Anne-Baba & Aile E-Kitapları

Yayınevi/Marka
23 öğeden 1-16 arası gösteriliyor.
Sayfa  1 - 2
  • Moral Dünyası Dergisi Sayı:131/ Resulullah'ın Sofrasına Buyurmaz mısınız?
    e-kitap

    Moral Dünyası Dergisi Sayı:131/ Resulullah'ın Sofrasına Buyurmaz mısınız?

    E-Kitap
    Günlük yaşantımız içerisinde sürekli karşımıza çıkan çeşit çeşit yemek tarifleri, nasıl besleneceğimizi, neyi yeyip, neyi yemeyeceğimizi söyleyen birçok uzman kişinin görüşleri, günlük beslenme alışkanlıklarımızın şekillenmesine yol açan kapitalizm kültürü, daha çok kâr elde edebilmek için genetiğiyle oynanan besinler, sofralarımızın ahengini bozdu. Oysa Allah (c.c.) açık bir biçimde bize doğru yeme içme biçimini anlatmış ve Resûlullah (a.s.m.) da yaşantısı ile bunu örneklemişti. Namazı nasıl kılacağımızı, nasıl giyineceğimizi, hatta nasıl uyuyacağımızı ayet ve hadislere bakarak öğrenmeye çalışan bizler; elbette sofralarımızı kurarken, yerken içerken de herkesten önce Rabbimize ve O’nun Resûlüne (a.s.m.) danışmalıydık. Moral Dünyası dergisi olarak bu sayımızda Efendimizin (a.s.m.) sofrasını kapak dosyamıza taşıdık. Dosyamızın en orijinal yönü, Efendimizin (a.s.m.) 1400 yıl önce yediği yemeklerin hadislerde ve siyer anlatımlarında geçen tarifleriyle yeniden sofralarımıza taşınması… Kapak dosyamızın yazarı Ülkü Mensure Solak, uzun yıllar süren araştırmaları sonucu elde ettiği bilgilerle Efendimizin (a.s.m.) zamanında hazırlanan yemekleri o günün şartları içerisinde yeniden sofralarımıza taşıdı. Aslında bu konunun orijinal bir yönü de bizlere yeni sünnetleri hayatımızda uygulama alanı açması. Efendimizin (a.s.m.) yediği yemekleri yiyerek yeni sünnetleri hayatımıza tatbik edebiliriz. Dergimizin bu sayısında yeni ve orijinal dosyalarımız sizleri bekliyor. Nuriye Çeleğen ile yapılan röportaj Hz. Fatıma’yı tanıma yolunda yeni ufuklar açarken Ömer Baldık tarafından hazırlanan çocuk eğitimi dosyasında Efendimizin (a.s.m.) çocuklara davranışı hakkında bilgiler edineceksiniz. Yavuz Bahadıroğlu yeni fatihler yetiştirme yolunda ebeveynlere ve topluma düşen görevlere değinirken Mehmet Paksu üç aylar ve Ramazan ayının faziletlerine dikkatlerimizi çekiyor.
    5,00  TL
  • Moral Dünyası Dergisi Sayı:132 / Seyahat Terapi
    e-kitap

