• İstanbul Balık Kültürü% 27indirim
    İstanbul Balık Kültürü
    İstanbul Balık Kültürü

İstanbul Balık Kültürü

  • 25,00 TL18,25 TL

    hopi kampanyası
    0,91 Paracık
  • Tedarik Süresi 2 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derdi eskiler. Doğrudur. Ama bazen şaşırtıcı unutulmuşluklara şahit oluyoruz; Kandilli’deki Edip Efendi Yalısı’nın yarım yüzyıl önceki mukimi Asaf Muammer gibi… Kendisi romancı, hikâyeci, ressam, gazeteci, siyasetçi… Ve İstanbul’a dair dikkat çekici hassasiyetlere sahip usta bir balıkçı.

Bu kitap, hem bu unutulmuşluk perdesini bir parça olsun aralamak hem de İstanbul balık kültürüne katkıda bulunmak maksadıyla Asaf Muammer Bey’in kaleme aldığı bazı yazıları ve kendisiyle yapılan röportajları bir araya getirmektedir.

Kitap, İstanbul kültürünün alamet-i farikası olan özelliklerden bir tanesini, maalesef artık büyük ölçüde yitirdiğimiz leziz balıklarını hatırlatmanın yanında balıkçılık mesleğinin inceliklerine de değiniyor. Aynı zamanda balıkçı pazarındaki ve piyasasındaki işleyişe dair ipuçlarını yakalayabileceğimiz sıcak sohbetler yer yer dertleşmeye,  yer yer tatlı atışmalara evriliyor. Eski Boğaziçi’nin günlük hayatına dair samimi anıların da yer aldığı bu yazılar, görsel malzemeleriyle belgesel tadını ihtiva ediyor.


Kitap Hakkında

Balık ve Balıkçılık dergisinin Ocak 1955 tarihli sayısında “Yakın Tarihlerden Birkaç Yaprak” üst başlığı altında balık üzerine derin bilgi sahibi meçhul bir kimse ile yapılan bir röportaj yer almaktadır. Bu röportaj aradan bir yıl geçtikten sonra ikincisi yayımlanmak üzere devam etmiş, Ocak 1955’ten aralıklarla Nisan 1958 yılına kadar toplam 21 sayı neşredilmiştir.

Mülakatları gerçekleştiren Rıdvan Tezel, her ay yalısına giderek mülakatlar yaptığı ve “muhterem beyefendi”, “aziz muhatabım”, “asalet resmeden muhterem muhatabım”, “sahib-i hâne”, “(yalının) güngörmüş sahibi”, “nurani yüzlü zât-ı muhterem”, “zât-ı âlî” gibi hitaplarla seslendiği bu meçhul balıkçının ismini vermemiştir.

Mülakatlar arka arkaya okunduğunda aktarılan bilgilerin başka yerlerde rastlanılamayacak kadar derinlikli bir arka plana dayandığı görülür. Bu yazılar her hâlde İstanbul’da balıkçılık kültürüne dair en geniş bilgi hazinelerinden birisidir.

Genelde usta balıkçıların edebî kudreti pek güçlü olmadığı için ifade kabiliyetleri de tabiatıyla oldukça donuktur. Onların yazılarında sadece konuya dair teknik bilgiler bulunmakla beraber okuduğunuzda edebî bir haz duyamazsınız. Mesela Sıtkı Üner’in kitabı böyledir. Bazen de balıkçılığa tutkun edebiyatçılar güzel anlatımlı metinler ortaya koyarlar, Ahmed Midhat Efendi’nin, Ahmed Rasim’in daha sonra yayımlanması düşünülen metinleri bu gruba girer. Bunlar balıktan, balıkçılıktan anlarlar; fakat bunların çok çok iyi balıkçılar olduklarını söylemek de zordur. Hâlbuki burada konuşan meçhul şahıs öyle mi? Bu kitaptaki bilgilerle diğer balıkçılık literatürünü karşılaştıranların bu nokta dikkatlerinden kaçmayacaktır.

Balıkçılık oldukça haşin ve zorlu bir iştir. Normal olarak yalıda büyümüş bir şahsın biraz nazlı büyütülmüş olabileceği akla gelebilir ve sonbaharın kışa döndüğü ve Boğaziçi meltemlerinin insanı üşüttüğü demlerde denizin üzerinde muannit bir eda ile hedefine kilitlenmiş bekleyemeyeceğini de zannedebiliriz, fakat öyle değil. Özellikle bu işten anlayanların indinde bu şahıs Marmara’daki taş balıkçılığının üstadı olarak bilinir.

