Mutlu Moskova
% 18indirim

Mutlu Moskova

  • 14,50 TL11,89 TL

    hopi kampanyası
    0,59 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Rus edebiyatının geç keşfedilmiş ustalarından biri olan Andrey Platonov’un 1930’larda yazdığı Mutlu Moskova, Rusya’da ancak 1991’de, eski rejim yıkıldıktan sonra yayımlanabildi. Roman küçük yaşta öksüz kalan Moskova Çestnova’nın etrafında dönüyor. Hayatı keşfetmeye çalışan, içi içine sığmayan Moskova meslekten mesleğe ve bir romantik ilişkiden diğerine geçerken hem değişik tecrübeler yaşıyor hem de ilginç karakterlerle karşılaşıyor. Moskova’nın yaşadıkları ve tanıştığı kişiler üzerinden, insan ruhunu amansız bir savaş meydanına çeviren karşıt güçleri de ustalıkla betimliyor Platonov: Birilerine, bir şeylere bağlanma ihtiyacı ve bu bağlılıktan duyulan korku, mantık ve duygular; toplumsal benlik ve bireysel benlik, bir şeyler yapma arzusu ve bu arzuyu öldüren nafilelik hissi... Tıpkı Platonov’un diğer eserleri gibi, Mutlu Moskova da Stalin dönemindeki idealist propagandalara karşılık toplumsal gerçekliği gözler önüne seren, insana dair ebedi ve ezeli meseleleri kurcalayarak varoluşu sorgulayan, her cümlesi yazarın özgün zihninin ve kaleminin damgasını taşıyan bir roman.


Açılış bölümü, s. 7-9

 

Güzün son demlerinde sıkıcı bir gece vakti, karanlık bir adam elinde meşale geçti sokaktan koşarak. Sıkıcı rüyasından uyanan küçük kız evinin penceresinden gördü onu. Sonra sağlam bir tüfek sesi ve kederli âciz bir çığlık duydu – galiba meşaleli adamı öldürmüşlerdi. Az sonra birçok uzak silah sesi ve yakınlardaki hapishaneden yükselen uğultu işitildi... Küçük kız uykuya daldı ve ilerleyen günler boyunca gördüklerini unuttu gitti: Henüz çok ufaktı ve müteakip yaşamı, vücudunun içinde ilk çocukluğun hafızasını ve aklını ebediyen örtmüştü. Yine de ileri yaşlarına değin yüreğinde –hafızasının solgun ışığında– isimsiz bir adam, beklenmedik bir anda, ansızın kederle ayaklanıp koşmaya başlardı ve geçmişin karanlığında, büyümüş çocuğun yüreğinde ölüp giderdi tekrar. Açlık ve uykunun orta yerinde, aşk yahut başka bir gençlik hazzına kapılmışken ölünün kederli çığlığı uzaklardan, vücudunun derininden ansızın yükseliverir ve genç kadın yaşamasını derhal değiştirirdi: Dans ediyorsa dansına ara verir, iş başındaysa daha bir yoğun ve emin çalışır, yalnızsa yüzünü elleriyle örterdi. O yağmurlu güz sonu gecesinde, o zamanlar Moskova İvanovna Çestnova'nın yaşadığı şehirde Ekim Devrimi başlamıştı.

Babası tifodan ölmüş ve yetim kalan aç kız evinden çıkıp bir daha da geri dönmemişti. Uykuya dalan ruhu ne insanları, ne mekânları anmadan birkaç yıl boşlukta sürüklenir gibi dolanmış, bir şekilde karnını doyurmuştu yurdunda, ta ki kendini bir yetimhane ve okulda bulana kadar. Moskova şehrinde pencere kenarındaki bir sırada oturuyordu. Bulvardaki ağaçların büyümesi durmuştu, rüzgârsız havada yaprakları dökülüyor, uzun bir uykuya hazırlanan susmuş toprağı örtüyordu; eylül ayının sonuydu, tüm savaşların bittiği ve taşıtların tekrar faaliyete geçmeye başladığı sene.

Küçük Moskova Çestnova iki yıldır yetimhanedeydi, ona burada bir ad, soyadı ve hatta baba adı verilmişti çünkü ismini ve küçüklüğünü ancak belli belirsiz anımsayabiliyordu. Babasının kendisine Olya dediğini sanıyordu ama bundan emin değildi ve isimsiz biri gibi, o ölüp giden gece insanı gibi suskundu. O zaman ona Moskova'nın adını, çatışmalarda şehit düşmüş İvan isminde Kızıl Ordulu herhangi bir Rus askerinin anısına baba adını ve uzun süre mutsuzluk çekmesine rağmen henüz onurunu yitirmemiş yüreğinin dürüstlüğü hatırına da soyadını* verdiler. (* Dürüst, onurlu anlamlarına gelen çestnıy sıfatından türetilmiş bir soyadı. –ç.n.)

Moskova Çestnova'nın parlak ve yükselen yaşamı, artık ikinci sınıfa gittiği okulda, pencere kenarında oturup bulvardaki yaprakların ölümünü izlediği ve karşı binanın tabelasını ilgiyle okuduğu o güz günü başlamıştı: "A. V. Koltsov İşçi-Köylü Kütüphanesi-Okuma Salonu." Son dersten önce tüm çocuklara ömürlerinde ilk kez birer beyaz somun ve köfteyle patates verilmiş, köftenin neden yapıldığı anlatılmıştı: ineklerden. Aynı zamanda da hepsine ertesi güne kadar birer kompozisyon yazmaları söylenmişti: inek görmüşler inek üzerine, diğerleri gelecek yaşamları üzerine. Akşamleyin Moskova Çestnova somun ve kıvamlı köfteyle karnını doyurup diğer arkadaşları uyur, küçük elektrik ışığı hafifçe yanarken ortak masanın başına geçip kompozisyonunu yazmıştı. "Anasız babasız kızın gelecek yaşamıyla ilgili öyküsü: Şimdi bize akıl veriyorlar, akıl ise kafadadır, dışında bir şey yoktur. İnsan doğru ve çalışkan olmalı, ben gelecek yaşamı yaşamak istiyorum, bisküvi olsun, reçel, şeker olsun ve her zaman kırlarda, ağaçların altında gezilebilsin. Yoksa ben yaşamam, öyle olmazsa canım çekmez. Canım basbayağı mutlu yaşamak istiyor. Eklenecek bir şey yok."

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.