• Osmanlı Felsefesi% 27indirim
    Osmanlı Felsefesi
    Osmanlı Felsefesi

Osmanlı Felsefesi

Seçme Metinler
  • 36,00 TL26,28 TL

    hopi kampanyası
    1,31 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Geniş bir zaman-mekân kesitinde vücut bulan Osmanlı felsefesi, genel olarak felsefenin özelde ise İslâm felsefesinin en seçkin tezahürlerinden biridir. Kendinden önceki etkin felsefe geleneklerinin son derece yaratıcı ve özgün sentezlerini içeren bu felsefe, tevarüs ettiği felsefî imkânları en üst seviyede gerçekleştiren eşsiz bir entelektüel birikimi ifade eder. Bununla birlikte bu birikim, çok katmanlı karmaşık bir yapının etkisiyle henüz gereken ilgiyi görebilmiş değildir.

Kronolojik bir sıra içerisinde, Osmanlı felsefesinin ilk büyük temsilcisi olan Dâvûd-i Kayserî’den bu felsefenin son temsilcilerinden olan Çerkeşîzâde Mehmed Tevfik Efendi’ye kadar on bir filozofun, biyografileriyle birlikte tamamı Arapça olan bazı felsefî metinlerinin Türkçe çevirilerinin yer aldığı bu çalışma, son derece bâkir kalmış bir alana mütevazı bir katkıyı amaçlamaktadır.

Söz konusu felsefe metinleri metafizik, epistemoloji, ahlâk felsefesi, siyaset felsefesi ve mantık/mantık felsefesi gibi çeşitli alanlardan seçilmiş örnek metinlerdir. Bunların bazıları modern dönemlerde kaleme alınmış olsa da her biri muhteva bakımından klasik Osmanlı felsefe geleneğini yansıtmaktadır.

Alanında bir ilk olan ve her düzeydeki felsefe öğrencisi yanında Osmanlı felsefesine ilgi duyan araştırmacıların ve ilim adamlarının da istifadesine sunulan böyle bir el kitabının bugüne kadar ihmal edilmiş veya yok sayılmış bu muazzam ve eşsiz birikimle karşılaşmaya yönelik bir katkı sağlaması umulmaktadır.


Önsöz

Geniş bir zaman-mekân kesitinde vücut bulan Osmanlı felsefesi, genel olarak felsefenin özelde ise İslâm felsefesinin en seçkin tezahürlerinden biridir. Kendinden önceki etkin felsefe geleneklerinin son derece yaratıcı ve özgün sentezlerini içeren bu felsefe, tevarüs ettiği felsefi imkânları en üst seviyede tahakkuk ettiren eşsiz bir entelektüel birikimi ifade eder. Bununla birlikte “Osmanlı felsefesi” kavramına erişebilmenin önünde –sadece dünyanın diğer bölgelerinde yaşayanlar için değil bu topraklar üzerinde yaşayanlar için de–, ne yazık ki, aşılması güç engeller bulunmaktadır. Bu engeller, felsefenin doğasına ve mahiyetine ilişkin bir bilinç yetersizliğinden ya da yorum farkından ziyade siyasi, ideolojik, iktisadi, sosyolojik, psikolojik, kültürel vb. pek çok unsurun dâhil olduğu karmaşık bir yapıdan neşet etmektedir. Tabii bugün için gerçek anlamda düşünmenin ve felsefe yapmanın önündeki mânialarla Osmanlı felsefe geleneği ile temasın, bu felsefe ile kurulacak sahih bir diyaloğun, kısacası bu felsefi birikimin keşfedilmesinin önündeki mâniaların birbiriyle derinden irtibatlı olduğunu da belirtmek gerekir. Pekâlâ denilebilir ki, bu coğrafyada yeniden bir felsefe (ve bilim) geleneğinin inşası, genel olarak İslâm felsefe geleneğinin, özelde ise bu geleneğin son kâmil halkasını teşkil eden Osmanlı felsefesinin etkin bir tarzda tevarüs edilmesinden, onun doğru bir biçimde anlaşılıp analiz edilmesinden geçmektedir. Son birkaç yüzyıldır Batı felsefe dünyasına dâhil olma çabalarına ve bu bağlamda yaşanılan bütün tecrübelere rağmen hâlâ ülkemizde basit düzeyde bile olsa herhangi bir ‘felsefe geleneği’nden söz edemeyişimizin nedenini hassaten burada aramak gerekir.

