İnanç & Maneviyat Kitapları

Yayınevi/Marka
33 öğeden 1-16 arası gösteriliyor.
Sayfa  1 - 3
  • Keşkül Dergisi Sayı: 17

    Karton Kapak
    Hazret-i insan ya da kendisi de bir hazret-i insan olan İbnü’l-Arabî Hazretleri’nin deyişiyle insan-ı kâmil. Hakk’a ve halka ait bütün varlık mertebelerinin kendisinde cem’ olduğu ve Cenâb-ı Hakk’ın, ruhumdan ruh üfledim buyurduğu insan, hem bu özelliği hem de Hakk’ın sûretinde yaratılmış olması hasebiyle âlemdeki varlıkların en kâmilidir zaten. Bu mânâda bütün insanlar bi’l-kuvve yetkindir ancak hazret-i insan olabilmek için bi’l-fiil yetkin olmak gerekir ki nebîler ve velîler böyledirler. Allah’ı ancak onlar bilir çünkü Allah’ın mazharıdırlar. Mutlak anlamda yegâne hazret-i insan ise Efendimiz (s.a.v.)’dir. Diğer nebîler ve velîler O’na tâbidir.   Cenâb-ı Hakk, Elest Bezmi’nde “Elestü bi Rabbiküm” diye sual buyurduğunda buna “Belâ” diye cevap verdi ruhlarımız. Unutmamamız gereken tek şey, bu hitab ve o hitaba karşılık verdiğimiz sözdür. Mûsıkînin de ilk meşki olan bu hitaba bağlanan, bağlı kalan insan, hazret-i insan olma şerefine nâil olur. Dünyaya geliş gayemiz de budur. Elest Bezmi’nde Yaradan’a verdiği sözü tutmak üzere bu dünyaya nüzûlünden sonra insan, burada Hakk’a layık bir kul haline gelerek tekrar Rabbine urûc etmelidir ki, yaratılış gayesini gerçekleştirmiş olsun. Bahâeddîn Veled’in dediği gibi: “Biz Allah’tan gelip yine Allah’a gidiyoruz.” Zaten aslolan yol ve yolculuk da budur. Hz. Mevlânâ gibi insan-ı kâmiller bize bu yolda nasıl yürüyeceğimizi öğretiyorlar, yoldaki tehlikelerden bizi koruyacak rehberleri tanıtıyorlar.   Bu sayımızda Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, İbnü’l-Arabî’nin hazret-i insan anlayışını yazarken Doç. Dr. Ekrem Demirli, bu büyük sûfînin insan tasavvurunun dayandığı kavramlara dair bir tahlil yaptı. Doç. Dr. Abdullah Kartal ise İbnü’l-Arabî ve Abdülkerîm Cîlî’nin görüşleri ekseninde metafizik bir ilke olarak insan-ı kâmili irdeledi. Prof. Dr. Cihan Okuyucu, Mesnevî-i Şerîf ’teki insanlık panoramasını kaleme aldı. İnsanın tekâmülünün ana kaynağı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyeleri ve güzel ahlâkıdır, diyen Dr. Mustafa Merter insanın hazret-i insan olmasına mâni olan engelleri ve bunların nasıl bertaraf edileceğini anlattı. Emin Işık hazret-i insan hazret-i Kur’ân yansımasından bahsederken, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, şerefli nesebinden geldiği Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetname’sindeki hazret-i insanı yazdı. Savaş Barkçin, mûsıkî ve hazret-i insan ilişkisini vurguladığı yazısında hazret-i insan olmanın yolunun Elest Bezmi’ndeki nidayı ve ona verdiğimiz cevabı hiç unutmamaktan ve buna göre yaşamaktan geçtiğini ifade etti.   Bu sayıda ayrıca değerli mûsıkîşinas ve neyzen Ahmed Şahin ve usta sedefkâr, ahşap oyma sanatçısı Hüsamettin Yivlik ile yapılan keyifli ve ufuk açıcı röportajları ve daha pek çok kıymetli yazıyı da bulabilirsiniz. Yeni sayılarda buluşmak ümidiyle…
    6,70  TL10,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 33

    Karton Kapak
    Hz. Mevlânâ’nın  Hakk’a vuslatının 741. Yıldönümü’nde  Keşkül Dergisi’nden Hz. Pîr için yeni bir sayı daha...   Yaşadığı 13. asra ve günümüze kadarki tüm zamanlara mührünü vurmuş  bir sûfî: Hazret-i  Pîr Mevlânâ Celâleddîn Rûmî... Ve onun yolu Mevlevîlik... Mevleviyye için Hazret-i Mevlânâ’dan sonra oğlu Sultan Veled Hazretleri’nin tesis ettiği bir tarîkat vurgusu yapılır. Ancak bilinir ki bu yol, Hazret-i  Pîr Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin yoludur, ondan asla ayrı değildir. Ve medeniyetimizin mayasını teşkil eden ana unsurlardan biridir. Bu sebeple bu topraklar için büyük bir öneme sahip. 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunundan sonra 1958’de bir gösteri şeklinde de olsa semâ âyinine izin verilmesi Mevleviyye için belki olumlu bir gelişmeydi. Hazret-i Mevlânâ ve Mevlevîlik dünyada ve ülkemizde daha çok konuşulmaya başladı. Fakat bu da başka olumsuzlukları beraberinde getirdi. Bugün toplumun her kesimi kendi anlayışına göre bir Hazret-i Mevlânâ anlatıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu onu Peygamber Efendimiz’in vârisi olarak görmüyor; ya bu kimliğini arka plana atıyor ya da tümden o kimliğin dışında bırakıyor. Etrafına adam toplayan sahte Mevlevî şeyhleri, içkili mekânlarda, dans gösterilerinde dönen semâzenler, kadın erkek birlikte semâ edenler olmak üzere bundan maddî çıkar elde eden pekçok düzenbaz türedi. 1925’teki kanun sebebiyle halihazırda bunlara engel olabilecek bir yapı bulunmuyor. Bu sebeple devlet nezdinde yeni bir kanun ve oluşumun şart olduğu sık sık dile getiriliyor. Mevlânâ Hazretleri’nin Hakk’a vuslatının 741. yıldönümünde Keşkül Dergisi  33. sayısını bir kez daha aşk deyince ilk akla gelen bu büyük velîye ayırdı ve bu konuları tekrar gündeme taşıdı. Dergide yer alan yazarlar ve konu başlıklarından bazıları şöyle: Emin Işık “Seküler Dünyada Hazret-i Mevlânâ ve Mevlevîlik” adlı yazısıyla bugün Batı dünyası ve Batı düşüncesini benimseyen insanların Mevlânâ Hazretleri’ne bakışını anlatıyor. Sezai Küçük, okuyucuyu, Mevlânâ Hazretleri’yle kırk yıl bir arada bulunmuş Ferîdûn b. Ahmed-i Sipehsâlâr’ın “Sipehsâlâr Risâlesi” adlı eseri üzerinden Mevlânâ Hazretleri’nin hayatına tanık ediyor. Cihan Okuyucu, Hazret-i Mevlânâ ve Yûnus’un eserlerini karşılaştırarak onların fikrî ve rûhî yakınlıklarını irdeliyor. Safi Arpaguş, tasavvufî terbiyenin yüzyıllarca konuşulan dilinden, özelde Mevlevî ıstılahlarından misallere yer vermiş yazısında. Bârihüdâ Tanrıkorur, Mevlevî Matbah-ı Şerîfi üzerinden bir terbiyenin hikâyesini anlatırken Celîle Ökten toplum terbiyesi hususunda Mesnevî’den bugün nasıl ve niçin istifade etmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Mustafa Merter, Mesnevî-i Şerîf’ten ilham alarak  nefs psikolojisini değerlendirdiği yazısında psikoloji biliminin yetersiz kaldığı noktaları ve buradan hareketle yeni bir psikolojiye olan ihtiyacımızı ilgililerinin de dikkatine sunuyor. Ayrıca  derginin bu sayısında Hazret-i Pîr Mevlânâ Celâlleddîn Rûmî’nin 22. göbekten torunu, Konya Mevlânâ Dergâhı’ndaki Çelebilik Makamı’nın şu andaki son temsilcisi Faruk Hemdem Çelebi ile yapılmış bir de röportaj bulunuyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 22