    Moral Dünyası Dergisi Sayı:132 / Seyahat Terapi

    E-Kitap
    Seyahat etme merakı belki de insanlık tarihi kadar eski. Yeni yerler keşfetme, yeni bilgiler öğrenme, yeni insanlarla tanışma her zaman cazip gelmiştir insanoğluna. Kimbilir belki de eski âlimlerin seyyah olmasının ardında da bu nedenler yatmaktadır.   Günümüzde seyahat etme eskiye nazaran hem daha kolay hem daha yaygın. Eskiden seyyahların sayısı bir elin parmaklarını geçmezken bugün artık hemen hemen herkes yılın belli dönemlerinde seyahat planları yapıyor. Peki seyahat niçin ve neden yapılmalı? Sadece tatil amaçlı mı olmalı yoksa insanın kendini ve yaşadığı çevreyi, toplumu, dünyayı tanımaya yönelik mi olmalıdır? Belli bir amaç ve gayeyle yapılan seyahatler mi yoksa öylesine yapılan seyahatler mi insana faydalıdır? Dergimizin bu sayısında bu ve benzeri sorulara cevaplar bulmaya çalışıyoruz. Uzman Klinik Psikolog Rukiye Karaköse kendi tabiri olan “Seyahat Terapi” etrafında bir seyahatin hangi amaçlara ve gayelere matuf olması gerektiğini söylüyor. Karaköse, yazısında “Hangi amaçla yapılırsa yapılsın, seyahat; insanın yaşadığı coğrafyayı, alışkanlıklarını, yani aslında ‘dünya’sını, o dünyaya ait projelerini, tanıdık yüzleri bırakıp, bilmediği ve yeni kazanımlar elde etmeyi umduğu, yabancılarla dolu bir başka dünyaya gitmesidir. İnsan bu yabancılıkta aynı zamanda kendini tanır, tanıdıkça kendini rahatsız eden taraflarını görür ve bu yönlerinden kurtulur.” diyor. Bir diğer kapak dosyamızda ise nereye niçin seyahat edilmesi gerektiğinin ipuçlarını veriyoruz. Dergimizin diğer dosyalarında Pedagog Yasemin Çelikkol sizleri çocuklarınıza pozitif rehberlik yapmaya çağırırken, İlahiyatçı Yazar Mehmet Paksu bin aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir Gecesi’ne dikkatlerimizi çekiyor. İlahiyatçı Yazar Esma Sayın ise imani kavramları hafıza teknikleriyle kalbimize ve ruhumuza yerleştirmenin yollarını öğretiyor. Bir sonraki sayımızda buluşuncaya kadar Allah’a emanet olunuz…
    5,00  TL
  • Moral Dergisi Sayı: 120 / Yaşlılarımız
    e-kitap

    Moral Dergisi Sayı: 120 / Yaşlılarımız

    E-Kitap
    Meşhur hikâyedir. Elden ayak düşmüş babasını şehirden uzak bir yere götüren adama çocuğu sorar: “Baba, dedemi nereye götürüyoruz?” Adam, “O artık yaşlandı, bize rahatsızlık veriyor. Uzak bir yere götürüyoruz” diye cevaplar soruyu… Çocuk bir an durur ve şöyle der: “Baba yaşlanınca ben de seni böyle mi yapacağım?” Baba şoke olur, şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez. Gerisin geri dönerler. Çocuğundan büyük bir ders almıştır. Allah ömür verir de yaşarsak, hepimiz eli bastonlu birer ihtiyar olacağız. İki adım atınca nefes nefese kalacak, dizlerimize battaniye atmadan oturamayacak, bir bardak suya bile uzanamayacağız. Çocuklarımızdan, yakınlarımızdan ilgi bekleyeceğiz. Bir de kronik hastalığa tutulmuş, yatalak olmuşsak… Düşünmesi bile ürpertici değil mi? Bu ayki kapak dosyamızda, bir anlamda geleceğimizi ele aldık, yarınımızı bugüne getirdik. Yaşlılarımızın, büyüklerimizin, anne-baba, dede ve ninelerimizin bizden beklentilerini hatırlamaya/hatırlatmaya çalıştık. Bizden ne bekliyorlar, ne umuyorlar, nasıl ilgi bekliyorlar, onu işlemeye gayret ettik. Mehmed Paksu, meseleyi Kur’an, sünnet ve Risale-i Nur ekseninde ele aldı. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Balkanlıoğlu, konunun sosyolojik yönüne değindi. Prof. Dr. Sefa Saygılı, olaya psikiyatrist olarak yaklaştı. Dünya Yaşlanma Konseyi Başkanı Dr. Kemal Aydın ise, bir yaşlı uzmanı olarak önemli konulara dikkat çekti. Ayrıca bu sayıda mutasavvıf kişiliğiyle öne çıkan, yazar Ömer Tuğrul İnançer’le “Kur’an-ı Kerim’i nasıl okumalıyız, hayatımıza nasıl geçirmeliyiz?” muhtevalı bir röportaj gerçekleştirdik. İlahiyat köşesinde Kenan Demirtaş, “fazilet” kavramı üzerine istifadeye medar bir yazı kaleme aldı. Selim Gündüzalp’le yeni bir beraberliğe adım attık; inşaallah bundan sonraki sayılarda da onun tefekkür eksenli yazılarını okuyacağız. 23 Mart 1960, Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin dar-ı bekaya irtihalinin 54. sene-i devriyesi… Onu hatırlamaya vesile olacak yazıları da dergimizin sayfaları arasında bulacaksınız. Hepinizi Allah’a emanet ediyor, dualarınızı bekliyoruz.
    3,00  TL
  • Moral Dergisi Sayı: 121 / Varlık İmtihanı O’na Uymakla Mümkün (A.S.M.)
    e-kitap

