Bir Şehir Kurmak
% 27indirim

Bir Şehir Kurmak

Turgut Cansever'le Konuşmalar
  • 28,00 TL20,44 TL

    hopi kampanyası
    1,02 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Modern Türkiye kendine özgü ev tipini ve şehir biçimlenmesini oluşturabilmiş midir? Türk kamu idare sisteminin merkezi niteliği şehirleşme serüvenimizde ne gibi sorunlara yol açmıştır? Yeni şehirler hangi kriterler doğrultusunda kurulmalı, mükemmel işleyecek bir şehir modeli nasıl olmalı, şehirler nasıl yönetilmelidir? Halkın bu yönetime doğrudan katılımını sağlamak mümkün müdür?

Turgut Cansever'in 1997 - 1998 yıllarında "Şehir Yönetim Düşüncesi" seminerlerinden hareketle hazırlanan Bir Şehir Kurmak'ta, Türkiye'de şehirleşme sürecinin meseleleri tartışılıyor, sorunların çözümüne dönük öneriler üzerinde duruluyor ve dahası yeni kurulacak şehirler için bir model ortaya konuyor. Turgut Cansever'in "Diyarbakır Suriçi Eylem Planı"nın taslak metni de ilk defa bu eserde gün yüzüne çıkıyor.

“Yaşadığımız şehir sanki bize ait değil, oturduğumuz ev yabancı birisinden ödünç alınmş gibi... Bu şehri kim düzenledi, bu evi kim inşa etti ve biz bu yabancı mekanlarda oturmak mecburiyetinde miyiz? Burada bir kimlik kurgulaması yapıyor: Hıristiyan Avrupa'dan miras kalan modernist kimlik ve İslam medeniyeti kimliği. Medeniyet tasavvurunun en önemli görünür öğesi kuşkusuz şehirdir. Bize özgü şehir ve ev, bizim uzmanlarımız ve uygulayıcılarımız tarafından bize ait bir talep üzerine inşa edilecektir.”

-Prof. Sadettin Ökten-


Takdim

Bu çalışma merhum üstat Turgut Cansever’in bundan takriben yirmi yıl önce Mahalli İdareler Okulu’nda yaptığı söyleşileri ihtiva ediyor. Konu, bize ait ev ve şehir tipi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bugün de özellikle şehirlerde hissettiğimiz yoğunluk ve sıkıntı Turgut Bey’in uzun zamanlardan beri gündemindeydi. Osmanlı sonrasında kurulan modern Türkiye kendine özgü ev tipini ve şehir biçimlenmesini oluşturamamıştır. Turgut Bey konunun içinden gelen bir mimar olarak ve geniş entelektüel birikimiyle bu konu üzerinde çile çekme mesabesinde yoğunlaşmış ve mesai harcamıştır. İlerideki sayfalarda bu mesainin meyvelerini bulacaksınız.

Merhum üstat Turgut Cansever, Osmanlı medeniyet yorumunun özgün temsilcilerine yetişmiş bir seçkin münevver idi. Genç yaşında mülâkî olduğu ve beslendiği bu çevreyi hayatının bütün safhalarında canlı ve diri tutmuş ve onlarla olan irtibatını hiçbir zaman kesmemiştir. Bu hususa ilaveten modern Batı’yı tarihi, felsefesi ve bu zihniyete dayanan mimari uygulamaları ile tanımış ve yorumlamıştır. Ayrıca Uzak Doğu felsefesini de bir hikmet arayıcısı olarak araştırmış ve incelemiştir. Turgut Bey bu teorik birikiminin yanında uygulamanın da içinde bulunmuş, tasarladığı eserleri inşa ettirme imkânına da kavuşmuştur. Ayrıca üstat Turgut Bey’in mimarlık eğitimi verme noktasında akademik bir deneyimi de bulunmaktadır. Bu hususlara son olarak Turgut Bey’in idari görevler aldığı gerçeğini de eklemek gerekiyor. Neticede ortaya çıkan bilge mimar, bizi ve dünyayı düşünce planında tanıdığı gibi duygu düzleminde de hissetmiş ve bu kazanımlarını idareci, tasarımcı ve uygulayıcı olarak hayatına aksettirmiştir. Bu kitapta okuyacağınız satırlar böyle bir kalemin düşünce ve duygu dünyasından zuhur etmiştir.

