Kendi İşinin Patronu Olmak
% 15indirim

Kendi İşinin Patronu Olmak

  • 12,50 TL10,62 TL

    hopi kampanyası
    0,53 Paracık
  • Tedarik Süresi 1 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı derlemeye göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2014 yılı Ağustos döneminde 2 milyon 944 bin kişi oldu. İşsizlerin 294 bini (%10) ilk kez iş arayanlar olurken, çalıştıkları yerden 8 yıldan önce işten ayrılanların sayısı da 105 bin (%3,6) olarak hesaplandı. İstatistik verisi olarak okuyunca sıkıcı ama insan hikayesi üzerinden bakınca anlaşılır ve tanıdık.
Devrim E. Alkış, ilk kitabı Kendi İşinin Patronu Olmak’ta şimdiye dek pek anlatılmamış “beyaz yakalı” hikâyeleri anlatıyor. İK uzmanı Zuhal, işe geç kalınca binbir türlü bahane uyduran Ahmet, Amerika’ya iş görüşmesine gidip geçmişiyle yüzleşen Taner... Bu dünyada Facebook post’ları, Instagramlike’ları, tweet’ler var. Dolayısıyla artık edebiyatta da var. “Telefon dinleme” ile hayatının fırsatını hiç aklında yokken önünde bulan karakterle, “Kaybolmak”ta hayatının aşkının peşinden kilometrelerce yol giden kahraman aslında akraba mı? “Falcı”ya inanan bir eş mi yoksa hamamböceği için çığlık atan bir hayat arkadaşı mı?
Devrim E. Alkış, cevaplar bulmak yerine sorular sormayı tercih ediyor. Bu soruların büyük kısmı, aslında ortak sorularımız. Çünkü hepimizin cebinde aynı telefonlar, hepimizin salonunda birörnek televizyonlar, hep beraber bindiğimiz toplu taşıma araçları, milletçe kederlendiğimiz diziler, filmler ve kitaplar var. Birbirimize tahminimizden çok benziyoruz ve hepimiz aslında kendi işimizin patronu olmak istiyoruz. SSK priminin asgari ücretten mi, maaşın kendisinden mi yattığı sorusunun gerçekliği kadar gerçek öyküler bunlar. Edebiyatın ve hikaye etmenin gücünü asla unutmadan.
Bir ilk kitap. Hınzır, komik, eğlenceli ve hüzünlü bir ilk kitap! Buyurun, çekinmeyin...

Devrim Alkış iki kültürün içinden gelen bir yazar. Hem "Alamancı" hayatının trajikomik taraflarına bizzat içinden hakim hem de Türkiye'nin yeni beyhudeliklerine vakıf. Artık suyu çıkmış plaza dili parodisine / beyaz yaka geyiğine ve yapışkan sosyal medya diline bulaşmadan ama tam da bunlar hakkında sahici hikayeler yazıyor. İstanbul'u, Üsküdar'ı, işçi olduğu bilincinden koparılmış bu "yeni" kimliğiyle mesut beyaz yakalıları ironinin dibine vurarak anlatıyor. "Aa bunu ben de yazardım" veya "yahu bunu ben niye yazmadım" dedirten hikayeler bunlar. Eh edebiyat da zaten biraz böyle bir şey değil mi? Alkış'ın enerjisi için söylenecek çok şey olabilir ama ilki şu olsun: Yeni ve daha iyi hikayelerle devam edecek. Bunun müjdesini Kendi İşinin Patronu Olmak'ta veriyor. Yani vazifesini yerine getirmiş bir "ilk kitap".

Sayfa 99
Hani çocukken annenler sana en iyi ayakkabıyı eşortmanı alır da, yine de mahallenin patlak ayakkabılı sefil çocuğuna koşu yarışında geçilirsin ya, işte öyle bir kızgınlık benimkisi. Metrobüse ilk duraktan binip ayakta kalan ilk yolcuyum. Hiçbiriniz yer vermediniz. Sadece baktınız. Sanki Beylikdüzü'nden Söğütlüçeşme'ye aktarmasız gittim. Öyle de yorgunum.

