Dünya Bu Kadar: Dantel gibi işlenmiş ilişkiler
Aylin Balboa28.4.2015 - Salı

Dünya Bu Kadar
Dünya Bu Kadar
İletişim Yayınları
“Bir ikindi kahvaltısı yapacaklardı. Güneş gelmedi.” Kesin çocuğun başına bir iş geldi diye endişeli anneler gibi dizlerimi döverek başladım Dünya Bu Kadar’ı okumaya. Fakat hemen akabinde, Güneş’in babası Turan Bey’in anlatıldığı kısımda, Güneş’i unutup oturuşumu düzeltme ihtiyacı duydum. Zira Turan Bey, karşısında öyle gevşek gevşek durabileceğiniz adamlardan değildi. İkinci sayfaya henüz geçmiştim ki Güneş’in annesi Mükerrem Hanım’dan, nasıl yapsam da bir yolunu bulup dantel örneği istesem diye düşünürken buldum kendimi.

Akış boyunca, ülkenin birçok mecrasında dolaşıp, birinin bıraktığı halkayı bir diğerinin tutmasıyla oluşan uzun bir zincir kurulmasına şahit oluyoruz. Kitaptaki bütün karakterleri anlatıp da okuma zevkinizi azaltmayacağım elbette. Söylemeye çalıştığım şey şu; Mahir Ünsal Eriş, kısa ve hızlı geçişlerle anlattığı karakterleri o kadar iyi betimliyor ki, onların gerçekliğinden bir an bile kuşku duymuyor, bilakis, gerektiğinde bir şey danışabilirmiş, kitap çıkışı bir yerlerde kahve içip sohbet edebilirmişsiniz gibi hissediyorsunuz.

İtiraf etmem gerekir ki, ikinci bölüm başlayana kadarki kısımda, hikâye çok savruldu, yazar bu kadar karakteri nasıl dizginleyecek diye tereddüt ettim. Fakat devam ettikçe gördüm ki, Mahir Ünsal Eriş, hiçbir şeyi haybeden anlatmamış. Çatallanmış gibi görünen bütün yolları, iğne deliği ihtimallerden geçirip muazzam bir bütünlük çıkarmış ortaya.

Macar yazar Frigyes Karinthy, Chains isimli kısa hikâyesinde, dünya üzerindeki herhangi iki insanın, birbirlerine “en fazla 6 insan uzaklığında” olduğuna dair bir teori ortaya atmıştı. Sonrasında bilim dünyasında da ilgi gören bu teori “6 Degrees of Seperation” adıyla anılmaya başlandı. İşte Mahir Ünsal Eriş’in ilk romanı Dünya Bu Kadar da, bu teoriyi doğrular nitelikte. Birbirleriyle hiçbir alakası yokmuş gibi görünen insanları, hiç akla gelmeyecek ilmiklerle birbirine bağlayıp adeta Mükerrem Hanım’ınkiler gibi bir dantel örüyor Eriş.

Mahir Ünsal Eriş’in, kelimeleri seçişindeki özen ve zarafete hayran olmamak elde değil. Dilin iyiden iyiye kirlendiği ve yavanlaştığı şu günlerde, bize yeniden sözlük açtıran yazarlar da ayrıca bir saygıyı hak ediyor diye düşünüyorum.

Romanın beni en sıkı yakaladığı yer define haritası oldu. Çünkü küçüklüğümden beri define avcılığına bayılırım. Gördüğüm her değişik taşın dibini kazdığım için annemden sopa yemişliğim bile var. Neymiş, biber fidelerini ezmişim. Ya ben define diyorum kadının aklı fikri biberlerinde. Her neyse.

Kitabın sonuna geldiğimde, ha buldular ha bulacaklar diye heyecanla beklediğim definenin aslında başka yerde olduğunu gördüm. Eriş, romanın akışına, hiç sezdirmeden başka yazarların kitaplarına dair şeyler gömmüş. İyi okurlar için cümlelerin altına müthişkulade bir define haritası çizmiş yani. Üstelik bunu o kadar maharetle yapmış ki kurgunun arasında asla sırıtmıyor. Hatta bulmak için dikkatli gözlere ihtiyacınız var. Ben 42 tane saydım, eminim daha fazlası da vardır. Bu anlamda, Eriş bizi bir yandan da eğlenceli bir edebiyat defineciliğine davet ediyor diyebiliriz.

Mahir Ünsal Eriş, öykücü olarak girdiği ve bu alanda Sait Faik ödülüyle taltif edildiği edebiyat ringinde, romancılığıyla da kendine yer açmayı başarıyor. Yazarın girişte kullandığı alıntıyı sona ekleyerek bitirmek istiyorum.

“burası dünya ya hu,
burası bu kadar işte!”