    Moral Dergisi Sayı: 121 / Varlık İmtihanı O’na Uymakla Mümkün (A.S.M.)

    E-Kitap
    Köylünün evinde buğday ekmeği bulunmazdı, yedikleri arpa ekmeği ile bulgur pilavı idi. İkinci Dünya Harbi zamanlarında o arpa ekmeği de göğe çekildi. Köylü ot yayıldı. Evet evet, dağlarda ot toplar, onunla geçinirlerdi. Dükkânların üst taraflarında ön yüzü cam, teneke kutular sıralanırdı. Ceketlerin koluna sürülerek parlatılmış elmalar bu kutulara konur, ancak hastaya, lohusaya elma götürülür; diğer zamanlarda pek yenmezdi. Çünkü elma çok lüks bir meyveydi. Köylü, yemeni denen bir ayakkabı giyer, her yırtılışında otomobil lastiğinden bir yama vurdururdu. Ve giymeye senelerce devam ederdi. Köylünün büyük bir kısmı, bu yemenilerin eskimemesi için, çok zaman yalınayak gezer, pek az kişi devamlı giyerdi.” Bu ifadeler, Türkiye’nin 40’lı yıllarını anlatan 1979 baskılı “Babalarımızdan Zenginiz” isimli kitapta geçiyor. Bunları okuyunca “şimdi dedelerimizden daha zenginiz” diyesi geliyor insanın… Ve “varlıkla imtihan yoklukla imtihandan zordur” sözünü de hatırlamadan geçemiyoruz. Evet, bugün nimet içinde yüzüyoruz. Sofralarımızın ana menüsüne soğuk-sıcak ara yiyecekler eşlik ediyor, gardıroplarımız birkaç defa giydikten sonra yüzüne bakmadığımız kıyafetlerle dolup taşıyor, yazlık-kışlık ayakkabılarımızı koyacak yer bulamıyor, birkaç senede bir mobilyaları eskimeden değiştiriyoruz. İhtiyaca göre yaşamıyor, modaya göre şekil değiştiriyoruz. Kısacası imtihanların en büyüğüyle sınanıyoruz. Şükürsüzlükle, kanaatsizlikle, israfla, savurganlıkla, cimrilikle ve bencillikle savruluyoruz. Varlığımızın dünyada bereketini görmediğimiz gibi, ahiretimizi kaybetmekle de yüz yüze kalıyoruz. Nisan ayı Efendimizin (a.s.m.) kâinatı şereflendirdiği kutlu bir ay… Bu vesileyle kapak dosyamızı O’nun ders halkasında yetişmiş “zengin sahabileri”ne ayırdık. Varlıklarını nasıl ve nerede kullanmışlar, zenginliklerini kimlerle paylaşmışlar, şükürlerini nasıl ifa etmişler, israf-infak dengesini nasıl kurmuşlar? Prof. Dr. Ali Seyyar’la yaptığımız röportaj bu konuda bize ipuçları sunuyor. Ayrıca, Mehmed Paksu’nun kaleme aldığı “Ailede sevginin kutsal kaynağı: Efendimizin (a.s.m.) aile hayatı”, Vehbi Vakkasoğlu’nun “Çocuk eğitiminde Muhammedî metot” başlıklı makalesi, Cemil Tokpınar’ın “Tarikat-ı Muhammediye (a.s.m.) Namaz Tesbihatı” isimli yazısı, Çeşm-i Nur bölümümüzde yer alan makaleler, Kutlu Doğum münasebetiyle ele aldığımız konular… Bu vesileyle bu nurlu mevsimin hayatınıza yeni bir “manevî bahar” sayfası açmasını diliyor, “varlık âleminin sultanı” Efendimizin (a.s.m.) şefaatine nail olmanızı diliyoruz.Köylünün evinde buğday ekmeği bulunmazdı, yedikleri arpa ekmeği ile bulgur pilavı idi. İkinci Dünya Harbi zamanlarında o arpa ekmeği de göğe çekildi. Köylü ot yayıldı. Evet evet, dağlarda ot toplar, onunla geçinirlerdi. 