    Karton Kapak
    Meşrepler Farklı Olsa da Menzil Değişmez   Tarîkat-ı Bektâşiyye Keşkül’de   Keşkül Dergisi, 22. sayısında sayfalarını Tarîk-i Nazenîn’e, ‘Bektâşiyye’ye ayırdı. Her sayıda olduğu gibi bu sayıda da zengin içeriği ve görselliğiyle öne çıkan dergi, konuları ele alış ve işleyiş biçimiyle de fark ediliyor.   Hacı Bektâş Velî Hazretleri’ni, efsanevî bir şahsiyetmiş gibi anlatmak yerine, onun büyük bir velî oluşuna vurgu yapılması bunun en büyük göstergesi. Ve hep İslâm’dan uzakmış gibi anlatılagelen Bektâşiyye; meşâyihi, müntesibleri ve onların verdikleri eserler üzerinden etraflıca işleniyor. 13. yy’da filizlendiği coğrafyadan başlayarak Anadolu’dan Balkanlara ve Mısır’a tarîkatın geçirdiği tarihî süreç gözler önüne seriliyor.   Dr. Hayati Bice, Hacı Bektâş Velî-Ahmed Yesevî ilişkisini irdelediği yazısı “Efsane mi Yoksa Gerçek mi?” sorusuna cevap veriyor. Prof. Dr. Osman Eğri; “Bektâşî Dervişi: Yetmiş İki Millete Devlet Olmaktır İşi” derken Bektâşî dervişini tasvir ediyor. Prof. Dr. Mehmet Akkuş, Hacı Bektaş Velî Hazretleri’nin halîfelerinden Abdal Musa Hazretleri’ni anlatırken Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tatcı da Abdal Musa Hazretleri’nin halîfesi Kaygusuz Abdal’ı “Bektâşî Dervişi Bir Yörük Beyi” başlığı altında okuyucuyla buluşturuyor.   Hünkâr’ın kayıp eseri Fâtiha Tefsiri’ni bizzat kendisi bulan Doç. Dr. Hüseyin Özcan, bu eseri dikkat nazarlarınıza sunuyor. Prof. Dr. Ahmet Taşğın, 19. yy’daki bir Bektâşî büyüğünü, Mehmed Ali Hilmi Dedebaba’yı anlatıyor.   Prof. Dr. Bilal Kemikli, fikrî ve tarihî zeminden kopardığımızı söylediği Pîr Sultan Abdal hakkında yazdı. “Bu Dünyada Benim Gönül Verdiğim” başlıklı yazısında onu niçin anlayamadığımızı irdeliyor. Sadık Yalsızuçanlar’ın Bektâşî yolunun müntesiblerinden, Şair Edip Harâbî’yi ve Dîvânçe-i Hû’sunu resmettiği yazısı ve Yrd. Doç. Dr. Rıza Yıldırım’ın Bektâşî tasavvuf anlayışının gelişmesinde rol oynamış üç şahsiyetin nefesleri üzerinden Bektâşilikte vahdet ve insan telakkisini ele aldığı yazısı Bektâşîlik üzerine derin anlamlar içeriyor.   Mehmed Akif Köseoğlu Babagân Bektaşiliği ve 20. yy’daki son temsilcilerini anlatırken kendisi de bir Bektâşî dervişi olan Amerikalı Arnavut asıllı Hüseyin Abiva Balkanlar’da Bektâşîliği kendi din, tarîkat algısı ve siyasî görüşleri bağlamında ele alıyor.   Daha pek çok kıymetli yazının bulunduğu dergide, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doç. Dr. İlyas Üzüm ile gerçekleştirilen röportaj; “Hacı Bektâş Velî kimdir?” sorusuna cevap verirken Hünkâr’ın eserleri, Bektâşiyye’nin teşekkülü, Balım Sultan, Alevîlik ve Bektâşîlik ayrımı, bu iki kavram üzerine yapılmaya çalışılan inşa çabaları gibi pek çok konuda zihinlerdeki birçok soruya da cevap niteliği taşıyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 32