 

Ayrıca bugün bu metinlere baktığımızda bir İstanbul beyefendisinin nezaheti de dikkatleri çeker. Bu meşakkatli uğraşının üstesinden gelip de konuyu bu üslupta anlatmak esasen önemli bir husustur. Dikkate değer noktalardan birisi, balıkçı argosuna hatta balıkçı diskuruna dair bölümlerin bir İstanbul beyefendisinin ağzında törpülendiği gerçeğine şahit olunmasıdır.

Peki ya bu meçhul kişi kimdir? Bu şahsın kimliğinin tebellür ettirilmesi gerekli. İlk önce Burhan Oğuz’un hatıraları imdada yetişti. Kitabının başlarında yazar eniştesinden bahsediyor ve onun nasıl usta bir balıkçı olduğunu anlatıyordu. II. Abdülhamid döneminin sonlarında Boğaziçi’nde gerçekleştirilen lüfer avcılığının –ki ekâbir takımının önemli bir kısmı da bu şehrayine katılıyordu– parlaklığını anlattığı satırlar Burhan Oğuz’un kitabında Asaf Muammer referansıyla aynen tekrarlanıyordu. Bu önemli fakat yeterli olmayan bir karineydi. Bunun üzerine meçhul balıkçıyla yapılan konuşmaları yeniden okudum. Burada konuşmaların gerçekleştirildiği mekân Kandilli’deki bir yalıydı. Burhan Oğuz da yaz aylarını Kandilli’deki eniştesinin yalısında geçirdiğinden bahsediyordu. Sonra Burhan Oğuz’un bir başka kitabına müracaat ettim. Oğuz, bu kitabında elinizdeki derlemedeki ilk yazının –isim kaydedilmemiş olmasına rağmen– Asaf Muammer’e ait olduğunu ifade ediyordu.

İkinci bir nokta, burada kendisi ile konuşulan şahıs Marmara’da taş balıkçılığında çok yüksek bir rütbeye sahip olan müstesna bir balıkçıydı. Bu bağlamda Eşref Şefik, Asaf Muammer’in taş balıkçılığında nişanları, kerterizleri iyi bilen birisi olduğu gerçeğinden hareketle bu tür kimselerin bir taşın yerini söyleme konusunda eşlerini kıskanmaya oranla daha hasis olduklarından bahsetmektedir. Asaf Muammer bu yazıya cevap vermiştir. İsim verilerek söylenilen bir ifadeye cevap verme zorunluluğu da bu röportajların Asaf Muammer’e ait olduğunun bir başka göstergesidir.

Bu karinelerle yazıların Kandilli’de Edib Efendi Yalısı’nda oturan Asaf Muammer Bey’e ait olduğu hakkında herhangi bir şek ve şüphe kalmamış, meçhul balıkçının şahsı aşikâr hâle gelmişti.

Peki ya niçin yazarın adı açıkça belirtilmemişti? Bu yazılar hangi sebeple meçhul bir balıkçı ile yapılan konuşmalar olarak takdim edilmiş, sadece konuşmaları gerçekleştiren Rıdvan Tezel’in adıyla yayımlanmıştı? 1938 yılı içerisinde Asaf Muammer’in “Ressam” mahlasıyla yazdığı yazılar mevcuttur. Yine aynı yıl kaleme aldığı ve bu kitabın ikinci bölümünü oluşturan yazılarda Asaf Muammer “Balıkçı” mahlasını kullanmıştır. Bu noktada Şevket Rado sıra dışı bir bilgi veriyor: “Eski muharrirlerden Asaf Muammer, yazmayı bıraktıktan sonra evden hiç çıkmadan hep orada kalırmış.”Rado’nun bu ifadesini “deniz ve balık faslı hariç” şeklinde anlamak gerekir. Çünkü Asaf Muammer’in yazı hayatını sona erdirdikten sonra yaklaşık çeyrek asır denize ve balığa çıktığı biliniyor.