0 0 1 375 2139 Libronet 17 5 2509 14.0   Normal 0 false false false TR JA X-NONE   /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman";}   Dükkânların üst taraflarında ön yüzü cam, teneke kutular sıralanırdı. Ceketlerin koluna sürülerek parlatılmış elmalar bu kutulara konur, ancak hastaya, lohusaya elma götürülür; diğer zamanlarda pek yenmezdi. Çünkü elma çok lüks bir meyveydi. Köylü, yemeni denen bir ayakkabı giyer, her yırtılışında otomobil lastiğinden bir yama vurdururdu. Ve giymeye senelerce devam ederdi. Köylünün büyük bir kısmı, bu yemenilerin eskimemesi için, çok zaman yalınayak gezer, pek az kişi devamlı giyerdi.” Bu ifadeler, Türkiye’nin 40’lı yıllarını anlatan 1979 baskılı “Babalarımızdan Zenginiz” isimli kitapta geçiyor. Bunları okuyunca “şimdi dedelerimizden daha zenginiz” diyesi geliyor insanın… Ve “varlıkla imtihan yoklukla imtihandan zordur” sözünü de hatırlamadan geçemiyoruz. Evet, bugün nimet içinde yüzüyoruz. Sofralarımızın ana menüsüne soğuk-sıcak ara yiyecekler eşlik ediyor, gardıroplarımız birkaç defa giydikten sonra yüzüne bakmadığımız kıyafetlerle dolup taşıyor, yazlık-kışlık ayakkabılarımızı koyacak yer bulamıyor, birkaç senede bir mobilyaları eskimeden değiştiriyoruz. İhtiyaca göre yaşamıyor, modaya göre şekil değiştiriyoruz. Kısacası imtihanların en büyüğüyle sınanıyoruz. Şükürsüzlükle, kanaatsizlikle, israfla, savurganlıkla, cimrilikle ve bencillikle savruluyoruz. Varlığımızın dünyada bereketini görmediğimiz gibi, ahiretimizi kaybetmekle de yüz yüze kalıyoruz. Nisan ayı Efendimizin (a.s.m.) kâinatı şereflendirdiği kutlu bir ay… Bu vesileyle kapak dosyamızı O’nun ders halkasında yetişmiş “zengin sahabileri”ne ayırdık. Varlıklarını nasıl ve nerede kullanmışlar, zenginliklerini kimlerle paylaşmışlar, şükürlerini nasıl ifa etmişler, israf-infak dengesini nasıl kurmuşlar? Prof. Dr. Ali Seyyar’la yaptığımız röportaj bu konuda bize ipuçları sunuyor. Ayrıca, Mehmed Paksu’nun kaleme aldığı “Ailede sevginin kutsal kaynağı: Efendimizin (a.s.m.) aile hayatı”, Vehbi Vakkasoğlu’nun “Çocuk eğitiminde Muhammedî metot” başlıklı makalesi, Cemil Tokpınar’ın “Tarikat-ı Muhammediye (a.s.m.) Namaz Tesbihatı” isimli yazısı, Çeşm-i Nur bölümümüzde yer alan makaleler, Kutlu Doğum münasebetiyle ele aldığımız konular… Bu vesileyle bu nurlu mevsimin hayatınıza yeni bir “manevî bahar” sayfası açmasını diliyor, “varlık âleminin sultanı” Efendimizin (a.s.m.) şefaatine nail