    Karton Kapak
    Mürşid Elinde Mürîd Gassal Elinde Meyyit Gibi Olmalıdır   Keşkül’ün 32. Sayı Konusu: Mürîd Mürşid İlişkisi   Tasavvuf insan yetiştirir, gaye insana kendini bildirerek ahlâk-ı Muhammediyye’yi giydirmek ve bu istikamet üzere Allah’a vâsıl etmektir. İşte bu süreç, hakîkî bir mürşidin nazarı ve tasarrufu altında geçer.  Seyr ü sülûk da denilen bu çetin yolculuk, kişinin kâmil bir mürşide bağlanmasıyla başlar ki, bu da mânevî  bir emir neticesindedir. Hakîkatte ezelde kurulan bu ilişki, o andan itibaren mürîdliğe adım atan kişiyle, ona yol gösterecek mürşidi arasında bir hukukun oluşmasına yol açar fakat bu hukuk, herhangi bir ast üst ilişkisinde ortaya çıkan hukuktan çok farklıdır. Çünkü mürîd için ‘gassal elinde meyyit gibi olmak’ sözkonusudur. Keşkül dergisi, 32. sayısında mürîd mürşid arasında cereyan eden bu ilişkiyi sayfalarına taşıyor. İlk dönemlerden başlayarak tasavvuf ehlinin konu hakkındaki düşünceleri, tarîkat edebleri, mürşid mürîd ilişkisinde kilit noktaları oluşturan intisâb, irşad, muhabbet, samimiyet, sohbet, hizmet, rüya, râbıta, halvet gibi belirleyici kavramlar üzerinden bu ilâhî bağ anlatılıyor. Bununla birlikte sahte şeyhlere, tasavvufu çıkarları doğrultusunda kullananlara değinilirken hakîkî mürşidlerin özellikleri de okuyucunun dikkatine sunuluyor. Prof. Dr. Süleyman Uludağ, genelde İslâm, özelde tasavvuf literatürü çerçevesinde mürşid ve irşad kavramını anlattığı İrşad ve Mürşid başlıklı yazısıyla konuya güzel bir girizgâh yaparken Prof. Dr. Mustafa Kara Tasavvuf Mektebinde Mürîd ve Mürşid adlı yazısıyla tasavvuf ehlinin bu konulardaki nutukları ve risâlelerinden örnekler veriyor. Yrd. Doç. Dr. İdris Türk, tarîkatlar öncesi dönemde mürşid mürîd ilişkisini ele alırken Doç. Dr. Süleyman Gökbulut, Ebu’n-Necib Ziyâüddîn Sühreverdî’nin Âdâbü’l-Mürîdîn adlı eserini ve mürîdlerin âdâbına dâir düşüncelerini serdediyor. Prof. Dr. Himmet Konur, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî Hazretleri’nin Mesnevî’sindeki mürîd mürşid ilişkisine değinirken, Yrd. Doç. Dr. Hâlim Gül, Nakşî-Halidî Şeyhi Ahmed Ziyaüddîn Gümüşhanevî Hazretleri’nin mürîd mürşid anlayışını anlatıyor. Doç. Dr. Selami Şimşek, bir Kâdirî şeyhi Osman Şems Efendi’nin Âdâbü’l-Mürîd Fî Sohbeti’l-Murad adlı mesnevîsini tahlil ederken Yrd. Doç. Dr. Erdem Can Öztürk, Seyyid Nizamoğlu’nun mürşîd ve mürîd tanımları ve tavsiyelerini tedkik ediyor. Prof. Dr. İrfan Gündüz’ün mürîd mürşid ilişkisinde râbıtanın önemi, nasıl yapıldığı, râbıtaya riayet etmenin neticelerini kaleme aldığı yazısı ile birlikte, her dâim merak uyandıran bu ilâhî ilişkiyi yüzyıllardır insanlığa en güzel şekilde taşıyan menkıbeler de konunun daha iyi anlaşılması için birer anahtar niteliğinde. Keşkül dergisi, ilk defa gün yüzüne çıkan yazma eserler, tarihî belgeler ve fotoğraflarla bezenmiş bu 32. sayısı ile yeni nesillere yine önemli bir mirası aktarabilmenin huzurunu yaşıyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 18

    Karton Kapak
    Dervişi Ol Dervişi Sultan Abdülkâdir'in Düştüm aşkın seline, Vardım Bağdat iline Meftun oldum gülüne Sultan Abdülkâdir'în Aşkî-i Halvetî-i Cerrâhî Üç ayda bir yayınlanan Keşkül dergisi, bahar sayısında dosya konusu olarak "Kâdirîyye" tarîkatına yer verdi. Âşık Yunus'un dizelerine kulak verirsek Gavs-ı Âzam Geylânî, erlerin en büyüklerindendir: "Seyyah olup şol âlemi ararsan, Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz. / Ceddi Muhammed'dir eğer sorarsan, Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz." En köklü tasavvuf mekteplerinden biri olan Kâdiriyye tarîkatı da gerek hazret-i pîrin gerekse meşâyihin menkıbeleri, darü'l-islâma yayılmış binlerce tekke, dergâh ve zaviyesiyle tarihî açıdan çok zengindir. Prof. Dr. Musta Kara, Kâdirî meşâyihinden Bosnevî Hasan Kâimî Efendi'yi, Tahir Galip Seratlı Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin menkıbevî hayatını konu edinen makaleler yazdılar. Emin Işık genel açıdan tasavvuf mektepleri ve tarîkatları anlattı. Prof. Dr. Süleyman Uludağ ise tarîkat terbiyesinin üzerine inşa olduğu nefs kavramını kuşatıcı bir bakışla sundu. Adalet Çakır Anadolu'da Kâdirilik temasına değinirken, Hasan Basri Öcalan Bursa şehrinin Kadirilikle olan alakasını inceledi. Göksel Baykan Aydınoğlu Tekke'sinin son şeyhlerinden Kâdirîyyenin meşhurlarından Şeyh Mehmed Bedreddin İzzî Efendi'yi hatırlatan bir makale kaleme aldı. Prof. Dr. Mustafa Sarıcık, Efendimizin (s.a.v.) nesl-i pâkinden gelen nakîbü'l-eşraflık müessesesi hakkında yazdı. Hümeyra Uludağ, Kâdiriyye'nin sembolik unsurlarından haber verdi. Birbirinden kıymetli yazıların yanısıra Kâdirî terbiyesi ile yetişmiş, sohbetleriyle yollarının neş'sinden tattıran değerli büyüklerimiz İsmail Rûmî Tekkesi'nin son temsilcisi Misbah Erkmenkul ve Numâniye Dergâhı'nın son temsilcisi M. Safiyüddîn Erhan ile yapılan röportajları da bulabileceksiniz.
    6,70  TL10,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 20

