• Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler% 27indirim
    Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler
    Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler

Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler

Çoğulcu Bir Perspektif
  • 40,00 TL29,20 TL

    hopi kampanyası
    1,46 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Yüksek lisans ve doktora öğrencilerini sosyal bilimlerdeki başlıca araştırma yaklaşımları ve metodolojilerle tanıştıran çarpıcı bir ders kitabı. Seçkin bir akademisyen topluluğu tarafından yazılmış olan bu çalışma, öğrencilere kendi araştırma yaklaşımlarını seçme, bu yaklaşımı temellendirme ve onu disiplinin içinde bir yere oturtma gücü verecektir.

Kitap, sosyal bilimin ontolojisi, epistemolojisi ve felsefesi gibi sorunları ele alıyor ve sonra iyi bir araştırma önerisi üretmek için gerekli olan metodoloji ve araştırma tasarımı konularına geçiyor. Aynı zamanda araştırmacılara sosyal bilim metodolojisindeki başlıca tartışma ve inanç konularını tanıtıyor, ortak yanları, tarihsel süreklilikleri ve benzersiz farkları saptıyor.

 

“Bu kitap sosyal bilime çoğulcu bir yaklaşım için güçlü ve ikna edici bir örnek oluşturuyor. Çok çeşitli yaklaşımlar önde gelen savunucuları tarafından, okurun ne şekilde, ne ölçüde piyasa, siyaset ve toplum incelemesine katılabileceğini ölçüp biçebilmesini sağlayacak şekilde açıklanıyor. Çok geniş, bilgilendirici ve entelektüel açıdan kışkırtıcı bir yolculuk.”

-John Gerring, Siyaset Bilimi profesörü-

 

“Farklı epistemolojik ve metodolojik yaklaşımların verimli bir şekilde, ‘makul çoğulculuk’ mantığı içinde birbiriyle konuşabileceğini ispatlayan enfes bir kitap. Sosyal bilimlerde eğitim alan bütün araştırmacılar için mutlaka okunması gereken bir çalışma.”

-Maurizio Ferrera, Karşılaştırmalı Kamu Siyaseti profesörü-


Önsöz

Bu kitabın başlangıcı 2000’lerin başına, Avrupa Üniversite Enstitüsü’ndeki (European University Institute - EUI) bir grup doktora araştırmacısının “nitel yöntemlerin” ihmal edilmesinden yakınmaya başlamasına kadar uzanır. Fakültede özellikle nicel yöntemlerle çalışanların sayısı azdı, o yüzden geri kalanların da (tıpkı Moliere’in M. Jourdain’inin belagatli biri olması gibi) nitel yöntemlerle çalıştığını sanıyorduk. Yaptığımız tartışma ve görüşmeler sonucunda onların çoğu kez başka bir şeylerden bahsettiklerini, bir yöntemden değil özgün bir epistemolojiden bahsettiklerini ve bunun da anlamı disiplin içinde sürekli esnetilen bir şey olduğunu keşfettik. “Nicel” ile ne kastedildiğini saptamak zor olsa da, “pozitiviste”  muhalif olarak tanımlandığı görülüyordu; birçok profesörün kendileri için kabul etmekte zorlandığı ve ayrıca önemli ölçüde esnetmeye tabi olan bir tarifti bu.

EUI bunun tek örneği değildi, çünkü sosyal bilimcilerin kendilerini muhalif taraflar olarak tanımlamaya sürüklendiği bir Maniciliğin en son ifadesiydi bu sadece. İki yaklaşım için ortak bir isim ya da sözlük de bulamayınca, sorunun çok daha karmaşık olduğunu düşündük. Ele alınan birçok konunun yeni olmayıp felsefe, sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarında klasik zamanlara dek uzanan tartışmaları yankıladığı ortadaydı. Özellikle Birleşik Devletler’de, çok sayıda bilim fakültesine yol açan kültür savaşlarına dalmak yerine, çeşitli ekoller ve yaklaşımlar arasında bir tartışma açmak ve söz konusu sorunları araştırmak istedik. Sosyal bilim alanındaki doktora öğrencileri için asgari ihtiyaç, bize göre, mevcut tartışmalara aşina olmak ve bir çalışmayı eleştirel bir şekilde okuyup onun perspektifini, nereden gelirse gelsin anlamaktır. Aynı zamanda kendi çalışmalarında seçtikleri perspektifin bilincinde olup onu savunabilmeleri gerekir. Eğer başka perspektifleri eleştiriyorlarsa, bu bir bilgi konumundan yapılmalı. Son olarak, farklı perspektifleri tutarlı bir araştırma tasarımında birleştirmenin nasıl ve ne ölçüde mümkün olduğunu da bilmeleri gerekir.

Bunun sonucunda siyaset bilimi, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, siyaset teorisi ve sosyal teori alanındaki doktora öğrencileri için ortak bir ilk yıl semineri oldu. Bu öğrenciler bizim en şiddetli eleştirmenlerimiz oldu, berraklık ve tutarlılık için ısrar ettiler, fakülteyi birbiriyle tartışmaya zorladılar. Eğer seminerin doğrudan etkisi araştırmayla ilgili fikirlerini karıştırmak ve karmaşık hale getirmekse, umuyoruz ki sonunda nerede durdukları konusunda daha açık bir fikre sahip olmuşlardır; aynı zamanda ele alınan konuların belki de ilk göründüğünden daha az olduğunu anlamışlardır. Akademinin yeni kavramlar icat etme, eskilerini genişletme, başkalarını yeniden isimlendirme ve kendilerini çatışan hiziplere bölme eğilimi zaman içinde sadece arttı ve bugünkü lisans öğrencileri belki de bunun sadece kurbanları oldular.