olmanızı diliyoruz. Köylünün evinde buğday ekmeği bulunmazdı, yedikleri arpa ekmeği ile bulgur pilavı idi. İkinci Dünya Harbi zamanlarında o arpa ekmeği de göğe çekildi. Köylü ot yayıldı. Evet evet, dağlarda ot toplar, onunla geçinirlerdi. Dükkânların üst taraflarında ön yüzü cam, teneke kutular sıralanırdı. Ceketlerin koluna sürülerek parlatılmış elmalar bu kutulara konur, ancak hastaya, lohusaya elma götürülür; diğer zamanlarda pek yenmezdi. Çünkü elma çok lüks bir meyveydi. Köylü, yemeni denen bir ayakkabı giyer, her yırtılışında otomobil lastiğinden bir yama vurdururdu. Ve giymeye senelerce devam ederdi. Köylünün büyük bir kısmı, bu yemenilerin eskimemesi için, çok zaman yalınayak gezer, pek az kişi devamlı giyerdi.” Bu ifadeler, Türkiye’nin 40’lı yıllarını anlatan 1979 baskılı “Babalarımızdan Zenginiz” isimli kitapta geçiyor. Bunları okuyunca “şimdi dedelerimizden daha zenginiz” diyesi geliyor insanın… Ve “varlıkla imtihan yoklukla imtihandan zordur” sözünü de hatırlamadan geçemiyoruz. Evet, bugün nimet içinde yüzüyoruz. Sofralarımızın ana menüsüne soğuk-sıcak ara yiyecekler eşlik ediyor, gardıroplarımız birkaç defa giydikten sonra yüzüne bakmadığımız kıyafetlerle dolup taşıyor, yazlık-kışlık ayakkabılarımızı koyacak yer bulamıyor, birkaç senede bir mobilyaları eskimeden değiştiriyoruz. İhtiyaca göre yaşamıyor, modaya göre şekil değiştiriyoruz. Kısacası imtihanların en büyüğüyle sınanıyoruz. Şükürsüzlükle, kanaatsizlikle, israfla, savurganlıkla, cimrilikle ve bencillikle savruluyoruz. Varlığımızın dünyada bereketini görmediğimiz gibi, ahiretimizi kaybetmekle de yüz yüze kalıyoruz. Nisan ayı Efendimizin (a.s.m.) kâinatı şereflendirdiği kutlu bir ay… Bu vesileyle kapak dosyamızı O’nun ders halkasında yetişmiş “zengin sahabileri”ne ayırdık. Varlıklarını nasıl ve nerede kullanmışlar, zenginliklerini kimlerle paylaşmışlar, şükürlerini nasıl ifa etmişler, israf-infak dengesini nasıl kurmuşlar? Prof. Dr. Ali Seyyar’la yaptığımız röportaj bu konuda bize ipuçları sunuyor. Ayrıca, Mehmed Paksu’nun kaleme aldığı “Ailede sevginin kutsal kaynağı: Efendimizin (a.s.m.) aile hayatı”, Vehbi Vakkasoğlu’nun “Çocuk eğitiminde Muhammedî metot” başlıklı makalesi, Cemil Tokpınar’ın “Tarikat-ı Muhammediye (a.s.m.) Namaz Tesbihatı” isimli yazısı, Çeşm-i Nur bölümümüzde yer alan makaleler, Kutlu Doğum münasebetiyle ele aldığımız konular… Bu vesileyle bu nurlu mevsimin hayatınıza yeni bir “manevî bahar” sayfası açmasını diliyor, “varlık âleminin sultanı” Efendimizin (a.s.m.) şefaatine nail olmanızı diliyoruz.
    3,00  TL
  • Moral Dünyası Dergisi Sayı:130 / Kadına Şiddet Değil Şefkat
    e-kitap