Sayfa 101
Birazdan Niğdeli hurdacı gelecek. Geri kalan ne varsa alıp gidecek dükkandan. Hurdacılar, Niğdeli, çorapçılar Çorumlu, aşçılar Mengenli. Acaba Japonya'da böyle bir ayrım var mı? Robotçular Kyotolu, bilgisayarcılar Nagazakili, suşiciler Tokyolu. Sanmam.

Sayfa 117
Rüyasında kendisi, kardeşi Esat ve Duygu ile birlikte Boğaz köprüsünün açılışına katılıyorlardı. Yalnız köprüyü açan devlet erkanı yukardayken, bunlar aşağıda Beşiktaş-Üsküdar motorundan yukarıyı seyrediyorlardı. Yukarıya bakmaktan boyunları tutulmuştu. Esat karaya çıkıp devlet büyüklerinin arasına katılmak istiyordu. Motorcu “Beyim, biz karaya yanaşırsak özel harekât bizi vurur...” diye ayak diriyordu. Esat “Kardeşim polis, hiçbir şey olmaz,” dedikçe motorcu la havle çekiyordu. O sırada gündüz gözüyle havai fişekler patladı, alkış sesleri aşağıya kadar geliyordu. Fakat birden köprü sallanmaya başladı. Duygu korku dolu kahverengi gözleriyle Tahsin’in ellerini aradı. Tahsin, ürpermiş eli daha da ürpermesin diye sıkıca tuttu. Köprü birden yan döndü, üstünden insanlar ve resmî plakalı siyah Mercedes’ler düşmeye başladı. Ağızları açık, düşenlere baktılar ama düşenler öyle yavaş düşüyordu ki, sanki gökyüzünde balonlar süzülüyordu. O esnada Duygu, “Şu en sağdaki Ahmet,” dedi. “Kocam.” Ahmet siyah takım elbisesiyle kara bir bulut gibi görünüyordu, havada bir sağa bir sola dönüyor, bazen alttan esen rüzgârla tekrar yukarı çıkıyordu. Suya inmesi bir sonsuzluk kadar uzun sürdü. Tahsin, suya düşer düşmez Ahmet’in ölmesini istedi. Duygu’ya ne istediğini soramadı. Ahmet suya indi, diğer cesetlerle birlikte akıntıya kapılmış, hızlıca Marmara’ya akıyordu. Motorun yanından geçerken yarı baygın gözlerini açtı, “Duygu” diye bağırdı.

Sayfa 125
Üsküdar, o zamanlar daha sakin bir ilçeydi. Avrupa yakasında çalışan konfeksiyon işçilerine, devlet memurlarına, küçük esnafa ucuz, nezih, sakin bir otel vazifesi görüyordu. Bağlarbaşı’ndan sonra şehir biter, Ümraniye’ye kadar tek tük binalar göze çarpardı. Anadolu’nun her yerinden kopup gelen kitlenin, işinde gücünde kısmı burada bulunmaktan mutluydu. İlçenin çocukları Zeynep Kâmil Hastanesi’nde sessizce doğar, sessizce yaşar, sessizce ölür, ilçenin yarısını kaplayan Karacaahmet Mezarlığı’na sessizce gömülürlerdi. Üsküdar’dan görülen devasa Sheraton ve Etap Marmara, tekinsiz Avrupa yakasının âdeta ürpertici sembolleriydi.

Sayfa 126
Üsküdarlıya göre karşısı, yani Avrupa yakası eğlencenin ve karmaşanın merkeziydi. Aradaki Boğaz, Anadolu insanını tehlikelerden koruyan geniş bir sınırdı. Eminönü vapuruyla Üsküdar’a dönerken gördükleri Valide-i Atik ve Mihrimah Sultan camileri bu mütevazı insanlarda çocuklarını kâbustan uyandıran annenin tatlı sesi gibi müsekkin etkisi gösterirdi. Kahramanımız “Goril”, Üsküdar’da yaşadı. O kadar korkunç bir çehreye rastlama ihtimali çok azdır. Teni, kömür tozundan ve güneşin alnında çalışmaktan ötürü, kapkaraydı. Gözlerinin beyazı seçilmiyordu. Kel kafası yarık doluydu. Zooloji bilgisini Gülhane Parkı’ndan edinmiş mahalleli, adamı gorile benzetmişti ve adı Goril kalmıştı.

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.