Merhum Turgut Bey bize ait bir ev tipi ve şehir yapılanmasının, halen yaşadığımız bu modern dünyada mevcut olmadığından söz ediyor. Bunun sonucunun da bir sıkıntı ve bunalım olarak karşımıza çıktığını belirtiyor. Bu tespitlerinde ne kadar doğru, haklı ve öngörülü olduğunu bugün içinde yaşadığımız şehirlere ve oturduğumuz evlere bakarak çok daha iyi anlıyoruz. İçinde yaşadığımız şehir sanki bize ait değil, oturduğumuz ev de yabancı birisinden ödünç alınmış bir mekân gibi hissediliyor. Bu şehri kim düzenledi ve bu evi kim inşa etti ve biz bu yabancı mekânlarda oturmak mecburiyetinde miyiz? Söyleşiler esas itibarıyla şu soru ile başlıyor: Biz kimiz, bu mekânları inşa edenler kimler ve bu mekânları niçin böyle inşa etmişler? Burada doğrudan doğruya bir kimlik sorunuyla karşılaşıyoruz. Turgut Bey burada meseleyi baştan ele alıyor ve iki büyük kimlik kurgulaması yapıyor. Birisi Hıristiyan Avrupa’dan miras kalan modernist kimlik, bir diğeri de İslam medeniyeti kimliği. Bu temel üzerine hayatın bütününü inşa eden medeniyet tasavvurunun en önemli görünür öğesinin kuşkusuz şehir olduğunu biliyoruz. Bizim şehrimizin ve evimizin, bize ait medeniyet değerlerinin dış dünyaya yansımasıyla gerçekleşeceğini de Turgut Bey çok veciz ve vazıh bir şekilde ifade ediyor. Şu halde bize ait olan şehir ve ev, bizim uzmanlarımız ve uygulayıcılarımız tarafından bize ait özgün bir talep üzerine inşa edileceklerdir. Buradaki “biz” sözcüğü bizim medeniyetimize ait olma ve hayatı bu medeniyetin değerleri üzerinden kurgulama anlamını taşıyor. Merhum üstat, bu gerçeği söyleşilerin muhtelif yerlerinde defaatle beyan etmiştir.

Bu sürecin nasıl işleyeceğini de Turgut Bey’in yukarıda ifade edilen nitelikleri arasında bulmak kabildir. Kendisi mimar yetiştiren okulların programlarından başlayarak bir değerlendirme yapıyor. Bize ait olanın bu okullarda nasıl verilmesi gerektiğini özlü cümlelerle anlatıyor. Yine yukarıda değinilen uygulamaya ait tecrübelerine istinaden verdiği birçok örnekte uygulamalardaki yanlışları belirtiyor ve doğruları işaret ediyor. Ancak işin özünün bize ait bir talep yaratmak olduğunu da hiçbir zaman göz ardı etmiyor. Sonunda bütün mesele ahlaki değerlerle donanmış kitlenin ihtiyacı olan ve arzu ettiği şehrin ve evin, yine aynı ahlaki değerlerle donanmış olan uzmanlar ve uygulayıcılarla oluşturulması gerçeğine dayanıyor. Bu süreçte bir yanlış veya eksik olduğu zaman sonucun olumlu olmayacağı aşikârdır. Bilge mimar konunun daha iyi anlaşılması için verdiği negatif örneklerde şu hususu vurgulamaktadır: Toplumu belli ahlaki ölçülere göre yönetip yönlendirmezseniz konut ve ev sorunu vahşi ve sınırsız arzuların hakim olduğu bir savaş alanına, zulmün ve merhametsizliğin yönettiği bir kaosa döner. Bugün yaşadığımız ortamı düşündüğümüzde bu tespitin ne denli geçerli olduğunu takdir etmek siz okuyuculara kalmıştır.

-Prof. Dr. Sadettin Ökten
Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.