    Moral Dünyası Dergisi Sayı:130 / Kadına Şiddet Değil Şefkat

    E-Kitap
    Üstad Bediüzzaman, “Herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır” der ve bu hanenin saadetini iki şeye bağlar: “Samimi, ciddi, vefadarane hürmet” ve “hakiki, şefkatli, fedakârane merhamet”… Bunların olmadığı yerde ne olur? Kavga ve şiddet! Ne yazık ki, kadına şiddet haberlerini çok fazla duyar olduk. Eşiyle sorun yaşayan erkek, çareyi şiddette arıyor. Ve ne gariptir ki, aynı kişiyle evini ve yatağını paylaşıyor. Ve o yuvadan huzur bekliyor. Erkek; hürmet bekliyorsa şefkatli olmalı, vefa bekliyorsa fedakâr olmalı, huzur bekliyorsa sabırlı olmalı… Diliyle konuşmalı, eliyle değil… Kollarını sarılmak için kullanmalı, savurmak için değil… Muhabbetle bakmalı, hiddetle değil… Geri adım atmasını bilmeli, gerektiğinde alttan almalı, affetmek şiarı olmalı… Saadet istiyorsa sevmeli, merhamet etmeli, şefkat göstermeli; dövmemeli, el kaldırmamalı, şiddete başvurmamalı… Hayvana bile şiddeti yasaklayan bir inancımız var; kaldı ki insana… Hem de en yakınına, hayat arkadaşına, en mahremini paylaştığı hanımına, çocuklarının anasına… Feryat ve figanın, ağlama ve inlemelerin hüküm sürdüğü bir hayat, hayat mıdır? Çocukların köşe bucak kaçtığı, kan revan içinde kalmış bir “anne”nin olduğu yuva, yuva mıdır? Sığınılacak çınar olması, ailesini koruyup kollaması gerekirken otoritesini şiddetle gösteren bir adam, “adam” mıdır? Bu sayıdaki konu başlığımız: “Kadına şiddet değil şefkat”… Psikolojik Danışman Mehtap Kayaoğlu, “Şiddet ne insanî ne de İslamîdir” diyerek kadına şiddetin arka planını yazdı. Hazar Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu ile dernek çalışmalarını ve “şiddet mağduru” kadınları konuştuk. Yavuz Bahadıroğlu, geleneklerimizde kadına şiddetin olmadığını yazdı. Mehmet Paksu ise, “Şefkat ailenin hamurudur” başlığıyla ailede olması gereken şefkati kaleme aldı.
    3,00  TL
  • Moral Dünyası Dergisi Sayı: 122 / En Büyük Kariyer Annelik
    e-kitap

    Moral Dünyası Dergisi Sayı: 122 / En Büyük Kariyer Annelik

    E-Kitap
    Akademik kariyerinin zirvesinde profesör bir anne, ileri yaşlarda çocuk sahibi olur. “Kariyer mi, çocuk mu” denkleminde tercihini kariyerden yana kullanır ve çocuğunu bakıcı bir kadına emanet ederek tekrar üniversitenin yolunu tutar. Ancak aklının yarısı çocuğunda, yarısı okulundadır. Bir gün içinde bir daralma hisseder, erken saatlerde eve döner. Kapıyı açtığında gördüğü manzara dehşettir: Bakıcı kadın koltukta uyumakta, 1,5 yaşındaki çocuk da onun ayak parmağını emmektedir. Yaşadığı şokun etkisiyle çılgına döner. Kadını kovar, kendisi de tekrar yuvasına döner, çocuğuna annelik yapmaya başlar. Bu ve benzeri pekçok hikâye vardır çalışan kadınlar ve çocuklarıyla ilgili… Son yıllarda “bakıcı kadın” talebi o kadar arttı ki, bu başlı başına bir sektör haline geldi. Çocuğuna bakıcı kadın arayan “anneler” ve bakacak çocuk arayan “kadınlar”… Herhangi bir kadın, yabancısı olduğu bir çocuğa gerçek manada “annelik” yapabilir mi? Onu şefkatiyle doyurabilir mi, sevgi ihtiyacını karşılayabilir mi, anne sıcaklığını ona verebilir mi, en önemlisi “anne kokusu” tattırabilir mi? Çocuğu nasıl bir kültürle yetiştirir, ona neler anlatır, neyin ideallerini verir, nasıl bir dünya sunar; bu bilinebilir mi? Ya anne… Kalp huzuruyla çalışabilir mi, sağlıklı bir zihinle akademik kariyer yapabilir mi? İçini kemiren acıyı dindirebilir mi, bile isteye “yetim” bıraktığı çocuğunun başka bir kadını “anne” bilmesine tahammül edebilir mi? Bitmek bilmeyen sorular… Bu ayki konumuzu anneliğe ve gerçek annesi ile bakıcı kadın arasında duygu karmaşası yaşayan “zavallı” çocuklara ayırdık. Psikolog Berrin Göncü Işıkoğlu ile istifadeye medar bir röportaj yaptık. Aile ve çocuk eğitimi üzerine kitapları olan ve aynı zamanda iyi bir anne olduğuna şahitlik ettiğimiz Gülay Atasoy, çalışan anneleri ve onların “zavallı çocuklar”ını kaleme aldı. Çocuğu olduktan sonra çalışmayı bırakıp kendini çocuğuna adayan Özlem Gölcü Candemir ise bize bir annenin dünyasını anlattı. Ayrıca dergimizin sayfaları arasında birbirinden güzel yazı ve röportajlar yer alıyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan’la “gençlik ve müzik” üzerine yaptığımız röportaj, Yavuz Bahadıroğlu’nun “şehzade katli” ile ilgili yazısı, Metin Karabaşoğlu’nun “Mü’minler nasıl kardeş olur?” başlıklı yazısı, sevilen programcı Bekir Develi ile yaptığımız röportaj, Talha Uğurluel’in kaleme aldığı “Eyüp” yazısı bunlardan bazıları… Mayıs ayıyla birlikte mübarek bir mevsime girdik. Hepinizin üç aylarını ve Regaip ve Miraç kandillerini tebrik ediyor, iki cihan saadeti diliyoruz.
    3,00  TL
  • Moral Dünyası Dergisi Sayı: 123 / Kur’an Eğitimi İçin Yaz Fırsatı
    e-kitap

