• Yaşamın Müziği% 20indirim
    Yaşamın Müziği
    Yaşamın Müziği

Yaşamın Müziği

Genomu Aşan Biyoloji
  • 24,00 TL19,20 TL

    hopi kampanyası
    0,96 Paracık
  • Stoktan Hemen Teslim!
Yaşamın Müziği e-kitabı

Biyolojinin son yüzyıldaki gelişimi nefes kesici bir hızla ilerliyor. Evrimden epigenetiğe uzanan bu göz alıcı gelişim sürecine  önemli katkılar sağlayan başarılı biyolog Denis Noble “Yaşam nedir?” sorusuyla yola koyuluyor.  Biyoloji alanındaki popüler ve yaygın ‘Genetik program’ yaklaşımını eleştiriyor,  yer yer ters yüz ediyor ve bize yaşamın kitabını okumayı değil yaşamın müziğini dinlemeyi öneriyor. Yazarın anlaşılır bir dille sunduğu bu bilimsel hikayenin en çarpıcı yönü ise ‘sistem biyolojisi’ gibi karmaşık bir olguyu Yaşamın Müziği gibi keyifli bir metafor üzerinden, müzikle karşılaştırmalı olarak açıklaması. Noble, yaşamın ‘ne’liğini anlamak, moda tabirle büyük resmi görmek için teklif ettiği yaklaşımı metaforlar, hikayeler, düşünce deneyleri ve yaşanmış şahsi tecrübelerle zenginleştirerek önümüze seriyor. Yaşam olgusunu, genlerin ve proteinlerin varlığına indirgeyen görüşün çok ötesinde, etkileşimler ve örüntülerin dinamik ağ yapıları üzerinden yorumlayan kitap, oldukça güncel, katmanlı bir üslupla, bu müziğe kulak verenler için kayıtsız kalınamayacak ufuk açıcı bir serüven vadediyor.


Yaşamı genlerin ötesine geçerek anlamak ve anlatmak

Yaşamın Müziği ile birlikte Türkçeye ilk kez çevrilen İngiliz biyolog Prof. Dr. Denis Noble 1936 yılında doğdu. University College London mezunu olan ve 1984-2004 yılları arasında University of Oxford'da Kardiyovasküler Fizyoloji Bölüm Başkanı olarak görev yapan Noble için sistem biyolojisinin öncü isimlerinden biridir diyebiliriz. 1960 yılında, çalışan kalbin ilk canlı matematiksel modelini geliştirmiştir. 2011'den beri disiplinler arası yayınları ile ilgi çeken bilim dergisi Interface Focus'un editörü olan Noble, Yaşamın Müziği kitabıyla birlikte biyoloji filozofu olarak da anılmaktadır.

Yaşamı, genlerin ve proteinlerin varlığına indirgeyen görüşün çok ötesinde, etkileşim ve iç içe geçmişliği dinamik bir ağ içinde açıklayan ufuk açıcı bir kitap Yaşamın Müziği... Prof. Noble tüm akademik tecrübesini heybesinden çıkartmış ve açık yüreklilikle bu kitapta bizlere sunmuş. Genleri yaşamın temeline koyan Dawkins’in Gen Bencildir adlı eserine yönelik itirazlara katılan ancak bunun yanında biyolojideki temel felsefi kavramlardan biri olarak indirgemeciliği bilimsel yöntemde olması gereken yere koyan ve biyolojiye yeni bir yol sunan eser, Türkçede biyoloji düşüncesindeki diğer eserler yayında önemli bir yer edinecektir.