Kendimizle kurduğumuz ilişkinin Batı üzerinden gerçekleştirildiği yenilgi/travma sonrası dönemlerde, pek çok saha yanında Osmanlı felsefesine bakışımız da köklü kırılmalara maruz kalmış; Osmanlı siyasi ve iktisadi tarihyazımı yanında özellikle bilimsel, fikrî ve felsefi tarihyazımında da Avrupamerkezci şablonlar ve önyargılar egemen olmuştur. Dahası Osmanlı bilimi, düşüncesi ve felsefesi söz konusu olduğunda klasik oryantalizmin gerileme ve çöküş retoriğinin akademik ve entelektüel çevrelerdeki egemenliğinden mütevellit bir tarihsizlik/tarihsizleştirme durumuyla karşı karşıya kalınmıştır. Sömürgeciliğin haklılaştırılmasının bir zemini olarak tarihsizleştirme siyaseti, ne yazık ki, felsefeciler nezdinde de makes bulabilmiş; Osmanlı felsefesinin mahiyeti, nitelikleri ve özellikleri hakkındaki tartışmalar bir yana böyle bir felsefenin varlığı dahi, kuşkulu hâle getirilebilmiştir. Felsefe yapmanın ve felsefe eyleminin insanın en temel vasfı olduğu düşünüldüğünde, böyle bir kuşku, aslında Osmanlı felsefesinin varlığına ilişkin olmanın ötesinde doğrudan bir milletin varlığına, bu topraklarda hüküm sürmüş insanların insanlığına yönelik bir kuşku olarak belirmektedir. ‘Barbarlık’tan tiksinen günümüz insanının bundan çıkaracağı sonuç ise, yürünebilir yegâne yolun, Batı’ya giden yol olduğu şeklindeki bir aymazlıktır.

Modern dönemlerde Batılı filozoflar ve sosyal bilimciler eliyle üretilen ve geliştirilen Avrupamerkezci ve ırkçı paradigma, özellikle son yıllarda ciddi sorgulamalara ve eleştirilere maruz kalmaktaysa da, bunların henüz Osmanlı bilim ve felsefesine bakışı köklü bir biçimde dönüştürecek bir güce eriştiğini söylemek zordur. Zira bu noktada aşılması gereken pek çok değişken söz konusudur. Fakat yine de, özellikle son yıllarda gerek Batı’da gerekse ülkemizde Osmanlı bilim ve felsefesine yönelik özel bir ilginin olduğu görülmektedir. Bugüne kadar belirgin bir biçimde siyasi ve iktisadi odaklı yürütülmekte olan Osmanlı tarih çalışmaları, diğer alanlarla birlikte Osmanlı felsefe ve bilim tarihi çalışmalarına da yönelme eğilimi içerisine girmiştir ki, bu, oldukça sevindirici bir gelişmedir.

Bununla birlikte yukarıda temas edilen engelleri aşarak Osmanlı felsefe geleneğini açığa çıkarmayı, anlamayı, analiz etmeyi ve yorumlamayı amaçlayan araştırmacıları çevreleyen özel zorluklar da bulunmaktadır ki, bunlar, alana ilişkin çalışmaları hem nicelik hem de nitelik olarak etkilemektedir. Osmanlı felsefe literatürünün kahir ekseriyetinin Arapça ifade edilmiş olması, bunların neredeyse tamamına yakınının kütüphanelerde elyazması hâlinde bulunması ve benzeri durumlar, bu zorlukların başında gelmektedir. Dahası Osmanlı felsefesinin anlaşılmasının, Osmanlı öncesi İslâm felsefe geleneklerinin ve özellikle de klasik kurucu filozofların düşünce sistemlerinin anlaşılmasına bağlı olması da bu alan üzerinde çalışmayı zorlaştıran etkenler arasındadır. Osmanlı felsefesi, genel İslâm felsefesinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmakta; konu, mesele ve ilkeler bağlamında bu felsefeyle sıkı bir irtibat içerisinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Osmanlı felsefesinin, kendinden önceki İslâm felsefesinden soyutlanarak incelenmesi mümkün görünmemektedir. O halde Osmanlı felsefesine nüfuz etmek, bir bütün olarak İslâm düşünce ve felsefe geleneğine muttali olmayı zorunlu hâle getirmektedir. Ayrıca yüzyıllarca Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetini sürdürdüğü büyük bir coğrafyada ortaya çıkan bir felsefe olarak Osmanlı felsefesinin zamansal ve mekânsal genişliği de, kapsamlı bir Osmanlı felsefe tarihi yazımını, şu an için güçleştirmekte ve hatta imkânsız kılmaktadır. Her şeye rağmen, süreç içerisinde bütün bu zorlukları aşmak elbette mümkündür. Burada önemli olan bu büyük ve kapsamlı felsefe geleneğinin tevarüs edilmesi noktasında yüksek bir bilince ulaşılıp kurumsal bir çabanın ortaya konulması; maddi ve manevi olarak mücehhez bir şekilde gerekli teşebbüslerin başlatılmasıdır. Bu bağlamda öncelikle atılması gereken adım, Osmanlı filozoflarının biyografik ve entelektüel haritalarının çıkarılması; bu filozoflara ait felsefi metinlerin, özellikle de en özgün ve yaratıcı tartışmaların yer aldığı şerh-hâşiye literatürünün sağlıklı bir biçimde tespit ve tasnifinin yapılması; bunların tenkitli neşirlerinin gerçekleştirilmesi ve Türkçeye kazandırılmasıdır.

