• Varlık, Bilgi, Hakikat% 27indirim
    Varlık, Bilgi, Hakikat
    Varlık, Bilgi, Hakikat

Varlık, Bilgi, Hakikat

  • 22,00 TL16,06 TL

    hopi kampanyası
    0,80 Paracık
  • Tedarik Süresi 2 İş Günü
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Gazzâlî’nin Mişkâtü’l-envâr’ı, onun, temelde, kelâm, felsefe ve tasavvuf çerçevesinde geçen entelektüel serüveninin en dikkate çekici ve son ürünlerinden birisidir. Bir dostunun, “Allah göklerin ve yeryüzünün nurudur” (en-Nûr 24/35) âyetindeki sembolik anlatıma dair sorusu üzerine bu eseri kaleme alan Gazzâlî, sadece bir te’vil teorisi ortaya koymamakta, bize epistemolojik ve psikolojik verilerle temellendirilmiş bir ontoloji teorisi sunmaktadır. “Nur” kavramı bağlamında geliştirdiği ve Tehâfütü’l-felâsife başta olmak üzere pek çok eserinde şiddetle eleştirdiği İbn Sînâ felsefesinden derin izler taşıyan bu teori, Sühreverdî ve İbnü’l-Arabî gibi mistik ve tasavvufî yönelimlere sahip düşünürler için ilham kaynağı olmuştur.


Önsöz

Düşünce tarihi bize göstermektedir ki, felsefeyle hesaplaşma adına ona karşı çıkış, felsefeden bir şeyler alarak felsefeleşmeyi veya ona kapı aralamayı beraberinde getirmektedir. Bu sadece felsefe için değil, diğer disiplinler için de söz konusudur. Bunun çarpıcı örneğini, XII. yüzyılda Abbâsî Devleti’nin siyasî, sosyal ve düşünce hayatında karşı karşıya bulunduğu kriz döneminin ünlü siması Gazzâlî’nin şahsında görmekteyiz. O, din ve devlet için tehlike gördüğü Bâtınî-İsmâilîlerin gizli amaçlarını gerçekleştirmek için felsefeyi bir araç olarak kullandıklarını tespit ettikten sonra Fârâbî ve özellikle İbn Sînâ’nın eserlerinde en olgun düzeye ulaşan Meşşâî felsefe üzerinde yoğunlaşarak bu sistemin zaaf noktalarını ve İslamî akide ile bağdaşmayan yönlerini isabetli bir şekilde belirlemişti. Bu hedef doğrultusunda Tehâfütü’l-felâsife adlı eserini yazarak söz konusu filozofların tutarsızlıklarını ortaya koymuş; bunların, metafiziğin ana meseleleri olan Allah, kâinat ve insan arasındaki ilişkileri temellendirirken kanıta değil, zan ve tahmine dayandıklarını, bu yüzden din karşısında hakikati temsil yetkisine sahip olmadıklarını göstermeye çalışmıştır. Diğer yandan Gazzâlî, Bâtınî-İsmâilîlerin sağlam bir esasa dayanmayan keyfî ve ideolojik amaçlı tevillerinin tutarsız ve geçersiz olduğunu ortaya koymak için başta Fedâihu’l-bâtıniyye olmak üzere beş ayrı eser kaleme alarak İslam toplumu üzerine çöken bu kâbusun dağılmasına ve bu ideolojinin deşifre olmasına çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Ne var ki, düşünce tarihimizin tanık olduğu bu hararetli tartışma ve spekülasyonlar, Gazzâlî’nin üzerinde de derin izler ve zihin dünyasında ağır tortular bırakmıştır. İşte tercümesiyle birlikte sunduğumuz Mişkâtü’l-envâr adlı eseri başta olmak üzere Cevâhiru’l-Kur’ân, el-Maksadü’l-esnâ ve el-Madnûn bih alâ gayri ehlih gibi eserleri, onun amelî tasavvuftan uzaklaşarak nazarî tasavvufa, yani teosofiye açıldığının birer kanıtı niteliğindedir. Eğer Eflâtun’un idealar teorisi ve Plotinus’un kozmik akıllar sistemi felsefî bir anlam taşıyorsa, Gazzâlî’nin Mişkât’ta nur kavramından hareketle ortaya koyduğu nur metafiziği de aynı düzeyde anlamlıdır. Bu eseri o, bir dostunun Nûr sûresinin otuz beşinci âyetindeki ilahî nurun mahiyetini sorması üzerine yazdığını, fakat o sırada başka bir şeyle meşgul olduğu için buna fazla zaman ayıramadığını söylüyorsa da durum hiç de öyle gözükmemektedir. Bu kitap, üzerinde çok iyi düşünülmüş, iyi planlanmış, epistemolojik ve psikolojik verilerle temellendirilmiş bir ontoloji teorisi olarak karşımızda durmaktadır.

Yakından bakıldığında görüleceği üzere, Gazzâlî’nin Mişkât’ı yazarken en önemli ilham kaynağı İbn Sînâ’nın el-İşârât ve’t-tenbîhât ve onun özellikle sonundaki “Makâmâtü’l-ârifîn” kısmıdır. İşin ilginç tarafı, Tehâfüt başta olmak üzere pek çok eserinde şiddetle eleştirdiği ve hatta tekfir ettiği İbn Sînâ’dan mülhem bir metafizik ortaya koymuş olmasıdır.  Dahası, Mişkât’taki anlatımda âyetleri sembolik olarak yorumlamasının yanında, zayıf hatta mevzu hadislere yer vermiş olması, onun sık sık dile getirdiği “Bir şey haddini aşarsa zıddına inkılâp eder” özdeyişinin çarpıcı bir örneğini teşkil etmektedir. Gazzâlî’nin bu eseri, keskin bir zekâ, zengin bir birikim ve başarılı bir üslup örneği olmakla birlikte, ruh ve ahlâk temizliğini, takva ölçüsünde titiz ve disiplinli bir dinî hayatı temel alan amelî tasavvuftan ziyade, bir nazarî tasavvuf metni mahiyetindedir ve bu yönüyle kendisinden sonra Sühreverdî ve İbnü’l-Arabî için ilham kaynağı olduğu bilinmektedir.

Mişkâtü’l-envâr’ın tercümesinde, merhum Ebu’l-Alâ Afîfî’nin, Şehid Ali Paşa 1712 ve İskenderiye Belediyesi 1782 nüshalarını dikkate alarak hazırladığı tenkitli neşri esas aldık  (Kahire 1964) ve onun söz konusu neşre yazdığı doyurucu değerlendirmeler içeren giriş kısmını da tercüme ettik. Bu vesileyle Ebu’l-Alâ Afîfî’yi rahmetle anarken, eserin metnini ve tercümesini yayına hazırlayıp eklerle zenginleştiren sevgili oğlum Doç. Dr. M. Cüneyt Kaya’ya, metinde geçen hadislerin tahrîci konusundaki yardımlarından dolayı Doç. Dr. Halit Özkan’a, metinde geçen şiirlerin kaynaklarını bulmamızı sağlayan Yrd. Doç. Dr. Ali Benli’ye, tercümenin bilgisayara aktarılmasındaki katkıları sebebiyle Arş. Gör. Halit Çelikyön’e ve eserin yayınını üstlenen Klasik’e teşekkür ediyorum.

Gayret bizden, başarı Allah’tan…

28 Ocak 2016

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.