Genetik belirlenimciliğin doğumuna şahit olmuş, “doğma büyüme” bir indirgemeci biyoloğun yolculuğu. İçine doğduğu kavramları adım adım terk eden ama salt bir itiraz yumağı ortaya koymadan, indirgemeciliğin yatay nedensellik ve birebir ilişkililik için ne kadar kıymetli olabileceğini yadsımadan, dikey ve dinamik nedenselliğe sistem biyoloji ile kapı aralayan Prof. Noble, ilk elden bütünleştirici biyolojinin ufkuna Yaşamın Müziği’nde ışık tutuyor. Biyolojinin araştırma ajandasında gidilecek mesafeleri tahmin ettiğinden, gelinen yolu yok saymadan elimizdeki kavramları yeniden düzenleyerek, daha da ötesinde birbirleriyle ilişki ve bütünleşik olarak incelemeyi öne çıkartan bakışı ile biyoloji felsefesine altı çizilecek bir işaret fişeği bırakıyor.

Gidilecek kavramsal yolların tükediğinin düşünüldüğü zamanlarda indirgemecilikten nasıl çıkılacağına dair ilk ışıklardan birini yakıyor Prof. Noble. İnsan bilgisinin yalın kat nedensellik ile nasıl geliştiğini bilen ve bunu bilimsel yöntemin ilk adımı kabul eden bakışı ile biyolojik unsurların sadece kendilerinden daha alt düzeydeki bileşenlerine indirgenemeyeceğini, bunun yerine tüm birebir nedensellikleri kuşatan çoklu, geri beslemeli, çevreden sisteme etkiyen bozuntulara anlık cevap üreten, sağlamlığı ile sistem olarak bir arada kalabilen ve iç içe geçmiş ağ yapısı ile katmanlandırmış bir yaklaşım ile biyolojiye yeni bir soluk teklif ediliyor Yaşamın Müziği’nde. Sade ve anlaşılır dili ile yılların kavramsal çerçevesine getirdiği eleştiriler anlaşılır kılınıyor ve inşa edilen bütünleşik biyolojiye dair anlatılar ise kolaylıkla kuşatılabiliyor.

Elle tutulmayacağı ya da biyolojide kavramsallaştırılamayacağı düşünülen etkileşimleri ve bütünleşik anlam çabalarını sanki uzakta duran bir gölgeyi işaret eder gibi tarif etmiyor Prof. Noble, sinir bilimin en önemli adımlarını atan Hodgin-Huxley ile çalışmış, onların sinir hücreleri için geliştirdikleri hücre zarı elektrik potansiyeli modelini kalp atışı için kullanan ve lineer olmayan ilişkililik üzerine ilk matematiksel modelleri geliştiren bir gerçekçi olarak konuşuyor kitabın sayfalarında...İlk bilgisayar modellerini matematikesel temeller üzerinden kuran ve sonuçları çoklu nedensellik ile açıklamak zorunda kalan ve bu bilim adamlığı tecrübesini yeni bir yol inşasında ilk tuğlayı koyan olarak gösteriyor yazar.

Biyolojik ilişkililiğin tek yönlü aşağıdan yukarı ya da yukarıdan aşağı olmadığını, merkezden dışarı ya da çoklu iç içelikten çoklu etkileşimlere açık geliştiğini ifade ediyor. Yeni yaklaşım için sistem biyolojisini öne çıkartıyor ve tüm indirgemeci verilerin kullanılabileceğini belirtiyor. Genler, proteinler ile yapısal olarak ilişkili iken indirgemecilik açıklama modeli olarak iş görür nitelike kazanıyor. Ancak işlevsel birliktelik daha bir iç içe geçişliliği ve ağ yapısının dinamik nedenseliğini zorunlu kılıyor. Biyoloji felsefesi yapının kavramsallaştırılmasından işlevin kavramsallaştırılmasına geçiyor. Yeni kavramsal çerçeve daha çok araştırma alanını bir araya çağrıyor: fizyoloji, genetik, bilgisayar algortimaları, moleküler biyoloji, kimyaz ve matematik.