***

Kitabın ortaya çıkışında Rıdvan Tezel ismindeki bu meçhul şahsa çok şey borçlu olduğumuzu –hassaten– belirtmek gerekir.

Rıdvan Tezel’in gerçekleştirdiği bu röportajlar aslında Asaf Muammer’in böyle bir seri mülakatlara ikna edildiğini de ima eder. 21 defa Kandilli’ye bu maksatla gidip bu işlerin en önde gelen şahsiyetlerinden biriyle konuşması Asaf Muammer’in bu konudaki üstün bilgisinin bize ulaşmasının önemli duraklarından birisidir. Yoksa bu bilgiler de şu anda “gemiler geçmeyen bir ummanda” olacaktı.

Kime ait olduğu belirtilmemiş olmasından mıdır yoksa bölüm bölüm tefrika edilmesinden midir bilemiyorum, literatürde bu yazılardan pek kimselerin haberi olamamış.

Röportajları yapan Rıdvan Tezel’in “Muhterem Beyefendi”ye şu soruları neden sormadığı da merak edilen hususlar arasındadır: Balıkçılığa ne zaman başladınız? Balık iptilâsı ailenizden tevarüs ettiğiniz bir özellik midir? Balıkçılık bir aile geleneği midir?

***

Asaf Muammer’in balıkçılığı hakkında çok fazla şahadete ihtiyaç yoktur. Hakkında çok fazla şey yazılmış da değildir. Bu konuda önemli şahsiyetlerden birisi olan Eşref Şefik bir yazısında Asaf Muammer’le ilgi şunları yazıyor:

Son zamanlarda meydana çıkan balık meraklılarının Boğaz balıkçılığından ziyade Marmara balıkçılığına heveslendiklerini görüyorum. Marmara balıkçılığı yaz mevsiminde de yapıldığı için, deniz gezintileriyle ve kotracılıkla karıştırılarak deniz avcılığının haşin ve hoyrat taraflarını yumuşatmak mümkün oluyor.

Amatör Marmara balıkçılığını taş balıklarına inhisar etmiş tarzda muhakeme etmek doğru olur sanırım. Taş balığı da deyince nişan meselesi meydana çıkar.

Marmara nişanlarının kerterizlerini profesyonel balıkçılara parmak ısırtacak kadar bilen yegâne meraklı Kandillili Asaf Muammer Bey’i göstermek hakşinaslık olur. Esasen bir profesyonel balıkçının Asaf Muammer Bey kadar Marmara’nın balık, böcek ve istakoz meralarını ve nişanlarını bilmesine imkân yoktur. Hava patladığı zaman yalnız kollarına güvenerek kürekle sahili bulmağa mecbur olan kendi meralarından uzaklara gidememek zorundadırlar. Pek son zamanlardadır ki, profesyonel balık kayıklarına birer takma motor alarak kendi meralarından biraz uzaktaki nişanlara gidebiliyorlar. Bakir taşlar ve nişanlar da takma motorlarla kaçamak gidilen av partilerinde öğrenilemez. Nişanları senelerce emek mukabili öğrenenlerin ise, bir balık taşını karılarından fazla kıskandıkları muhakkaktır.

Asaf Muammer Bey altındaki büyük motorlu tekne ile senelerce Marmara’da gezmiş, avlanmış, değişen havaya, mevsime ve rüzgâra göre balık nişanlarının verimini tecrübe etmiş kültürlü bir insandır. Balıkçılığa ve denize aklını vermiş, vasıtası ve imkânları geniş kültürlü bir meraklının, basit tahlilli düzinelerce profesyonel[e] bedel olduğunu kabul ederek Asaf Muammer Bey’in Marmara balıkçılığındaki derecesini tayin edebiliriz. Gençliğini denize ve balık avına vakfetmiş olan Asaf Muammer Bey’in geçen seneden beri karaya çekildiğini haber aldım. Kudurmuş rüzgârlar ve homurdayan dalgalar içinde geçen gençliğinin en derin ve en şahlanmış hatıralarını yaşadığı günlerde olduğu gibi bugün de şahitsiz ve dostsuz hatırlayan bu Marmara üstadının bildiği, gördüğü bakir nişanları şimdiki nev-heveslere verip vermeyeceğini bilemem. Bildiğim bir şey varsa, yelken ve deniz seyranlarına karışık Marmara balıkçılığına heveslenenlerin Asaf Muammer Bey derecesini bulmaları için uzun seneler lâzım gelecektir. Acaba o uzun seneler de kâfi gelecek mi?