    Karton Kapak
    18. sayısında Kâdiriyye dosyasıyla başlayıp Mevleviyye ile yola devam eden Keşkül Dergisi bu sefer sayfalarını, hakikatte hepsi bir olan bu hak yollardan Nakşibendiyye’ye ayırmış. Bu sayıda, Buhara’dan Anadolu’ya, oradan Balkanlar’a uzanan Nakşibendî neşe, Nakşibendiyye tarikatının kolları, İstanbul ve Anadolu’ya yayılışı, tarikatın geçmişte ve günümüzde yetiştirdiği önemli şahsiyetler yer alıyor.   Prof. Dr. Mustafa Kara; “Buhara-Bursa-Belgrad Güzergâhında bir Nakşî Dervişi” adlı makalesinde Anadolu’da yetişen meşhur Nakşî postnişini Lâmiî Çelebi’yi, Prof. Dr. İrfan Gündüz, Anadolu ve İstanbul’da, Hâlidiyye’nin yayılmasında etkin bir rolü bulunan Ahmed Ziyaüddîn Gümüşhanevî’yi (k.s.) kültür tarihçisi Süleyman Zeki Bağlan ise Gümüşhanevî zincirini anlatıyor.   Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu’nun Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi’yi, Hüseyin Kutlu’nun Alvarlı Efe Hazretleri’ni, Musa Tektaş’ın Osman Hulûsi Efendi’yi, Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar’ın Bandırmalı Ali Efendi’yi, Hilmi Şenalp’in ise Bestekâr Cahit Gözkan’ı kalplere tesir eden hatıralar ve anekdotlarla anlattığı makaleler son yüzyılın Nakşî büyüklerini bir arada sunması açısından ayrıca bir öneme sahip. Daha önce pek temas edilmemiş iki konu daha dikkat çekiyor. Zeynep Güntan, Nakşibendiyye müntesibi Mesnevîhanları konu edindiği makalesinde Nakşibendiyye tarîkatının Mevlevî irfanla alâkasına, Doç. Dr. Necdet Tosun ise Orta Asya’dan tanıttığı birkaç isimle birbirine en uzak ve ters iki meşrebin, Kalenderîlik ve Nakşîliğin kesiştiği noktalara temas ediyor.   Keşkül’ün bu sayısında Nakşibendiyye tarîkatı hakkında doğru ağızlardan akıp gelen pek çok bilgiye ulaşmanız mümkün. Ayrıca derginin yayın yönetmeni, araştırmacı-yazar M. Fatih Çıtlak’la yapılan röportaj; günümüz insanının, tasavvuf hakkındaki ve tasavvufu şerîattan ayıran birtakım yaklaşımlarla ilgili sorularına net cevaplar içerirken mühim değerlendirmeler ve ölçüler de sunuyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 21

    Karton Kapak
    “Nur İken Adın Niyâzî Koydular” Niyâzî-İ Mısrî Hazretleri Keşkül’de…   Yayın hayatına emin adımlarla devam eden Keşkül dergisi 21. sayısını, 17.yy’da yaşamış ve hayatı sürgünlerde geçmiş bir velîye, Halvetiyye tarîkatının Mısriyye kolunun müessisi Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’ne ayırdı.   Çıktığı yolculukta diyar diyar dolaşarak hakîkati arayan Hazret-i Mısrî’ye, bir gece mânâsında Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nden işaret olunur. Aradığı hakîkat güneşi diyâr-ı Rûm’dadır. Mürşidi Ümmî Sinan Hazretleri’ni Elmalı’da bulduktan sonra Hazret-i Mısrî’nin, asıl yolculuğu başlar. Bu, kendi bâtınına doğru yaptığı, kemâlâtla tamam eylediği bir yolculuktur. Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’nin, mürşidinden aldığı nur, bu büyük velînin nezdinde büyüyerek bugünlere taşınır. Bir gün Limni’de bulunan kabr-i şerîfinin üzerinden yol geçer, dergâh binası markete çevrilir, caminin yerine bir kafe-bar yapılır fakat bu nur hiç eksilmez. Hakîkî bir Ehl-i Beyt âşığı olan Hazret-i Pîr Niyâzî-i Mısrî Hazretleri’ni okurlarına daha yakından tanıtmayı hedefleyen Keşkül dergisi, ayrıca onun Limni’deki makamının ma’mur edilmesi ve daha çok insan tarafından ziyaret edilmesine de vesile olmak ümidinde.   Derginin bu sayısında, Hazret-i Mısrî ile alâkalı belki de en kapsamlı çalışmalara imza atan Mustafa Tatcı, Hazret-i Mısrî’nin mânevî eğitimini ve sürgünlerde geçen hayatını anlattığı yazılarıyla Keşkül’ün sayfaları arasında yer alıyor. Mustafa Kara, Safiyüddîn Erhan ve Salih Çift’in yazıları Niyâzî-i Mısrî’nin hayatında çok önemli bir durak olan Bursa’daki Mısrî tekkelerini anlatıyor. Sadık Yalsızuçanlar’ın 44 adlı yazısı bir münâcât niteliğinde, her zamanki gibi okurun kalbine dokunuyor.   Bu sayıda ayrıca Mustafa Aşkar ve Semih Ceyhan’ın Hazret-i Niyâzî’nin ‘vahdet-i vücûd- Hak olan varlığın birliği’ hakkındaki görüşleriyle ilgili iki yazısını da bulabileceksiniz.   Araştırmacı-yazar İskender Pala ile Yûnus Emre (k.s.) Hazretleri’ni anlattığı son kitabı Od’a dair yapılan röportajla birlikte daha pek çok yazıyı bulabileceğiniz Keşkül dergisinin 21. sayısı, arşiv değeri yüksek zengin görselleriyle de dikkat çekiyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 23