    Moral Dünyası Dergisi Sayı: 123 / Kur’an Eğitimi İçin Yaz Fırsatı

    E-Kitap
    Her anne-baba çocuğunun geleceği için pekçok fedakârlıkta bulunur. Güzel bir işinin olması, iyi bir kariyere sahip olması, mutlu bir hayat sürmesi için bütün imkânlarını seferber eder. Okullara gönderir, özel kurslar aldırır, hocalar tutar; en iyi eğitimi alması için her çareye başvurur. Bunlar elbette gereklidir. Ancak onu, ebedî hayatını ilgilendiren bir eğitimden mahrum bırakırsa bunun ızdırabını hem çocuğu hem kendisi iki dünyada da çeker. Yaz tatili çocukların dinlenip eğleneceği, gezip tozacağı bir dönem… Ama aynı zamanda Kur’an eğitimi için eşsiz bir fırsat. Her mü’min ebeveyn bu fırsatı değerlendirmeli, çocuklarının ebedî hayatına yatırım yapmalı. Efendimiz aleyhissalâtü vesselam, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” buyuruyor. Ve Cenab-ı Hakk’ın, çocuğuna Kur’an-ı Kerim öğreten anne-babanın boynuna kıyamet günü bir gerdan takacağını, önceki ve sonraki bütün insanların ona hayranlıkla bakacağını ifade buyuruyor. Dergimizin bu sayısında “yaz tatilinde Kur’an eğitimi” konusunu çalıştık. Eğitimci-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, “Yaz tatilinde çocukları Kur’an’la buluşturun” mesajı verdi. Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Erbaş, Diyanet’in yaz aylarında açtığı Kur’an kurslarından bahsederek “Yaz ayları Kur’an eğitimi için fırsata dönüştürülmeli” dedi. “Fotoğrafik ve hafıza tekniğiyle on derste Kur’an öğreten” Selçuk Hatun Camii İmamı İbrahim Tunç bu sistemin ipuçlarını verdi. Yazar Mehmed Paksu da Kur’an’ın sadece lafzen öğretilmesiyle kalınmamasını, Kur’an’ın manası üzerine de çalışmalar yapılmasını söyleyerek, “Her ev bir Kur’an medresesi olmalı” dedi. Sayfalarımızın arasında daha pekçok harika yazıyla karşılaşacaksınız. Yavuz Bahadıroğlu’nun ezanın yasaklandığı dönemi anlatan yazısı, İhsan Atasoy’un Bekir Berk ve Ayasofya’yı anlatan makalesi, Fatma Meva Kutlu’nun Prof. Dr. Kemal Sayar’la yaptığı röportaj bunlardan birkaçı… Haziran ayı içerisinde mübarek Berat Kandili’ni kutlayacağız ve Ramazan ayına merhaba diyeceğiz. Hepinizin kandilini ve Ramazan’ını kutluyor, hayatınızın Kur’an’la nurlanmasını diliyoruz.
    3,00  TL