Yaşam Protein Çorbası Değildir
Anglo-Sakson dünyasında evrim teorisi üzerine yapılan tartışmalara büyük ölçüde Stephen J. Gould ve Richard Dawkins arasındaki farklı bakış açısının hâkim olduğu gerçeğine zaten atıfta bulunmuştum. Benim duruşum belki Dawkins’inkinden ziyade Gould’unkini yansıtsa da aslında ikisine de tamamıyla uymuyor. Zaman zaman modern bilimsel bir tartışma olmaktan ziyade ortaçağ cedelleşmesi izlenimi veren tartışmanın sorunlarından biri, çok fazla kutuplaşmış olması ile kelimelerin anlamları üzerinde çok hassas bir şekilde dengede tutulmasıdır. Eğer mecazın rolü açıkça onaylanmış ve analiz edilmiş olsaydı tartışmanın beslediği toz dumanın önemli bir kısmı tez elden dağılırdı. Dil bilim, felsefe ve bilişsel (kognitif) psikoloji çalışmalarında mecaz üzerine geniş bir literatür mevcut olsa da bu araştırma alanı bilimde nadiren incelenmiştir. (Kövecses, 2002; Lakoff ve Johnson, 2003).
Farklı, hatta rakip mecazlar aynı durumun farklı yönlerini aydınlatabilirler, mecazların kendileri uyuşmasa bile her biri doğru olabilir. Bu gerçeğin farkına vardığımız zaman azamî istifadeyi sağlarız. Bu yüzden mecazlar arasındaki rekabeti deneysel olarak farklılık gösteren tanımlar arasındaki rekabetten başka bir şekilde değerlendirmeliyiz. Mecazlar bir şeyin iç yüzünü kavramak üzere ve hepsi bilimsel teorileri deneysel doğruluktan başka türlü değerlendirmede kullanılan sadelik, güzellik, yaratıcılık gibi kriterler için birbirleriyle yarışırlar. Bu yarış bilimsel teorilerin hayatta kaldığı veya nihayete erdiği deneysel sınamalar eliyle son bulur.
Aynı zamanda indirgemeci düzeyde genler hakkında belirtilenlerin çoğunun döngüselliğe yaklaştığını fark etmemiz gerekir. Bir genin moleküler başarısı, onun gen havuzundaki frekansının artması için kendini mümkün olduğu kadar türetmesidir. ‘Bencil’ gen odaklı düzeyde, başarı için aynı anda birçok gene başvuracak olan üst-düzey etkileşim ağının bütünleştirici (iş birlikçi) özellikleri gibi diğer kriterleri dikkate almama eğilimindeyizdir. Ne var ki bu, bir genin ya da daha doğru ifadeyle gen gruplarının başarısı için biyolojik nedendir.
Genin başarısının, üst-düzey işlevin ifade edilmesinde aldığı görevde yattığını görmemiz gerekir. Bu, belirli bir organizmanın seçilim sürecinde tercih edilir olmasını mümkün kılan şeydir. Bu nedenle bir genin başarısını açıklama mantığı, DNA koduna değil, bu kodun nasıl yorumlandığına ve bu yorumun sonuçlarının bir uçtan bir uca yaşamın başarılı mantığına nasıl oturduğuna yaslanır.
‘Gen nedir?’ gibi temel soruları artık yeni adreslere yöneltmek gerekir. Birçok farklı proteini kodlayan ve bir tür olarak diğerlerinden evrimleşirken işlevlerini tamamıyla değiştiren pek çok gen parçasını oluşturan modüler (birimlerden oluşan) kodlama bölgelerini hesaba kattığımız zaman cevap çok da bariz olmaz. Bu ise genin kodlamasına göre mi, işlevine göre mi tanımlanması gerektiği sorusunu gündeme getirir.
Bundan başka, DNA dizilerinin nasıl okunduğu DNA iplikçiklerinin üç boyutlu düzenlemesi için önemlidir. Bu düzenleme, ekleme varyantlarından hangilerinin diğerlerine nazaran tercih edilir olduğunu belirleyebilir. Doğa oportünist (fırsatçı) olagelmiştir. Genom veri tabanını, onu okumaya çalışan insanlığa kolaylık sağlamak üzere organize etmeye ihtiyaç duymamıştır. Doğa, Adem’in hayvanlara ad vermesi gibi, her bir genin hizmet ettiği işlevlere ad vererek de yola koyulmamıştır. O, muhtemel işlevsel kombinasyonları yararlıyı yararsızdan eleye eleye keşfetmiştir. Bunların çok küçük bir kısmı daha yüksek bir düzeyde fiilen anlamlıdır. Doğa da, başarının veya başarısızlığın saptandığı bu yüksek düzeyde var olmuştur.
Savunuculuğunu yaptığım sistem-düzeyi açısından bakıldığında, genler ve proteinler daha ziyade lego benzeri çocuk oyuncaklarının yapı taşları gibidir. Onlar, diğer ögelerle etkileşmek üzere düzenlenme şekillerine bağlı olarak farklı roller üstlenen, aynı ögeler ile birlikte birçok farklı şekilde düzenlenebilecek birimlerdir. Bu yüzden gen ifadesi şablonlarının üzerinde duruyorum. Farklı bir şablon içinde ifade edilen eş genler oldukça farklı fizyolojik işlevler üretebilirler.
Öyleyse bu 21. yüzyıl biyolojisinin ortaya koyduğu muazzam bir meydan okumadır: Fenotipin, proteinin sistem-düzeyi etkileşimleri açısından nasıl izah edileceği… Bu konuda moleküler genetik bize çok az şey söyler. Moleküler genetik aslında, genomu hakkıyla şerh etmek için bu meselenin çözüme kavuşturulmasına bel bağlar. Ayrıca gen ifadesi hakkında yapılan geri bildirimi anlamak için sistem-düzeyi analizine ihtiyaç duyarız (4. Bölüm). Genomun okunmasının, başka bir yoldan değil, fenotipten geçmesi gerekir.
Bizler, kodlanan DNA dizilerine bağlı protein üretimini açıklamada elde edilen büyük başarı ile hayretten donakalmış hâle geldik. Bu, 20. yüzyıl biyolojisinin en önemli başarılarından biri olarak muazzam bir kazançtır. Fakat bazen genetiğin aslî odağının proteini üretenin ne olduğu sorusu olmayıp, daha ziyade “Köpeği köpek, insanı insan yapan nedir?” sorusu olduğunu unutmuş görünüyoruz. Açıklanmaya muhtaç olan fenotiptir. Fenotip sadece bir protein çorbası değildir.
Yorum Sayısı: 2