    Karton Kapak
    Halvetî yolun güderiz / Çekilir Hakk’a gideriz   Halvetîler, Diyar-ı Rum’da neşv ü nema bulup geniş bir coğrafyaya yayılan büyük bir medeniyetin manevi mimarları olmuşlardır. Bu cihetten bakıldığında tarikatın müessisi Pir Ömerü’l-Halvetî Hazretleri’nin halifelerinden başlayarak Pir-i Sani Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri’nin pek çok halifesinin de Anadolu’da zuhur etmesi tesadüf değildir.   Halvetiyye’nin, tarikat-ı aliyye içinde en çok şube ve kola sahip olması hasebiyle dergimizin bu sayısında üç ana kol ve bunlardan neşet etmiş bazı şubeleri işlemeyi uygun bulduk. Her şeyi anlattık gibi bir iddia içinde değiliz ancak daha evvel konuşulmayan bazı hususlara da dikkat çekildiği kanaatindeyiz.   Bu sayımızda anlatılmayan veya niçin yok, denilen mevzular daha sonraki sayılarımızda peyderpey işlenecektir. Hatta bu minvalde günümüz sufileri ve sufi anlayışları ile ilgili müstakil bir sayı hazırlanacağını da buradan siz kıymetli okuyucularımıza duyurmuş olalım.   Muhterem Hocamız Süleyman Uludağ’ın Halvet başlıklı yazısıyla başlayan, Keşkül’ün bu 23. sayısındaki yazılardan bazıları şöyle: Halvetiyye ve Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri üzerine pek çok değerli çalışması bulunan Mehmet Rıhtım’ın, Tarikat-ı Aliyye-i Halvetiyye’nin tarihî köklerini anlattığı yazısı, Mustafa İsmet Uzun’un “Aydınlı Aydınlık Bir Sôfî: Dede Ömer Rûşenî” başlıklı yazısı bu bereketli yolu ve büyüklerini resmederken gönlümüzü de sürurlandırıyor.   Ahmet Ögke, Halvetiyye’nin orta kolu Ahmediyye’nin piri Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddin Marmaravî Hazretleri’ni anlatırken Mustafa Kara’nın, Niyâzî Mısrî Hazretleri üzerine kaleme aldığı yazısı, Mısrî Dergâhı Son Şeyhi Şemseddin Efendi’nin Limni seyahatlerinden kesitler sunuyor. Ayrıca Cengiz Gündoğdu’nun Şemsî-Sivâsî ailesini anlattığı kapsamlı yazısı bir şeyhler ailesinin hayatını resmederken Abdürrezzak Tek’in “Gülşeniyye ve Bursalı Gülşenîler” başlıklı yazısı Gülşenîlik, İbrahim Gülşenî Hazretleri ve Bursa’daki bağlıları nezdinde bize irfan tarihimizin kıymetli şahsiyetlerini tanıtıyor.   Millet Kütüphanesi Eski Müdürü Mehmed Serhan Tayşi Beyefendi ile Halvetiyye tarikatını konuştuğumuz röportaj ile birlikte daha pek çok kıymetli yazının bulunduğu dergi, görsel zenginliği ile yine dikkat nazarları celbediyor.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 26

    Karton Kapak
    “Dedi Gördüm Ol Habîbin Ânesi, / Bir Acep Nûr Kim Güneş Pervânesi”   Cenâb-ı Hakk lûtfetti, kerem eyledi, bizi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bende eyledi. Bizi O’nun ümmeti olmakla ve O’nu tanımakla şerefyâb eyledi. O gönderilişi sonra lâkin nuru evvel olan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, insanlığa bıraktığı emanet ve içimizde barındırdığımız o muhabbet süresince hep bize rahmet olarak tecelli eyledi.   Herkes onu kendisince anladığını iddia eyledi. Kimisi ‘Abdullah’ın yetimi’, kimi ‘postacı’, kimi III. Muhammed, V. Ahmed gibi sözlerle anlayışsızlıklarını gözler önüne serdi. O’nun tanıdığı kimseler ise “Anam babam sana feda olsun!”, “Rahmeten-lil-âlemîn”, “Seyyidü’l-mürselîn” diyerek O’nun yolunda nurlandı ve Ümmet-i Muhammed’i nurdan kandil olarak aydınlattı. Dolayısıyla O’na duyulan muhabbet, aşk, hakîkî imânın ta kendisidir. Zîrâ hiç kimse Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’i sevmekle yoldan sapmamıştır.   Keşkül Dergisi’nin Kutlu Doğum Haftası’na tevafuk eden bu 26. sayısını, Cenâb-ı Hakk’ın izn ü inâyetiyle, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şefaatlerini umarak o En Sevgili’ye ayırdık.   Prof. Dr. Süleyman Uludağ, “Hazret-i Peygamber (s.a.s.) ve Mu’cize” adlı yazısıyla kevnî ve sûrî mu’cizelerin herkese faydası olduğundan bahsederken âriflerin, kurtuluşu ehlî ve mânevî mu’cizelerde aradığının altını çiziyor. Emin Işık, “Peygamber Aşkı” başlıklı yazısıyla gerçek imânın aşırı sevgiden başka bir şey olmadığını vurgularken Prof. Dr. Mahmud Kaya, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Şairi Ka‘b bin Züheyr ve Kasîde-i Bürde’sini kaleme aldı. Muharrem Hilmi Şenalp ve Mustafa Küçükaşçı ise Emânet, Medeniyet ve Hırka-ı Şerîf konulu bir yazıyla bu sayımıza katkıda bulundular. Peygamber Efendimiz ile ilgili pek çok çalışması ve kitapları bulunan Reşit Haylamaz ise Fahr-i Kâinât Efendimiz’in irşad metodunu ortaya koyarken mü’min bakışının nasıl olması gerektiğini de dikkat nazarlarımıza sunuyor.   Yrd. Doç. Dr. Fatih Çollak, Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’in Kur’ân-ı Kerîm’i Tilâvetleri başlıklı yazısıyla her hususta olduğu gibi Kur’ân okuma hususunda da Efendimiz’in insanlığa misal teşkil ettiğini anlatıyor.   Ahmet Özkan’ın Efendimiz (s.a.s.)’e duyulan muhabbeti menkıbelerle anlattığı yazısı ile Orhan Çeker’in “Hz. Mevlânâ’ya Hz. Mevlânâ’yı Sorduk” başlıklı yazısı dergiye değer katan diğer yazılar.   26. sayımızda ayrıca kültür ve san’at âlemimize büyük hizmetlerde bulunmuş, hal-i hazırda da bu hizmetlerine devam eden Prof. Dr. Uğur Derman ile yapılan röportaj, gelenekli san’atlarımızın şu anda geldiği noktaya ve sonrasına ışık tutuyor.   Tarihe mâlolmuş hattat, müzehhib ve ebrucularımızın eşşiz eserleriyle bezenen Keşkül Dergisi’nin 26. sayısı, kıymetli fotoğraf san’atçılarımız sayesinde daha da zenginleşti. Bu meyânda Orhan Durgut ve Mustafa Aksay’a katkılarından dolayı müteşekkiriz. Ayrıca bizlerden desteklerini esirgemedikleri için Hırka-i Şerîf Vakfı’na da teşekkürü bir borç biliriz.   Şefaat yâ Resûlallah… Vesselâm.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 28

