Oidipus Yollarda
% 12indirim

Oidipus Yollarda

  • 23,00 TL20,24 TL

    hopi kampanyası
    1,01 Paracık
  • Tedarik Süresi 1 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.
Kehanetin ağırlığından kurtulmanın tek çaresi yollara düşmek, ötekilerle karşılaşmak, bir eser yaratmak. Oidipus, kimilerinin acıyarak, kimilerinin nefretle baktıkları düşmüş kral, geçmişe ait bir hesaplaşmanın ancak yerini terk etmekle, yolculuğa çıkmakla çözülebileceğini öğrenecek.Büyük bir yazardan nitelikli bir klasik roman okumak isteyen okurlarımıza Oidipus Yollarda’nın yanı sıra Antigone ve Diotime ve Aslanlar’ı yürekten tavsiye ederiz. Fransızca yazan Belçikalı romancı, şair ve oyun yazarı Henry Bauchau 12 Ocak 1913'te Malines'de doğdu. 1914 yılında Louvain kentinin Almanlar tarafından yakılmasına tanık oldu; bu korku ve yıkım imgesi, yazarın yaşamında ve yapıtlarında ağırlığını hep duyurdu. 1950'de psikanalize girmesi yaşamında bir dönüm noktası oldu. 1975 yılında, ergenlik çağı sorunları üzerine uzmanlaşarak terapistliğe başladı. Paris VII Üniversitesi'nde psikanaliz ve sanat üzerine dersler verdi. 1990 yılında Belçika Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi. Aralık 2012' de, yüz yaşına girmesine birkaç hafta kala hayatını kaybetti.

Açılış bölümü, "Oidipus'un Gözleri", s. 7-15

 

Oidipus'un gözlerindeki nicedir kanayan yaralar kabuk bağlıyor. Sanki kendi kanınızdan dökülüyormuşçasına dehşet uyandıran o kapkara gözyaşları yanaklarından süzülmüyor artık. İokaste'nin ölümünden sonra saraya egemen olan o inanılmaz kargaşa yatışmakta. Kreon gelenek ve törelere uyulmasını sağladı, ama Thebai'de herkes içten içe tehlikeli bir çatlamanın sürmekte olduğunu hissediyor.

Oidipus'un anlaması uzun zaman, neredeyse bir yıl aldı. Oğulları huysuzlansa ve birbirleriyle dalaşıp dursalar da, kentten zaman zaman boğuk bir keder uğultusu yükselse de iktidarı elinde tutan Kreon sabırlı, henüz sabrediyor. Oidipus'un bir gün artık bekleyemeyecek hale geleceğini biliyor. Neyi bekleyemeyecek?

O gece Oidipus düşünde, geçmek bilmeyen saatlere karşı ona dayanma gücü veren, Korinthos üstündeki o iri beyaz martıyı göremiyor. Kentin göklerinde süzülen bir kartal yıldızları bir örtüp bir açıyor. Muhteşem bir hamleyle, yere doğru dalıyor. Yere yaklaştığında, avına dehşet salmak için büyük bir gürültüyle çırpıyor kanatlarını. Bu av Oidipus. Sıçrıyor, kartalın pençesinden sıyrılıyor. Bütün gücü ayaklanmış, uyanıyor, boğuşmaya hazır.

Gün ağarırken, Antigone erkek kardeşlerinin yasaklamasına ve muhafızın karşı çıkmasına karşın salona giriyor. "Baba," diyor, "beni çağırdın, buna hakkın yok." O acı olaydan beri hiç konuşmamıştı Oidipus, Antigone onun yanıt verdiğini duyunca çok şaşırıyor: "Buna hakkım var, ama kimseyi çağırmadım ben." Kız soran bakışlarla muhafıza dönüyor. Muhafız işaretle Oidipus'un hiç seslenmediğini anlatıyor. Çıkıyor Antigone.

Birkaç saat sonra tekrar geliyor: "Baba, beni çağırıyorsun sen. İçinden durmadan beni çağırıyorsun." Ağlamıyor Antigone; Oidipus, kızının kendisini tutmasını bildiğini düşünüyor.

"Yarın şafakla yola çıkacağım. İsmene'yle sen beni Kuzey kapısına kadar geçirirsiniz." "Nereye gideceksin?" Korkunç bir sesle haykırıyor: "Hiçbir yere! Neresi olursa, Thebai'nin dışı olsun da!" Sakinleşiyor, kıza gitmesini işaret ediyor, en iyisi başka bir şey eklememek, muhafız çoktan kayboldu bile. Kreon'a, ya da o saatte büyük salonda vahşi bakışlarla birbirlerini gözleyen iki erkek kardeşe haber vermeye gitti.