Son zamanlarda en çok gelişen bilim dallarından biriside biyolojidir. Denis Noble, Yaşamın Müziği eserinde biyolojinin kaydetmiş olduğu bu hızlı gelişmeyi okurlarına aktarmaya çalışmıştır. Yazar, aynı zamanda bir biyolog olup, biyolojinin bu hızlı gelişimine yaptığı büyük katkılar yadsınamaz. Eseri okumaya başladığınızda kendinize de sıklıkla sormuş olduğunuz yaşam nedir sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu soru okuma isteğinizi kamçılamaya yetiyor. Genetik program, biyolojinin en popüler...devamını oku

S
Sermin Kaya  -   16.06.2016

Kitapin ingilizcesini okudum....basdan sona merakla okudugum bir kac kitap dan birisi diyebilirim su an....hatta ayni keyfi ve aydinlanma hissini yasamak icin tekrar dönüp okuma istegim var.......Sadece bir biyoloji kitapi degil yer yer folozofik bir kitap ayni zamanda özellikle son bölümlere dogru...Denis Noble.....moleküller / proteinler le baslayip beyine Bilinc nedir sorularina kadar geliyor....ve hatta hatta Tanri olaylarina da deginiyor....Oldukca ilginc bir kitap ......Kapiyi aralayin...devamını oku

N
Nedim Demir  -   05.12.2016