Yargı Yetisinin Eleştirisi

Yargı Yetisinin Eleştirisi

  • 28,00 TL

    hopi kampanyası
    1,40 Paracık

1790’da yayımlanan üçüncü eleştiri olan Yargı Yetisinin Eleştirisi’nde Kant Estetiği ve Teleolojiyi Yargı Yetisinin sorunları olarak irdeler.

Kant felsefesi için bilinen herşey Öznededir. Dışsal sandığımız hiçbirşeyin varlığı saltık olarak ileri sürülemez. Bu konuma göre tüm olgusallıkdoğal ve tinsel varoluş — öznenin içersine düşer. Giderek Kant’ın bakış açısı için Tanrı bile kılgısal usun bir konutlaması, öznel bir sayıltıdır ve böyle öznel olarak — aslında öznenin kendisi olarak — bir inanç nesnesi yapılır, nesnel olarak değil. Bu felsefe eksiksiz öznel idealizmdir, ve ideayı yalnızca özneye özgü görerek nesneyi, realiteyi ideasız, belirlenimsiz bir soyutlama olarak, bir kendinde-şey olarak öte-yanda bırakır. Kendinde-şey Kant’ın felsefesinin bir çıkarsaması, varlığı tanıtlanan bir belirlenim değildir. Dışarıdan, düşünürün bilincinden çekilip alınır ve bütün bir felsefi yapıya ilke yapılır. Kendinde-şeyin böyle varsayılması Kant’ın kuşkuculuğunun felsefi bir vargı değil, ama bilgiyi önceleyen ve bilgiden bağımsız bir önyargı olduğunu anlatır. Kant’ın bu öznelciliği aynı zamanda Kopernik devrimi olarak gördüğü şeyin gerçekte hiç de kategorilerin nesnel deneyime bir uygulanışı olamayacağını, kategorilerin onlara dirençli kendinde-Şeye değil, ama öznenin kendi kendisine yüklenmesinden daha ileri gidemeyeceğini gösterir. Böylece Kant’ın bütün bir felsefesinde ‘bilgi’ dediği şey gerçekte olanın değil, ama olmayanın ‘bilgisidir.’

Kant ilk iki Eleştiri’sini yazdıktan sonra hem özellikle onlarda ele almadığı Estetik çözümlemeye bir yer bulabilme açısından, hem de Felsefenin bütünlüğünü kurma açısından çözülmesi güç sorunlar karşısında olduğunu gördü. Kant’ın ilk iki Eleştirisi, Arı Us ve Kılgısal Us üzerine çözümlemeleri felsefenin klasik dizgeselliği ile ancak belli değişkiler ile uyuşabilecek, ve Estetiğin kendi başına bir felsefi alan olarak ileri sürülmesi açıkça dizgenin bütünlüğü ile bağdaşmayacaktı. Ve gene de Kant bir bütünlüğü sağladığını, kuramsal ve kılgısal felsefeleri birleştirdiğini, ve bunu Güzelin bir çözümlemesi yoluyla, Estetik ve (her nasılsa onunla bağladığını düşündüğü) Teleolojik yargı yetisi aracılığıyla başardığını ileri sürdü. Bu noktadan geriye bakarak, Arı Usun Eleştirisi’ni sanki bir Doğa Felsefesi işlevini de görüyormuş gibi sık sık Doğa ile ilişkilendirir ve kuramsal felsefenin Doğa ile ilgili olduğunu, Doğaya yasalarını verenin kuramsal Anlak olduğunu  ileri sürer. Öte yandan, kılgısal alanın Usun biricik yasama alanı olduğunu söyler. Sonuçta kuramı Doğa ile, kılgıyı ise Ahlak ile sınırlayan tuhaf bildirimlere baş vurmak zorunda kalır, çünkü Doğayı salt İstençten yoksun olduğu için kuramsal olarak görür, ve Tin alanının ise kılgısal olduğu için kuramsal olmaması gerektiğini düşünür. Bu tür ‘uslamlamalar’ içinden ilerleyen bir uyarlama girişiminin ortaya kaçınılmaz olarak nasıl bir çelişkiler yumağı çıkaracağı açık olmalıdır. Bu düzeye dek, Yargı Yetisinin Eleştirisi ussal bir çözümlemeye konu olamayacak denli yapısız, mantıksız bir kolajdır. Eğer bu bir üstünlük olarak değil ama eksiklik olarak görülürse, o zaman Estetik üzerine böyle bir çözümleme en az estetik olanı olarak görünür.

Schiller Kant’ın felsefesinden doğan bir ‘Estetiğin’ Güzeli bütün İnsanın, insan doğasının özsel bir bileşeni olarak gören şair üzerindeki etkisini Xenien (1796) için yazdığı şu dizede anlatır:

Zwei Jahrzehnte kostest du mir: zehn Jahre verlor ich
Dich zu begreifen, und zehn, mich zu befreien von dir
.

 

— Aziz Yardımlı


Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.