• Geceleri, Sokaklarda
    Geceleri, Sokaklarda
    Geceleri, Sokaklarda

Geceleri, Sokaklarda

Öyküler (1925-1930)
  • Geçici olarak temin edilemiyor
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Geceleri, Sokaklarda, Cesare Pavese’nin henüz on yedi yaşındayken kaleme almaya başladığı ve ölümünün ardından yayımlanan öykülerini ve öykü taslaklarını içeriyor. Öykülerin başkişileri, hayatın kıyısında kalmış, sınırlarda gezinen insanlar: Pavese’nin alter ego’su diyebileceğimiz, sanatçılığın ilk yaratım sancılarını varoluşsal düzlemde deneyimleyen, yazar olmayı arzulayan genç; bohem hayatın aksak ritminde savrulan sanatçı; insanca yaşamayı umut eden dilenci ve fahişe; bir ressama modellik yaptığı kısacık anlarla hayata tutunmaya çalışan genç kız; sanata ve aşka duyumsadığı tutkuyu ölümle sonsuz kılmak isteyen müzisyen… Kimi derin bir varoluşsal tutkuyla, kimiyse yılgınlıkla; yaratıcıları gibi onlar da hayatın kendilerine dayattığı koşullar bünyesinde bir “yaşama uğraşı” verir.Bu “yaşama uğraşı” ise derin bir yalnızlıkla sarılıdır.


Geceleri, Sokaklarda, 20. yüzyıl Avrupa edebiyatının en güçlü kalemlerinden Cesare Pavese’nin sonraki yapıtlarında belirleyici olacak biçemsel ve tematik gücü, onun kendine özgü soluğunu müjdeler; bu anlamda edebiyat tarihi için de değerli bir belge niteliğindedir.


GENÇLERİN SAVAŞIMLARI

 

Yaşamımın sevinçlerini ve acılarını dile getirdiğim sayfalar.
Şimdi, bunları yazarken (III. bölümden sonra) 17 yaşındayım.

Yükseklere ulaşabilecek miyim?
Yoksa bu yaptığım, bana asla bir şey vermeyecek
ve acı çektirecek verimsiz bir çaba mı?

15 Aralık 1925


Kente geri dönmek için evde son hazırlıklar yapılıyordu; çünkü ekim ayının ilk günleri gelip çatmıştı.

Odalarda valizler ve çamaşır yığınları arasında dolaşmaktan sıkılınca dışarı çıkıp tepenin eteğindeki patikada yavaş yavaş yürümeye başladım. Gece yağan yağmur yüzünden yerler hâlâ çamur içindeydi; günbatımının zayıf ekim güneşi de toprağın kurumasına yetmemişti. Yerde kahverengi ve sarımsı kuru yapraklar vardı, ara ara esen soğuk rüzgârla birlikte kestane ağaçlarının ıslak dallarından yine yapraklar düşüyor ve yolun iki kenarında birikiyordu. Uzaklarda, tepelerin üstünde parça parça sis bulutları dolaşıyordu.

O ölmekte olan doğada ellerim arkamda, başım önümde, kaşlarım çatık, düşüncelere dalmış yürüyordum.

Yaz boyunca yaptığım gibi dikkatimi bir konuya vermeye çalışıyor, günlerin hiçbir başarı kaydedemeden akıp gitmesinin bende yarattığı sürekli yılgınlık hissini yenmek için biraz düşünmeye zorluyordum kendimi.

Ama aklım her zamanki gibi başka şeylere takılıyor ve derin bir düşünce üzerinde duramıyordu: Bunun üzerine içim içimi yiyor, kendimi zorlayınca boynum kasılıyor, iki büklüm, ağlayacak gibi oluyordum.

Bu halde yürürken ara sıra başımı kaldırıp bakıyor ve o kır manzarasında güzel, yüce bir şeyler olduğunu hissediyordum; ama ne olduğunu tam olarak anlayamadığım ve onu kelimelere dökemediğim için çok üzülüyordum.

Gördüklerimden zevk almaya çalışıyordum ama hiçbir şey içimdeki uyuşukluğu geçirmiyordu. Yolun açık kısımlarından üzerime serin bir rüzgâr esiyordu ama (bu) beni pek ilgilendirmiyordu. Her güzellik, her şiir karşısında beceriksizliğimden ürkmüş, her şeyde bir hiç olduğumdan emin, öfkeyle yürüyordum. Huyumun özelliklerini uzun uzun düşünüyor, çok büyük kusurlarını görüyor ama onları gidermeyi ciddi bir biçimde düşünecek gücü kendimde bulamayınca sonsuz bir yorgunluk ve rahatsızlık duyuyordum. İnsanüstü bir zafer hayal ediyor; ama en ufak bir üne bile sahip olamayacağım kaygısıyla perişan oluyordum.

Vasat biri olmaktan o kadar korkuyordum ki, herkesten habersizce ölmeyi yeğleyecek durumdaydım; başarısız denemelerime tanık olacak kâğıttan bile utanıyordum.

Başarılı olacaksam tamam, ileri! Ne pahasına olursa olsun, hemen; ama yarı yolda duracaksam neden başlayacaktım ki? En iyisi kenara çekilmek, herkes tarafından unutulmak, hatta kendi kendini unutmak.

Yavaş adımlarla yürüyor ve o yaz son kez göreceğim yerlere bakıyordum.

(…)

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.