    Karton Kapak
    Sultânü’l-Evliyâ Ahmed Er-Rifâî Vârisü’l-Enbiyâ Ahmed Er-Rifâî   Fahr-i Kâinât Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nurlu soyundan gelen Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’nin Irak’ın Vâsıt şehrinde XII. yy’da tesis ettiği Rifâiyye yolu; zaman içinde başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın dört bir tarafına ulaşırken, XIII. yy gibi erken bir tarihte Anadolu’da; Kayseri, Samsun güzergâhını takip ederek bu coğrafyayı mayalayan ilk tarîkatlardan biri olmuştur. Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin, hacdayken birçok insanın şehâdetiyle Efendimiz (s.a.s.)’in bizzat elini öpmüş olduğu bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki, hemen hemen bütün tarîkler, ayrıca Rifâiyye tarîkiyle teberrüken bir alâka kurmuşlar ve böylece Efendimiz (s.a.s.)’in feyzine mazhariyyeti ümit etmişlerdir. Muhyiddîn Şekûr, Rifâiyye tarîkatı üzerine düşüncelerini ‘idrak ve aşk’ minvalinde kaleme aldığı yazısıyla bu sayıya katkıda bulunurken; Doç. Dr. Hayri Kaplan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bahşolunan Kevser’in bereketli kollarından birini, Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’ni anlatıyor. Prof. Dr. Necdet Tosun; “Yûnus Emre ve Hacı Bektâş Velî Hazretleri hangi tarîkata mensubdur?” sorusuna cevap verdiği yazısıyla güvenilir, kadîm kaynakları incelemenin ehemmiyetine dikkat çekiyor. Doç. Dr. Hür Mahmut Yücer, tarîkatın XIX. yy’da Osmanlı coğrafyasındaki yükselişini dikkat nazarlarımıza verirken; Prof. Dr. Mustafa Kara ise Rifâiyye’nin Balkanlar’da neşv ü nemâ buluşunu “Basra Bursa Bosna Güzergâhında Bir Mola: Üsküb Rifâî Tekkesi” ve Şeyh Sadeddîn Sırrî Efendi üzerinden anlatıyor. Doç. Dr. Selami Şimşek, Doğu ve Batı Trakya gibi geniş bir coğrafyanın Rifâî meşâyihi ve tekkelerini ele aldığı yazısında bizlere şümûllü bir okuma sunuyor. Üsküb Rifâî Dergâhı şeyhlerinden Mustafa Hazinedar Baba’nın mahdumu Râik Baba (Râik Hazinedar) ve Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi, değerli mütefekkîr Kenan Gürsoy Beyefendi ile yapılmış iki de röportajın bulunduğu Rifâiyye sayısı, içerdiği zengin tarîkat cihâzlarıyla da bizleri bir devre şâhid kılıyor. Ehl-i tarîk, yevm-i mahşerde, her tarîkat pîrinin, mürîdlerini sancağı altına toplayacağını ve İki Cihân Serveri Efendimiz (s.a.s.)’in kutlu sancağı Livâü’l-Hamd’ın altına böylelikle girileceğine imân eder. Fâtiha sûresinde işaret edilen sırât-ı müstakimin rehberleri olan, nimete eriştirilmiş Nebîler, Sıddîkler, Şehitler ve Sâlihlerin ruhâniyetleri üzerimize olsun. Vesselâm.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 30

    Karton Kapak
    Her Seher Okunur Virdi, Seyyid Yahya’dır Pîrimiz   Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri Keşkül’de   UNESCO geride bırakmakta olduğumuz 2013 yılını, vefatının 550. yılı olması sebebiyle ‘Seyyid Yahya Şirvânî Yılı’ ilan etmişti. Bu çerçevede 2013 yılı içerisinde Azerbaycan ve Türkiye’de Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri adına sempozyumlar düzenlendi. Bu etkinlikler, Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak değerlerinin ön plana çıkarılması açısından önemliydi. Ayrıca stratejik işbirliği noktasında devletler nezdinde atılmış tarihî bir adımdı. Halvetiyye tarîkatının pîr-i sânîsi Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri, Azerbaycan ve Kafkasya’nın Mevlânâ’sı olarak nitelendiriliyor. Ve Halvetiyye tarîkatı, onun halîfeleri vâsıtası ile Anadolu’dan İran’a, Azerbayca’dan, Kuzey Afrika’ya ve Balkanlar’a yayılmış. Neticede bir ekol olmuş. Seyyid Yahya’nın bu mirası, din, mezhep ve ırk ayrımına sürekli vurgu yapılan ve kimilerinin bu türden çatışmalarla beslendiği dünyamızda büyük önem arzediyor. Son zamanlarda, tarîkat sayılarıyla dikkati çeken Keşkül Dergisi,  29. sayısını, Halvetiyye tarîkatının pîr-i sânisi Seyyid Yahya Şirvânî Hazretleri’ne ayırdı. Yeni sayıda yer alan yazarlardan bazıları ise şunlar: Doç. Dr. Mehmet Rıhtım; ‘Ruh Dünyamızın Mimârlarından Seyyid Yahya Şirvânî’ adlı yazısıyla bu sayıya katkıda bulunurken Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Muhammed Fuzuli Yazmalar Enstitüsü Şube Müdürü Prof. Dr. Nesib Göyüşov, Seyyid Yahya Hazretleri’nin tasavvufî görüşlerinin genel çizgilerini anlatıyor. Sadık Yalsızuçanlar, ‘Seyyid Yahya Şirvânî’ye Göre Tevhîd: Hak’tan Başkasını Görmemek’ başlıklı yazısında bizi birliğin bereketine davet ediyor. Prof. Dr. Mehmet Akkuş, ‘Mısır’da Halvetîlik’ adlı yazısında Dede Ömer Rûşenî Hazretleri’nin halîfelerinden söz ederken, Prof. Dr. Himmet Konur, Hazret-i Rûşenî’nin göz nurunu, medeniyetimize mührünü vurmuş İbrahim Gülşenî Hazretleri’ni anlatıyor. Doç. Dr. Semih Ceyhan, İstanbul’un büyük zâtlarından Ramazân-ı Mahfî Hazretleri’ni, halîfelerini ve Halvetiyye’nin Ramazâniyye kolunu işliyor. Bu sayıda ayrıca Prof. Dr. Osman Eğri ile yapılmış bir de röportaj yer alıyor. Yetmiş iki millete devlet olmuş seyyidler, Horasan pîrleri ve Seyyid Sarı Saltuk Gâzi Hazretleri’nin konuşulduğu bu röportaj, günümüzün sosyal ve siyasî problemlerine de çözümler sunuyor. Daha pek çok kıymetli yazının bulunduğu Keşkül Dergisi, fotoğraf, hüsn-i hat, ebru ve tarihî belge değerindeki görselleriyle gelecek nesiller için bir kaynak eser niteliğinde.
    10,05  TL15,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 36