Ertesi gün, askerlerin işlerini iyi yaptıkları ve halkın uyarıldığı belli oluyor. Kent ıpıssız, bütün kapılar ve pencere kepenkleri kapalı.

İsmene ona kuşağına bağladığı bir su tulumu, Antigone'yse bir asa verdi. Oidipus eliyle asayı yokluyor, büyük bir hazla bildik bir dokunuş hissediyor. Bu onun en sevdiği kargının sapı. "Oğullarımın veda armağanı," diye geçiriyor içinden. Antigone'nin de tıpkı oğlanlar gibi mızrak ve kargı kullandığını ve bütün silahları tanıdığını unutuyor. Sokaklar sessiz, kendi ayak seslerinden ve Oidipus'un döşeme taşlarının üstünde seken asasının gürültüsünden başka çıt yok. Kapıya vardılar. Gölgelerin içinden Polyneikes çıkıyor. Tunç kaplamalı muazzam kapı kanadını tek başına açıyor ve hiç yardımsız hareket ettiriyor. Yukarıda, surların üstünde, silahlarını kuşanmış Eteokles, kenti ve bahçeler, tarlalar arasından geçerek birden tekerlek izleri ve çukurlarla dolu bir yola dönüşüveren Kuzey yolunu gözlüyor.

Her zaman ne yapılması gerektiğini bilen İsmene, saraydan ayrıldıklarından beri kesik kesik ağlamayı hiç kesmedi. Antigone'nin gözleri kupkuru, anlamsız ve dehşet verici bir şey yüzünden içi kan ağlıyor, paramparça. Bir eliyle babasına yol gösterirken, ötekiyle, önceki gün İsmene'nin tulumuyla aynı vakitte hazırladığı çıkını taşıyor. Meçhule gidecek bir dilencinin çıkını. Kral Oidipus'un dileneceği düşüncesine, kafasındaki bu görüntüye dayanamıyor. Çıkını sarayda veremedi, şimdi de, o onları uzun süreliğine, belki de sonsuza kadar terk eder ve sitenin o tekin olmayan eşiğinden adımını atarken, bunu yapsın mı yapmasın mı bilemiyor. Ama zaman geçiyor ve Oidipus kendi usulünce veda sahnelerini kısa kesiyor. Onları kucaklıyor, Antigone'nin anlayamadığı bir şeyler söylüyor kısaca ve anında arkasını dönüyor. Kapıdan geçti, Antigone, yolda yürürken kentin sokak taşlarının üstündekinden farklı bir biçimde yankılanan adımlarının ve asasının sesini işitiyor. O geniş sırtının, upuzun boyunun uzaklaştığını görüyor. Ellerini oğuşturuyor, babasını ötekilerden farksız bir dilenci yapacak o aptal çıkını sıkı sıkı tutuyor, hali içler acısı. Hâlâ ağlamıyor, gözyaşı dökmeden hıçkırıyor, hatta –o, mağrur Antigone– bütün gücüyle haykırıyor. İsmene dehşet içinde, babaları kör ve yapayalnız meçhule doğru giderken, kekeliyor: "Gel! Dönelim artık!" Antigone kendisini tutmaya çalışan Polyneikes'i itiyor. "Beni bekle!" diye bağırıyor ve koşarak yola atılıyor. Oidipus'a yetişmeyi başarıyor, ama heyecandan ve koşmaktan bitap, soluk soluğa kalıyor. Ne bir tek söz edebiliyor ne de çıkını verebiliyor ona. Oidipus duruyor, "Geri dön, Antigone, hiç kimse gelmemeli benimle!" diyor. Tekrar yola koyuldu bile. Bu sözleri söylerkenki sesi kızı ürpertiyor, çünkü bu bir babanın emri değil, kentin ve onu koruyan korkunç tanrıların hükmü. Koşarak Thebai'ye dönüyor, Polyneikes kapının önünde, kapatmamış neyse ki, onu beklemiş! Kollarını açıyor, Antigone hıçkırarak bu kollara atıyor kendini. Polyneikes boylu poslu, güçlü kuvvetli, Oidipus gibi yakışıklı ama onun gibi itmiyor kızı. Antigone onu seviyor ve Polyneikes de o oğlan çocuk, prens, gözü yükseklerde olan adam halleriyle seviyor Antigone'yi sonuçta. Saçlarını ve omzunu okşuyor, atlarını sever gibi seviyor ve sakinleştiriyor. Oidipus'un isteğine saygı göstermek, onu kendi haline bırakmak gerektiğini söylüyor. Bu gerçekten onun isteği mi, değil mi, hiç sormuyor kendine. Kızı kolundan tutarak kente doğru sürüklemeye çalışıyor. Kız direniyor, kapının öte yanında kalmak ve hep ağlamak, ağlamak istiyor. Oğlan sabrediyor, ama Oidipus'un gitmesi için belirlenen süre geçti; ondan İsmene'nin yanına gitmesini ve kapıyı tekrar kapamasına izin vermesini istiyor. Neden diye soruyor kız. Polyneikes Thebai'deki bütün kapıların kentin arındırılması dolayısıyla yapılacak törenler için bugün ve üç gün boyunca kapanması gerektiğini söylüyor. Emir böyle. Hemen anlıyor Antigone. Bu dün akşam verilen ve Oidipus'un kente girmesini ve ne şekilde olursa olsun geri dönmesini yasaklayan emir. Bu onların emri, Antigone'nin kabul etmediği, asla kabul etmeyeceği. Polyneikes sabırsızlanıyor, kapının eşiğinden geçmesi için sıkıştırıyor, Antigone'yi zorlamaya kalkıyor.

