ve sanayileşmesinin enerji açığını gidermeye bağlı olduğu vurgulanıyor. Bu ihtiyacı gidermenin yolu olarak da tehlikeli bir yöntem gösteriliyor: nükleer santral.


İşte bu can yakıcı meselede genel geçer hüküm ve algıların ötesinde gerçeklere, bizleri endişelendiren şeylerin ne olduğunu bilmeye ihtiyacımız var.


Niras ve BBC Media Action ortaklığındaki “Objective” isimli araştırmacı gazetecilik programının desteğini almış olan Beni “Akkuyu”larda Merdivensiz Bıraktın, bu denli güncel bir mesele hakkındaki ender ve bir o kadar da önemli bir çalışma…


Çernobil nükleer felaketi olduğunda 5 yaşındaydım. Anne ve babamın öğretmen olmaları hasebiyle Eskişehir’in bir köyünde ikamet ediyorduk. Evimize ilçeden her gün bir gazete geliyordu ama ben okumayı bilmiyordum. Bilsem de okumazdım zaten, zira ne gazeteden ne de TRT 1’in o meşhur haber bülteninden hoşlanıyordum. (Kuvvetle muhtemel hayatın ironisi eseri gazeteci oldum.) Demem o ki, “Çernobil” kelimesini hiç duymamıştım. Türkiye’nin genelinin benden pek farklı olmadığını ise sonradan öğrenecektim.

Anne babam bir gün aniden çay içmemi yasakladı benim. Tiryaki değildim elbet lakin çocukken de yasaklara pek gelemediğimden kaşlarım çatık, dudaklarım sarkmış, başım öne eğik, kollarım birbirine bağlı bir biçimde pufun üzerinde bir ileri bir geri giderek otururken bir yandan da nerden tutsam da maraz çıkarsam diye düşünüyordum. Bizimkiler durumu fark etmiş olacak ki; “zehir” üzerinden rızamı ürettiler. Daha önce hiç duymadığım kelimeler arasından “kaza”yı seçebildim bir tek. Bir de “Çernobil” hoşuma gitmişti, cafcaflı bulmuştum kelimeyi. Bütün o konuşmadan anladığım çayın içinde tıpkı çamaşır suyu gibi bir şey vardı. İçersem ölürdüm. İşte o madde de Çernobil’di. Ama kaza kelimesini hiçbir yere oturtamıyordum. Zorlamadım. Kaşığı bardağın kenarlarına çarpa çarpa şekeri eritme ritüelinden mahrum kalmayı da pek kolay kabullenmedim hani: Niye sadece bana yasaktı çay? Çernobil, anne ve babama bir şey yapmaz mıydı? Demlemeden önce sıcak suyla çalkalarsan çayı, büyüklere bir şey yapmazmış. Öyle dedi annem. Teyzemin okulundan bir hoca söylemiş. Teyzeme mi söylemiş? Hayır, babamınki gibi daktilosu varmış, onunla yazmış, bir yere göndermiş. İkna olmamıştım ancak çabalarım beyhudeydi. Zaten ne zaman çay diye tuttursam annem şekerli çay değil, çaylı şeker vererek midemin bulanmasına neden olduğundan zamanla çayın tadını unuttum. Sonraları ise herkes çay içerken çay içmemeyi son derece cool bulduğumdan çayla olan bütün ilişkimi kestim.

Aradan 3 yıl geçtikten sonra o “Çernobil” denen maddenin, öğrencilere dağıtılmak üzere gönderilen ve fakat anne babamın öğrencilerine dağıtmadığı fındıklarda da olduğu söylenecekti. Artık radyasyonu da Çernobil’i de biliyordum, tüm Türkiye gibi. Uzun bir süre fındık yemeyecek, üniversiteye başlayıncaya kadar ise hiç çay içmeyecektim. Annem demlik poşetler çıkana kadar yıllarca çayı sıcak suyla çalkaladıktan sonra demleyecekti. Ne olur ne olmazdı! Kimseye güven yoktu.

Bütün bu önlemleri almamıza neden olan o hocanın adını ise üniversitede öğrendim; ODTÜ’den Prof. Dr. İnci Gökmen. Tabii bir de bu çalışmada tek başına olmadığını; eşi Ali Gökmen, Olcay Birgül ve Aykut Kence’yle birlikte bu araştırmaları yaptıklarını ve küçük bir çocukları olduğundan okuldan atılma riskine karşın ortak bir biçimde Ali Gökmen’in raporu imzalamamasına karar verdiklerini... Ali Hoca’yla daha önce tanışma fırsatı bulmuş olsam da İnci Hoca’yla bu kitap sayesinde tanışacaktım, kendisinin ağzından dinleyecektim nasıl “nükleere hayır” dediğini.

(…)

(Önsöz’den)

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.