    Karton Kapak
    İstanbul'un Sırlıları Keşkül Dergisi'nin 36. Sayısında   İslâm medeniyetinin Osmanlı'da tecelli ettiği, görünür olduğu şehirdir İstanbul. Bu sebepledir ki İslâm coğrafyasında en çok câmi, mescid, tekke ve zâviyenin bulunduğu beldedir. Medeniyetin bu Osmanlı yorumunda maya âdetâ 'aşk'tır ve Kostantinopol o maya ile yeniden yoğrulup İslâmbol olmuştur. Başta Eyüp'te Mihmândâr-ı Resûlullah Hz. Hâlid ebâ Eyyûb el-Ensârî ve Fatih'te yine Efendimiz (s.a.s.)’in “Ne güzel kumandandır.” diye müjdelediği Fatih Sultan Mehmed Han birer alemdir. Neredeyse her semtte, hatta her sokakta velîler makam tutmuş, kırka yakın pîr bu belde-i tayyibenin muhafızı olmuştur. Onun içindir ki, sokağında, caddesinde Fatiha'sız dolaşılmaz. Onun içindir ki İstanbul Dersaadet'tir, Âsitâne'dir. Bu Âsitâne'de yaşamak ise sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. Keşkül Dergisi, üzerine düşen bu sorumluluğun bilinciyle 36. sayısını, İstanbul'a, fetihten sonra İstanbul'u nakış nakış işleyen pîrlere, onların yetiştirdiği insan-ı kâmillere ve halkı irşad ettikleri tekkelere, ulu mabedlere ayırdı. Süleyman Uludağ 'Tarihsel Süreçte Tasavvufun Dili ve Gösterdiği Çeşitlilik' başlıklı yazısında pîrlerin, velîlerin kullandıkları dilin farklılığından bahsederken bu farklılıktaki tevhîdi, Kur'ân ve sünnet çatısı altında cem oluşu gözler önüne seriyor.  Burhanettin Kapusuzoğlu bizi medeniyet ufkunda bir özge temaşaya davet ediyor. Yrd. Doç. Dr. Fahri Maden, İstanbul'un kültürel hayatında Bektâşiyye'nin yerine temas ederken, Ali Tunç yeni bir medeniyet hamlesinin binaların inşa'ıyla değil kâmil insanlarla yapılabileceğini vurguluyor. Yrd. Doç. Dr. Ümran Ay, menkıbevî mesnevîlerdeki İstanbul'u güzel üslûbuyla dikkatlerimize verirken, Kemal Sâil, İstanbul'un gizli hazînelerinden bir velîyi, Hasîrîzâde Tekkesi'ndeki Mesnevî-i Ma'nevî derslerini 26 yılda tamamlayan Sa'dî Şeyhi, Reisü'l-Meşâyih Muhammed Elîf Efendi'nin hayatından kesitler sunuyor. Yasemin Filiz bir manastırın Sünbül Efendi Camii ve Dergâhı'na efsûnlu dönüşümünü anlatıyor. Keşkül Dergisi'nin bu 36. sayısında, daha pek çok kıymetli yazının yanında biri Tosun Bekir Bayraktaroğlu ile biri de Prof. Dr. Sa'deddîn Ökten ile yapılmış iki de röportaj bulunuyor.  Keşkül, her zaman olduğu gibi eşsiz hüsn-i hat, minyatür, resim ve fotoğraflarla ziynetlenmiş bir sayıyla daha okuyucularının  karşısında olmanın bahtiyarlığını yaşıyor.
    13,40  TL20,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 16

    Karton Kapak
    “Keşkül”ümüzde Bu Defa “Su” Var   Üç ayda bir yayımlanan Keşkül dergisi, Ağustos ayı ortasında çıkacak Sonbahar sayısını hayat veren ve hayatı şekillendiren “Su” ya ayırdı.   “Suyun bir zerresi ile deryası arasında aynı derecede edepli olmak” düsturu üzerinden yola çıkan 16. sayıda İslâm medeniyeti ve su ilişkisi, Müslümanların suya bakışı, İslâm dininde, sanatta, edebiyatta, mimarîde suyun oynadığı rol ve bu çerçevede oluşan su kültürü üzerine birbirinden kıymetli pek çok makale ve röportaj yer alıyor.   Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Fuzûlî’nin “Su Kasidesi” üzerinden Hz. Peygamber’i anlatırken, Dr. Huriye Martı “Su Gibi Bir Nimete Peygamber Gibi Bir Tercüman” dedi. Haluk Dursun “Bir güzel su şehri İstanbul’u anlatırken, Ömer Faruk Şerifoğlu İstanbul’un su macerasını, çeşmelerini, sebillerini, şadırvanlarını yazdı. Ahmed Sinan Nureddinoğlu Şühedâ-yı Deşt-i Kerbelâ aşkına su dağıtanları, “Sakalar”ı, Cengizhan Yurdanur ise “zâhiri de vardır, bâtını da.” dediği Hamamlar üzerine yazılmış şiirleri, Hammâmiyyeleri işledi.   “Abdest”i su ile toprağın birleşmesine benzeten Mustafa Kutlu ve arındırırken kollayan, temizlerken örten suyun hayatımızdaki yerini şiirsel bir bakışla ele alan Leyla İpekçi…   Keşkül okuyucuları, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’le Maveraünnehir üzerine gerçekleştirilen röportajda su temelli bir medeniyet olan İslâm medeniyetinin nasıl vücut bulup yükseldiğini; kıymetli mûsıkîşinas ve ebru sanatçısı Sadrettin Özçimi ile ebru üzerine yapılan röportajda insanın hayat, Yaratıcı ve sanat karşısındaki duruşunun nasıl olması gerektiğini; “Su Üstüne Yazı Yazmak” kitabının yazarı Amerikalı psikoloji profesörü Muhyiddin Şekûr’la yapılan röportajda ise insanın hakîkate doğru yolculuğunu Şekûr’un kendi yolculuğu üzerinden okuyacaklar.   İlk yayınlandığı günden bu yana içeriğiyle, dizaynıyla özgün bir dergi olarak yoluna devam eden Keşkül’de su, Allah’ın cemâl tecellîsiyle dile geliyor. İçindekiler: Ab-ı Hayat: İçeni ölümsüzlüğe kavuşturduğuna inanılan efsanevi su - Amil Çelebioğlu - "Su" gibi bir nimete, "Peygamber" gibi bir tercüman... - Huriye Martı - Su kasidesi örneğinde "su" mazmunu ile anlatılan peygamber sevgisi - H. Kamil Yılmaz Maveraünnehir "Mavera" sını kaybettiğinde esaret başladı esaret başladı - Fatih Çıtlak - Yunus Emre'nin su yorumu - Mustafa Özçelik - Abdest - Mustafa Kutlu- Suyla örtünmek - Leyla İpekçi - Yürümek isteyen bütün ağırlıklarını bırakmalı, yaşamak isteyen ölmeli - Elif Eda Tartar - Musikiden gönüllere aktı su - Bahadır Taşçıkan - Gözlerin bir içim su - mustafa Kara - Ebru, mevcudatın esrarını yansıtan bir ayna gibidir - Pınar Zengin - - Sema Özkul - Kırkçeşme suları - Ahmet Tabakoğlu - Suyla adeta konuşurum - Salih Zengin - Bir güzel su şehri: İstanbul - Haluk Dursun - Osmanlı'da hamam ve hammamiyeler - Cengizhan Yurdanur -
    6,70  TL10,00  TL
  • Keşkül Dergisi Sayı: 19