Ama hata ediyor, çünkü kız ani bir hareketle erkek kardeşini gafil avlıyor, sıyrılıyor ve bakışlarıyla meydan okuyarak karşısına dikiliyor onun. Ona direnmeye hazır, yavaş adımlarla geri geri gidiyor. Polyneikes üzgün, boş bulundu, bu vahşi kızla yapılacak iş değildi bu; ama öfkeye kapıldı, çünkü zaman yok ve emir kesin. Eteokles yukardan, belirlenen plandaki en küçük bir aksamayı haber vermeye hazır, kapıların kapanmasını izliyor. Gezginci yaşamı ve dilenciliği tatsın bakalım bu kız, sandığından da çabuk dönecektir buraya. Gene de ona karşı içinde kabaran bir şefkatle kemerinden güzel bir şey çıkartıyor Polyneikes: "Al şunu, buna ihtiyacın olur!" Bir tuzak olmasından korkuyor kız, oğlak gibi geriye sıçrayarak havada kapıyor nesneyi. Bakıyor ona, Polyneikes'in en güzel hançeri bu, Antigone'nin sahip olmayı istediği. Aralarındaki alışıldık oyunların bir parçası olan alaycı küçük reveransla teşekkür ediyor ona, ama Polyneikes her zamanki korkutucu surat buruşturmalarından biriyle karşılık vermiyor. Kapıyı kapamakla meşgul, ağır kapı kanadı büyük bir gürültüyle çarpıyor arkasından. Antigone, yüreği daralmış bir halde, kapıyı pekiştiren ve kente her dönüşünde gururla seyrettiği tunç kaplamalara bakıyor. Erkek kardeşinin, artık yüksek sesle ağlayan İsmene'yi sürüklediğini işitiyor. Dönüyor, yanında Polyneikes'in hançerinden ve Oidipus'un dilenci çıkınından başka bir şey yok. Düşünüyor: "Onun yerine ben dileneceğim." Eteokles, surların tepesinden onun uzaklaştığını görüyor, pek çok kez sesleniyor ona, kız başını çevirmiyor, hızlanıyor, babaları gözden kayboldu bile.

Antigone artık koşmuyor, Oidipus'a yetişmek için yürümesinin yeterli olacağını biliyor. Onun peşinden gidiyor ama yüreği onu babasına değil, Thebai'ye doğru itiyor. Önde babasının uzun silueti zorlukla, her zamanki anlamsız inadıyla, güçlükle ilerliyor. Kız ona karşı içinden bir öfkenin yükselip kabardığını hissediyor. Madem geri çevirecekti, o zaman neden yüreğinde onu çağırıp durdu? Madem apar topar çıkıp gidecekti, o zaman neden bunca zaman bu içler acısı ve alçaltıcı durumda Thebai'de kaldı? Sonuçlar ortada, kral olmaya can atan ve hiç olmadığı kadar birbirlerine karşı bilenen iki erkek kardeş. Bir hayvan gibi saraydan ve kentten kovulan o. Ve bu felakete dayanamayarak, İsmene'yi kavgaların ve saray entrikalarının ortasında bir başına bırakarak, harmanisiz, yalın ayak onun peşinden giden ben.

...
Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.