Kronolojik bir sıra içerisinde, Osmanlı felsefesinin ilk büyük temsilcisi olan Dâvûd-i Kayserî’den (ö. 751/1350) bu felsefenin son temsilcilerinden olan Çerkeşîzâde Mehmed Tevfik Efendi’ye (1319/1901) kadar on bir filozofun, biyografileriyle birlikte tamamı Arapça bazı felsefi metinlerinin Türkçe çevirilerinin yer aldığı bu çalışma, yukarıda zikredilen sebepler dolayısıyla son derece bâkir kalmış bir alana mütevazı bir katkı olarak düşünülmüştür.

Tarafımızca hazırlanıp buraya dercedilen biyografik metinlerle çeviri metinlerin tamamı ilk kez bu kitapta yayımlanmıştır. Kâfiyeci (ö. 879/1474), Hasan Kâfî Akhisârî (ö. 1024/1615) ve Kâtib Çelebi’nin (ö. 1067/1657) metinleri daha önce muhtelif zamanlarda farklı isimlerce Türkçeye çevirilip neşredilmişse de bunların yeniden tercüme edilmesi uygun ve gerekli görülmüştür. Böylece birkaçı hariç, bu kitabın ihtiva ettiği felsefe metinlerinin hepsi ilk defa Türkçeye kazandırılmıştır.

Osmanlı felsefe geleneği içerisinde, tam manasıyla ‘denizden bir katre’ mesabesinde olan bu felsefe metinleri metafizik, epistemoloji, ahlâk felsefesi, siyaset felsefesi ve mantık/mantık felsefesi gibi çeşitli alanlardan seçilmiş örnek metinlerdir. Bunların bazıları modern dönemlerde kaleme alınmış olsa da her biri muhteva bakımından klasik Osmanlı felsefe geleneğini yansıtmaktadır. Dolayısıyla içerik olarak ‘modern’ sayılabilecek metinler, bu çalışmanın dışında tutulmuştur. Ayrıca bu metinler arasında bir filozofun muayyen bir eserinin tam tercümesi bulunabildiği gibi sadece eserin belirli bir bölümünün çevirisi de yer alabilmektedir.

Çeviriye esas alınan Arapça orijinal metinlerin pek çoğu, elyazması hâlinde bulunduğundan bunların tercümeleri esnasında farklı nüshalara müracaat edilmiş, onlarla karşılaştırmalar yapılmış ve böylece sağlıklı bir tercüme metninin oluşması noktasında hususi bir çaba gösterilmiştir. Aynı şekilde çeviriler sırasında orijinal metne sadık kalınmaya çalışılmış olmakla birlikte Türkçe ifade ve üsluba da özen gösterilmiş; anlaşılır bir dil kullanmaya gayret sarf edilmiştir. Bununla birlikte bu türden klasik metinlerin yüzyılların birikiminden gelen son derece soyut ve ayrıntılı tartışmalar içermesi, yoğun bir terim dağarcığına sahip olması ve benzeri nedenlerden dolayı metinlerde okuyucuya kapalı ve muğlak gelebilecek yönler de görülebilir. Bu da, böyle bir birikim ve gelenekle irtibatı kopmuş okuyucu için doğal karşılanmalıdır. Ancak yine de, bu türden muhtemel durumlarda ve ilave bilgi verilmesi uygun görülen kısımlarda tercüme metnin içerisinde bazı açıklamalara yer verilmiş; böylece belirli ölçüde okuyucuya yardımcı olunmaya çalışılmıştır. Tarafımızdan yapılan bütün bu ilaveler, asıl metinle karışıklık oluşturmaması için köşeli parantez içerisinde verilmiştir. Orijinal metinde geçen birtakım ifadeler ise, normal parantez içerisinde belirtilmiştir.

Alanında bir ilk olan ve her düzeydeki felsefe öğrencisi yanında Osmanlı felsefesine ilgi duyan araştırmacıların ve ilim adamlarının da istifadesine sunulan böyle bir el kitabının bugüne kadar ihmal edilmiş veya yok sayılmış bu muazzam ve eşsiz birikimle karşılaşmaya yönelik küçük de olsa bir katkı sağlaması en büyük temennimdir.

Ve bi’llâhi’t-tevfîk.

-Ömer Mahir Alper, Üsküdar 2014-

 

 

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.