• Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi% 27indirim
    Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi
    Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi

Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi

  • 65,00 TL47,45 TL

    hopi kampanyası
    2,37 Paracık
  • Tedarik Süresi 2 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

“Sosyal Bilimler Tarihi ve Felsefesi, modern sosyal bilimin mahiyeti ve halihazırdaki konumuna nasıl bir süreçle geldiği hakkında bir çalışma. Sahip olduğumuz düşüncelerin kendilerine ait bir tarihi var ve kitap bu düşüncelerin menşeini irdeliyor.”

-James M. Buchanan, George Mason Üniversitesi, Nobel Ekonomi Ödülü (1986) sahibi-

 

“Profesör Gordon sosyal bilimlerin tarihi hakkında otorite addedilebilecek ender kitaplardan birisini güzel ve akıcı bir üslupla kaleme almış. Hem akademik hem popüler olmayı başaran bir çalışma.”

-Mark Blaug, Emeritus Profesör, Londra Üniversitesi-

 

“Alanında klasik olmaya aday önemli bir kitap. Scott Gordon sosyal bilimlerin gelişimini, bilimsel düşüncenin 14. ve 15. yüzyıllardaki yükselişinden itibaren ele aldığı bu kitabında hem akademik ve kullanışlı bir anlatı ortaya koyuyor hem de bunu cazip ve eğlenceli bir üslupla sunuyor.”

-The Economic Journal-

 

“Kitabın asıl gücü, yazarın bilim, özellikle de sosyal bilim “yapma”nın ne demek olduğuna dair sağlam kavrayışıdır. Ortaya koyduğu bu tarih (…) derinliğiyle ve daha önemlisi profesyonel bir felsefe idrakine dayanıyor oluşuyla öne çıkıyor.”

-American Historical Review-

 

“Geleceğin araştırmacıları için kilit önemde kaynak olacak ustaca yazılmış bir kitap. Scott Gordon iktisat, sosyoloji, tarih ve siyaset bilimi dahil olmak üzere sosyal bilimin gelişim sürecindeki temel meselelerin haritasını son derece bilimsel bir titizlikle ortaya koyuyor.”

-Southern Economic Journal-


Giriş

Alfred North Whitehead bir zamanlar “Kurucularını unutmakta tereddüt eden bir bilim yok olur” diye yazdı. Daniel J. Boorstin “Sosyal bilimlerin ortaya çıkışına ilişkin kapsamlı bir metin modern Avrupa tarihi üzerine bir incelemeden daha aşağısı olmayacaktır” der. Bu görüşleri tereddütsüz paylaşsaydım elinizdeki kitap yazılmayacaktı, zira o Boorstin’e göre kapasitelerimi fazlasıyla aşacak, Whitehead’e göre ise kötü bir akademik uygulama olacaktı.

Ancak Whitehead’in sözü muhtemelen “kurucularına tapan bir bilim yok olur” biçiminde yorumlanabilir. Bu söze tamamen katılabilirim. Sosyal bilim (ve kuşkusuz ayrıca doğa bilim) tarihinin büyük bir kısmı artık yanlış olduğuna inandığımız teoriler ve çıkarımlarla doludur. John

Locke ve Adam Smith’e veya Aristoteles ve Newton’a kendi dönemlerinde yaptıkları değerli şeyler için hayran olmak, eleştirmeden, onlara ebedî hakikatleri ortaya koydukları için tapmak değildir. Elinizdeki kitabı çağdaş değere sahip bir şeyin atalarımızın, başarısız olduklarında bile, toplumsal hayatı anlama çabaları üzerine yapılan bir araştırmayla elde edilebileceği inancıyla yazdım ve gerçekte, şimdilik doğru olduğunu düşündüğümüz teorilerin zayıflıkları ve sınırlılıklarının farkında olduğumuzda onların başarılarından çok şey öğrenebiliriz.

Daniel Boorstin’in sözüyle başa çıkmam daha zor, zira elinizdeki kitap “modern Avrupa tarihi üzerine bir inceleme” olmaya yaklaşmaz bile. Sosyal bilimcilerin kendi çağları ve toplumlarının iktisadî, toplumsal ve siyasal problemlerine güçlü yönelimini vurgulamama rağmen, onların çalışmalarının tarihsel bağlamlarına sadece gerekli olduğu ölçüde yer vereceğim. Bu disiplinlerin günümüzdeki pratikleri açısından önemli olmalarına rağmen, sosyal bilimcilerin empirik araştırmalarını tartışmayacağım. Temel amacım, yoğun bir biçimde sosyal bilimin tarihindeki teorik fikirlerin seyrine odaklanmak ve bu tarihin sosyal bilim felsefesindeki sorunlarla bağlantılarını ortaya koymaktır. Elinizdeki uzun kitap, sadece, zaten birçok kitap ve makaleyi içeren ve daha fazlasını içerebilecek oldukça geniş bir konuya giriş amacıyla tasarlanmıştır.

