Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
% 10indirim

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

  • 8,00 TL7,20 TL

    hopi kampanyası
    0,36 Paracık
  • Gün İçinde Tedarik
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Bir hayale, bir vehme, bir söze bütün bir ömür feda edilebilir mi? Peki ya karşılık beklemeden duyulan bir sevgiye?


“Çocuğum öldü dün” diye başlıyor Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu… Acaba sevdiğinden başka gözü hiçbir şeyi görmeyen böyle bir kadının neleri göze alabileceğinin bir sınırı var mıdır? Hele bir de bu kişi sevdiğini herkesten daha iyi tanıyorsa… Ve gene bu kadının umursamaz, çapkın, eğlenmeyi seven ama birini sevmek, ona bağlanmak ve en önemlisi birinin kaderinden sorumlu olmak noktasında güdük kalmış bir insanı sevmesi ve onunla birlikte olması ağır bir bedel karşılığı oluyorsa… Peki, böyle bir bedeli ödemeye değer mi?


Bir yanda sayısız gönül macerası olan, ama sevgiyi, bağlılığı yaşama şansı belki de hiç gerçekleşmeyecek bir adam, diğer yanda sevdiği kişi uğruna kendi hayatından bile vazgeçen bir kadın…


Melodrama yaklaşan havasıyla biraz abartılı gibi görünse de, Zweig’ın akıcı ve güçlü anlatımıyla günümüzde artık yaşanmasına pek de ihtimal verilmeyen geçmişte yaşanan aşklara bir ağıttır belki de bu güzel hikaye…


İnsanlar, birbirlerine karşı olan davranışlarında çok dikkatli olmalıdırlar. Çünkü bir insan, sadece silah çekerek ya da öldürücü bir darbe vurularak öldürülmez. Bir insan, davranışlarla da öldürülür ve insanlar, günümüzde çıkarları doğrultusunda birbirlerini davranışlarıyla öldürmede hiçbir sakınca görmemektedir. Bu bakımdan bakıldığı zaman toplumda katil olmayan bir tek insana rastlamak mümkün değildir. Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu eserinde ölmüş bir insanın sevgiye, teselliye ve acımaya ihtiyacı olmadığını söyleyerek davranışlarımızla öldürdüğümüz insanlar ile ilişkilerimizi bir daha eski düzeye getiremeyeceğimizi ve bu nedenle davranışlarımıza dikkat etmemiz gerektiğini vurgulamıştır.
Aşkın anatomisini tüm detaylarıyla birlikte merak eden okurlar, Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu eserini eline alıp okumaya başladığı zaman aşkın anatomisini en ince detayına kadar incelemiş olacaktır. Aşkın ne olduğunu öğrenmek ve insanın tüm benliğinde nasıl tatlı rüzgarlar estirdiğini hissetmek istiyorsanız bu eserden istifade etmelisiniz. Bu eserin kapağını açınca karşınıza bir kadın çıkacak ve sana, beni asla tanımamış olan sana diyecek. Siz ise bu kadını hiç tanımıyorsunuz. Daha sonra size bu sözü söyleyen kadını tanımak için sayfaları çevirmeye başlıyorsunuz. Sayfaları çevirdikçe kadının, yüreğindeki büyük aşkın yaralarını görüyorsunuz. O aşk yaraları size ömrünüzü vermeyi göze aldığınız halde kavuşamadığınız aşkınızı hatırlatıyor. Hal böyle olunca da kadının yüreğindeki o aşk yaraları, sizinde yüreğinizde yaralar açmaya başlıyor. Sonra yanaklarınızda bir ıslaklık hissediyorsunuz ve elinizi yanağınıza götürdüğünüzde eliniz gözyaşlarınıza değiyor ve ağlıyorum diyorsunuz. Ama kadına değil, kendinize ve kaderinize ağlıyorsunuz. Öpemediğiniz, koklayamadığınız, sarılamadığınız, dertlerinizi paylaşamadığınız aşkınıza ağlıyorsunuz ve size, sana, beni asla tanımamış olan sana diye seslenen kadından daha beter oluyorsunuz.
Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu eserinde karşılıksız aşkı anlattığı için bu eseri eline alan her okur, bu eserin içeriğinde kavuşamadığı aşkını buluyor ve aşk acısı çektiği o günlere tekrar dönüyor. Bu eserin içeriğinde yer alan karşılıksız aşk hikayesini okudukça kabuk bağladığını düşündüğünüz aşk acısının, hiçbir zaman kabuk bağlamadığının ve devamlı kanamakta olduğunun farkına varıyorsunuz.
Stefan Zweig, 1881 yılında Viyana’da dünyaya gelmiştir. Yazar, varlıklı bir sanayicinin oğlu olduğu için dünyanın pek çok yerini gezme imkanı bulmuştur. Yazar, savaşa karşıtlığı ile de tanınmaktadır. Karısıyla birlikte 1942 yılında Avrupa’nın bulunduğu rezil duruma daha fazla dayanamayarak intihar etmiştir.
Yorum Sayısı: 1

Bir kadın, çocukluk yıllarından beri bir adama aşıktır ve bu aşkı, yıllarca içinde besleyerek büyütmüştür. Kadın, aşık olduğu adama aşkının derinliğini anlatan bir mektup yazmaya karar verir. Bu eser ise bu mektubu konu almıştır. Herkes, çocukların aşkının masumiyetliğini bildiği için çocukluk aşkını anlayışla karşılar. Çünkü çocukluk aşkında, karşı tarafa beslenen sevgi masumdur ve yaşanmak istemez. O aşk, yetişkinlik dönemine ulaşmayı başarırsa işte o zaman insanlar için masumiyetini yitirir....devamını oku

S
Selda Alaca  -   30.06.2016