    Karton Kapak
    “Aşk Kaydında Olan Kişi Baş Kaydında Değildir” Hz. Pîr Mevlânâ Muhammed Celâleddîn Rûmî (k.s.)   Cenâb-ı Hakk, bilinmekliğini murad etti. Lûtfuyla kelâmını indirdi… Ve kelâmını beyân edecek peygamberlerle kullarına ikramda bulundu. Nuru evvel, gönderilişi sonra olan iki cihan serveri Efendimiz (s.a.s.)’i gönderdi. Böylece biz, Efendimiz (s.a.s.)’in ümmeti olarak dünyaya gelmekle Allah Teâlâ’nın en büyük rahmet ve merhametine mazhar olduk. Cenâb-ı Hakk, kendisine ait olan nuru önce sebeb-i hilkat-i âlem, Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.s.)’den, sonra müteselsilen başka pâk âyinelerden bizlere seyrettirdi. Mahbûbu’l-Kulûb, Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e mülâki olalım da, rızasıyla şerefyâb olalım diye bize ihsan eyledi. İki cihan serveri Efendimiz (s.a.s.)’den sonra her asırda her topluma, her topluluğa, her mekâna velî kullarını gönderdi. Harizm’in Hive şehrinde dünyayı teşrif eden Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri ve onun gibi, feyzi ve bereketiyle Horasan’ı kuşatan Allah erlerinin tesis ettiği medeniyet, Bahâeddîn-i Veled Hazretleri, Burhâneddîn Muhakkkık Tirmizî Hazretleri ve Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’den Anadolu’ya akmıştır ve bu akış son güne kadar devam edecektir. Hz. Pîr’in hayatına baktığımızda sadece mürîd ve mürşid silsilelerini görmeyiz. Onu Hz. Mevlânâ kılan bir şehirler ve hicretler manzumesi de söz konusudur. Hz. Pîr, tıpkı kendisine rehberlik eden mürşidlerden feyiz, aşk ve nur devşirdiği gibi; Belh’ten başlayıp, Merv, Serahs, Tus, Nişâbur, Bağdat, Kûfe ve pek tabiî Mekke’den geçerek geldiği Anadolu’da Malatya, Erzincan ve son olarak Konya’da karar kıldığı yolculuğunda konakladığı tüm şehirlerden de oraya ait tüm güzellikleri, bereketi kendisinde cem edip insanlığa harceylemiştir. Dergimizin bu 19. sayısı, Mevleviyye’yi anlatan her biri bir anahtar niteliğindeki yazılardan müteşekkildir. Dergi bu haliyle Mevleviyye yolu hakkında geçmişte yapılmış olan çalışmaları da kendisinde dercetmiştir. Zaten Keşkül’e yakışan da budur. Bu sayıda Mustafa Kara, Sultânu’l-Ulemâ Bahâeddîn-i Veled Hazretleri’nin feyz aldığı Necmeddîn-i Kübrâ Hazretleri’ni, mürîdleri ve eserleri ışığında şümullü bir şekilde anlatıyor. Bilal Kemikli, “Belh’ten Anadolu’ya Akan Medeniyet Arkı” başlıklı yazısında Horasan’dan gelen büyük sûfîlerin bu toprağı nasıl mayaladıklarını anlatırken Bahâeddîn Veled Hazretleri’nin bu mühim hâdisedeki misyonunu ortaya koyuyor. Osman Nuri Küçük ise Burhaneddîn Muhakkık Tirmizî Hazretleri’nin Hz. Mevlânâ üzerine tesirini anlatıyor. Kıymetli yazar Sadık Yalsızuçanlar, iki güneşin, Şems-i Tebrizî (k.s) ve Hz. Mevlânâ’nın karşılaşmalarını bizlere çok boyutlu okutuyor. Baha Tanman, İstanbul Mevlevîhânelerinin mimârîsini ele aldığı yazısında topyekûn bir Mevlevî kültürünü de nazar-ı dikkatlerimize veriyor. Bu sayımızdaYakup Şafak’ın, son dönem Mevlevîliğinin örnek ismi Üsküdar Mevlevîhânesi son şeyhi Ahmed Remzi Dede’yi anlatan yazısının yanı sıra Mehmet Güntekin’in “Oyunun Tadı” başlıklı yazısını okurken kendisi de bir Mevlevî dedesi olan, mûsıkîşinas İsmail Dede Efendi’nin hayatını âdeta beyaz perdeden seyredeceksiniz. Hafız Hüseyin Top, Hz. Mevlânâ’nın gözünden Hz. Peygamber (s.a.s.)’i, Ö. Tuğrul İnançer, Mevlevî Mûsıkîsi ve Semâ’ı, Adnan Karaismailoğlu ise Hz. Mevlânâ’nın şiir ile alâkasını yazdılar. Semih Ceyhan, Şeyh İsmail Rüsûhî Ankaravî’yi nutk-ı şerîfleri üzerinden anlattı. Süleyman Uludağ tarîkat terbiyesinin üzerine inşa olduğu nefs kavramını kuşatıcı bir bakışla sunmaya devam ediyor. Bu sayıda, Beşir Ayvazoğlu’yla aşk estetiğinden hareketle Mevlevî estetiği üzerine yapılan röportajın yanı sıra ilim ve kültür dünyasının daha pek çok güzide şahsiyetinin birbirinden kıymetli yazılarını da bulacaksınız. Hz. Pîr hepimizden hoşnud u râzı olsun. Himmetleri üzerimize sâyebân olsun. Yeni bir sayıda buluşmak temennisiyle…
    10,05  TL15,00  TL