EUI’ye bağlı Robert Schuman İleri İncelemeler Merkezi’nin yöneticisi Helen Wallace’ın önerisiyle bir kitap hazırlamaya yöneldik. Bu da bizi içerik ve tutarlılık üzerinde daha özenli düşünmeye zorladı, ama iki yıl boyunca bir arada çalışan yazarların deneyiminin, konuları berraklaştırmamıza yardımcı olduğuna inanıyoruz. Sosyal bilimlere tek bir yaklaşım sunmuyor, mevcut olanları bir bütün haline getirmeye çalışmıyoruz. Bu girişim çoğulcu bir girişim, tek bir “en iyi yol” diye bir şey olmadığı inancını taşıyor ve çeşitlilikten vazgeçmemeyi ve farklı yaklaşımlara hoşgörüyü savunuyor. Fakat bu yaklaşımlar arasında, ortak muhakeme standartları kullanarak bir tartışma yapmanın mümkün olduğuna inanıyoruz; bu sayfalarda da böyle bir tartışma yürütmeye çalıştık.

Avrupa Üniversite Enstitüsü’nün bazı özellikleri bu tartışmayı eşsiz değilse de daha zorlu hale getirdi. Siyaset ve Sosyal Bilimler Bölümü, bir yandan siyaset bilimi, sosyoloji, uluslararası ilişkiler ve siyaset kuramı ve sosyal kuramı temel bileşenleri sayarak daha fazla disiplinlerarası olmakla kalmıyor; aynı zamanda bütün AB üyesi devletlerden ve başka yerlerden gelen doktora öğrencileriyle birlikte bir Avrupa kurumu oluyor. Bu öğrenciler zengin ve değişik arkaplanlar getiriyorlar; sadece kendi ülkelerinin bilgisini değil, aynı zamanda o ülkelerde çeşitli disiplinlere yapılmış özgül katkıların bilgisini de getiriyorlar. Sonuçta, sürekli olarak bizi kendi bireysel arkaplanlarımızın ötesine gitmek için hareketlendirip zorlamakla kalmıyor, aynı zamanda ana-akım Anglofon sosyal bilim edebiyatının da ötesine geçmeye zorluyorlar. Bizi başka dilleri öğrenmeye, başka dilleri okumaya ve değişik ulusal geleneklerden gelen fikirleri birbirine bağlamaya sevk ediyorlar; ve günlük etkileşimlerinde de, sosyal bilimlere gerçekten ulusötesi bir yaklaşım inşa etmeye yardım ediyorlar.

Bu da bizim girişimimizi özünde Avrupalı hale getiriyor. Bunu söyleyerek sosyal-Amerikalı tarzla karşıtlaştırılabilecek olan tek bir Avrupalı sosyal bilim yapma tarzının olduğunu söylemiyoruz. Rasyonel seçim, konstrüktivizm ya da tarihsel kurumsalcılık yandaşları Atlantik’in iki yanında da aynı. Fakat Avrupa’da, daha büyük bir yaklaşım çoğulluğu var. Ulusal entelektüel gelenekler çok ve tek bir yaklaşımın herhangi bir zamana ya da herhangi bir kuruma hakim olması için de eğilim pek yok. Avrupalı projenin kendisinde olduğu gibi, farklı perspektifler ve beklentiler daha büyük ya da az uyumla bir arada yaşamalı.

Analojiyi daha da sürdürürsek farka yönelik üç tutum saptayabiliriz: Özgül bir yaklaşıma bağlanıp herkesin de ona uyması gerektiğine inananlar var. Kendi tercihlerine sahip olup onun hakim olmasını isteyenler de var, ama bunun pratik olmadığını ve tek bir yaklaşım olsa bunun kendi yaklaşımları olmayacağını fark ediyorlar; bunlar pragmatik çoğulcular. Son olarak, çoğulculuğu kendi içinde olumlu görenler var, çünkü entelektüel çoğulculuk araştırma deneyimini bizi birbirinden öğrenip ödünç almaya sevk ederek zenginleştirebilir. Bizi bu derlemeyi hazırlamaya sevk eden şey bu son perspektif oldu. Sosyal bilimin asla herhangi bir ortodoksluğun esiri olmaması ve sürekli olarak başka disiplinlerden ve yeni gelişmelerden öğrenerek, kendi geçmişini yeniden ziyaret ederek kendini yenilemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu bizim “her şey gider” diye düşündüğümüz ya da araştırmacıların herhangi bir fikri, yaklaşımı, kuramı ya da yöntemi hevesine göre karıştırıp uydurabileceğine inandığımız anlamına gelmiyor. Yöntembilim önemli, entelektüel katılık bütün yaklaşımların içinde temel ve berraklık ve tutarlılık hayati.

EUI başkanı Yves Meny’ye bu projeye desteği için, Sarah Tarrow’a katkıları yayına hazırladığı için ve doktora araştırmacılarımıza esin ve eleştirileri için minnettarız.

 

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.