Teorik fikirlere yoğunlaşmanın pratik gerekliliğini kabul eden bazı okuyucular yine de kitapta önemli olduğunu düşündükleri bazı kişilerin yer almadığını görünce şaşırabilirler. Örneğin, hepsi ciddi olarak incelenmeyi hak eden Jean-Jacques Rousseau, Vilfredo Pareto veya Thorstein

Veblen’in fikirlerini burada kapsamlı olarak ele almadık. Kuşkusuz modern çağın en önemli sosyal bilimcileri ve filozoflarından biri olan John Stuart Mill’i tartışmamıza rağmen, ona bağımsız bir bölüm veya kısım ayırmadık. Benzer şekilde, bazı konulara, muhtemelen en belirgin biçimde sosyalizmin tarihine yer vermedik. Bu kitabın ana hatlarını oluştururken sosyalizmle ilgili siyasal, sosyolojik ve iktisadî teorilere ve onlara yöneltilen eleştirilere bir bölüm ayırmayı plânlasam da, başlı başına büyük bir kitap oluşturabileceği düşüncesiyle bunu yapmaktan vazgeçmek zorunda kaldım. Yer ve zaman kısıtlamaları beni fazlasıyla seçici olmaya zorladı, çünkü bir sosyal bilim tarihi ve felsefesine giriş kitabında, çok daha kapsamlı bir listedeki isimlere daha az sayfa ayırmaktan ziyade, sınırlı sayıda bazı düşünürler ve konuların ayrıntılı olarak tartışılmasının daha yararlı olduğuna inanıyorum. İçerik seçimimi sosyal bilimin tarihi ve felsefesini bağımsız ancak yine de belirli ölçüde bağlantılı, birbirine ışık tutan konular biçiminde sunma çabası yönlendirdi. Immanuel Kant’ın felsefesini Imre Lakatos’un isabetli ifadesiyle aktarırsak: “Bilim tarihinden yoksun bilim felsefesi boştur; bilim felsefesinden yoksun bilim tarihi kördür”.

Bunu yapmanın önemi nedir? Bu herhangi bir ‘pratik’ değere sahip midir? Bazı bilim felsefecilerine göre, kendi disiplinlerinin amacı hakikati keşfetmeyi sağlayacak bir araştırma metodolojisini ana hatlarıyla ortaya koymak ve bu metodolojiyi araştırmacı bilim adamlarının uymaları gereken zorunlu ilkeler biçiminde ifade etmektir. Bu mümkün olduğunda araştırma-konularımız gerçekte büyük pratik öneme sahip olacaktır; sosyal bilim felsefesini öğrenmek modern bir sosyal bilimcinin eğitiminin önemli bir parçası olacaktır. Ancak gerçekte, felsefe (ve tarih) dersleri tipik olarak veya çoğunlukla sosyal bilim disiplinlerinde eğitim gören yüksek öğrenim öğrencilerine önerilen ders müfredatının bir parçasını oluşturmamaktadır. Ne de bu dersler doğa bilimlerindeki öğrencilere önerilir. Araştırma disiplinlerindeki profesörler, ‘bilimsel yöntem’i öğretirken ve kendi inceleme-konularının tarihine dikkat çekerken filozofların veya tarihçilerin bu konulardaki görüşleri ve açıklamalarına çoğu kez açıkça referansta bulunmazlar. Bilim tarihçileri ve felsefecileri bilimsel araştırmaya katkıda bulunacak değerli bir şeye sahip olduklarında bile, araştırmacı bilim adamlarını bu konuda ikna etmeyi başaramamışlardır.

Bu kitabı yazarken bunu başarmayı amaçlamadım. Whitehead kadar ileri gitmek istemesem de, kişinin bir bilimin tarihine ilişkin bilgisinin o bilimi uygulama yeteneğini artıracağından emin değilim ve hatta bilim adamlarının filozofların repertuvarındaki meselelerle yakından ilgilenmelerinin araştırmalarını kolaylaştıracağından daha da kuşkuluyum. Bilim tarihi ve felsefesi üzerine araştırma ancak başka bir nedenle, yani modern Batı uygarlığını anlamaya yapabileceği katkılar nedeniyle kuvvetle tavsiye edilebilir. Bilim çağdaş kültürümüzün en ayırt edici ve muhtemelen en önemli özelliklerinden biridir. Bunun nedeni, sadece bilim adamlarının temel bulguları ve pratik uygulamaları değil, daha önemlisi, ‘bilimsel düşünme biçimi’nin, her ne kadar sürekli direnişle karşılaşsa da, bilim alanının ötesine, yaşantılarımızın bütün yönlerine yayılmasıdır. Eski düşünme biçimlerinden bilimsel düşünme biçimine geçiş Batı’nın tarihinde bile oldukça yenidir; dünyanın diğer çoğu alanına henüz yeterince girmemiştir. Burada sosyal bilimlerin rolü doğa bilimlerindeki gelişmelerden daha az önemli değildir. Özetle, bana göre, sosyal bilim tarihi ve felsefesi üzerine araştırma önemini sürdürmektedir. O bilimin hizmetçisi veya kamu politikasının uşağı değildir, uygarlığımızın entellektüel gelişimini eleştirel bir gözle anlamamızı ve değerlendirmemizi mümkün kılar.

Bu kitabı yazarken birçok meslektaşımla tartışmalarımdan oldukça faydalandım. Ancak metnin taslağının tamamen veya kısmen okunmasıyla ilişkili olarak özellikle Mark Blaug, Patrick Brantlinger, Chung-Ching Chen, Paul Eisenberg, Bruce Fletcher, George von Furstenberg, Roy J. Gardner, Ronald N. Giere, William D. Grampp, D. Wade Hands, Herbert J. Kiesling, Bernard S. Morris, Joel Smith, Nicholas Spulber, Sheldon Stryker, George M. Wilson ve George W. Wilson’a teşekkür borçluyum.

-H. S. Gordon, Bloomington, Indiana-

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.