Yelken ve seyran zevki ile melezleştirilmiş balık merakı, balık zevkini katıksız ve halis bir tarzda duyan bir insandaki dereceyi sadece eskimekle bulur mu bilemem?

***

Kitapların değişik kaderleri vardır. Elinizdeki kitap boyutuna varan seri mülakatlar 50 yıldan fazla bir derginin sayfaları arasında kaldıktan sonra Türkçe literatürün en önemli balık kitapları arasında yerini almaktadır. Böylece Asaf Muammer’in 1902 ve 1918 tarihinde yayımlanan kitaplarından sonra bu kitabının yayımlanması bugüne kadar beklemiş oluyor.

Kitabın içindeki dipnotlar iki türlüdür. Sayı ile verilen dipnotlar mülakatları yapan kişi tarafından konulan notlardır. (*) işareti ile verilen dipnotlar ise kitabı hazırlayan tarafından konulmuştur.

Bu kitabı yayımlamaya niyet ettiğimde Asaf Muammer Bey’in hayat hikâyesinin henüz daha yazılmamış olduğunu bilmiyordum. O sebeple müracaat kitaplarına baktım. Ansiklopedilerde hakkında malumat yoktu. Osmanlı Müellifleri’nde de yoktu. Özege Katalogu’nda kendi namına kayıtlı yalnız iki kitabın künyesi bulunuyordu. Her iki İstanbul Ansiklopedisi’nde de hakkında bilgi mevcut değildi. Sicill-i Osmânî’de ve Zeyl’lerinde de ismi geçmiyordu. Arşivde Sicill-i Ahvâl Defterleri’nde de ismine rastlanamadı, çünkü memuriyeti yoktu. Ailesinden kimseye de ulaşmak mümkün olmadı. Bu sebeple bir kişinin hayat hikâyesini sıfırdan inşa etmeye çalışmanın nasıl bir şey olduğunu Asaf Muammer Bey örneğinde öğrenmiş bulunuyorum. Bu meyanda biyografi yazarlığının ne kadar önemli olduğu da şahsi tecrübemden ortaya çıkmış bulunuyor. Bu noktada yukarıda adı geçen kitapların yazarlarıyla birlikte bu işlerin büyük üstadı olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ı da hayırla yâd etmekte fayda var.

Bu yazı Asaf Muammer Bey’in hayat hikâyesini ortaya koymak iddiasından uzaktır. Yazarın üzerine müstakil çalışmaların gerekliliği aşikârdır.

Bu kitabın birinci bölümü 1955-1958 yılları arasında Balık ve Balıkçılık dergisinde yayınlanan Rıdvan Tezel’in Asaf Muammer ile gerçekleştirdiği röportajlardan oluşuyor. Bu boyutta balık üzerine bir röportaj veya bir hatıra literatürde bulunmamaktadır.

İkinci Bölüm ise 1938 yılında Asaf Muammer’in “Balıkçı” mahlasıyla Tan gazetesinde yayınlamış olduğu yazılardan meydana gelmektedir. Kendisi ilk bölümde “18-20 sene evvelki Tan gazetesi koleksiyonları gözden geçirilecek olursa, bu mevzuda, çok sert yazılara, tartışmalara rastlanır” ifadeleriyle bu yazılara dikkat çekmişti.

Bir de Ekler Bölümü mevcut. Bunların ilkinde Asaf Muammer’in dedesi İbrahim Edib Efendi hakkında yazdığı bir mektuba yer verildi (Ek 1). Bu mektupta dedesi ile beraber aile hakkında da önemli bilgiler yer almaktadır. Bir diğer ek, kitapta Eşref Şefik’in kurulmasına önayak olduğu Amatör Balıkçılık Kulübü ile ilgilidir. Balık ve Balıkçılık dergisinde bu konudaki yazı ek olarak alındı (Ek 2). Son olarak balığı satanlarla alakalı bir yazı da eklendi (Ek 3).

Bu kitap yayımlamayı düşündüğüm Boğaziçi Kitaplığı’nın ilkidir.

 

Ruhi Güler

Altunizade/Üsküdar, 05.05.2014

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.