• Yöntem, Kuram, Komplo
    Yöntem, Kuram, Komplo
    Yöntem, Kuram, Komplo

Yöntem, Kuram, Komplo

Türk Uluslararası İlişkiler Disiplininde Vizyon Arayışları

  • Geçici olarak temin edilemiyor
Yöntem, Kuram, Komplo e-kitabı

Bu çalışma, çeşitli açılardan çok değerlidir. Uluslararası İlişkilerin ciddi bir bilim dalı olabilmesi için, "Kim, Ne, Nereye Kadar ve Nasıl?" sorularına yanıt arayan Türkiye'deki ilk kapsamlı çalışma olması onu özel bir konuma koymaktadır.

-Prof. Dr. Duygu Bazoğlu Sezer-

 

Türkiye’de uluslararası ilişkiler alanında kuramsal çalışmaların gelişmesi hem “geç” kalmış, hem de akademik çalışmalarda işbirliği kültürünün zayıflığından dolayı büyük güçlükler içermiştir. Aydınlı, Kurubaş ve Özdemir zoru başararak bu alanda önemli bir atılım yapmışlardır.

-Prof. Dr. Atila Eralp-

 

Bu eser gecikmiş bir tartışmayı başlatmaya aday. Disiplinimizdeki bazı temel sorunları ilk defa bu kadar açık seçik ve sistemli bir biçimde ortaya koyuyor.

-Prof. Dr. Ali L. Karaosmanoğlu-

 

Uluslararası İlişkiler alanının hem tanıtılması hem de açıklanması açısından fevkalade başarılı ve önemli bir eser. Bu alanda çalışan birçok kişiye "ben neden bunu yazmadım?" dedirten, okudukça tadı alınan, uzunca bir zaman güncelliğini ve önemini koruyacak bir başucu kitabı…

-Prof. Dr. Ersin Onulduran-

 

Elinizdeki kitap, alandaki nadir ve değerli ürünlerden biridir. Disiplinin, kuram ve yöntem temelinde inşasına önemli bir katkıda bulunuyor.

-Prof. Dr. Baskın Oran-

 

Bu değerli, akademik anlamda kışkırtıcı ve hakkında konuşulması zor bazı konularda tutum takınan çalışmada, giderek Türkiye’de “özgün kuram” tartışmasını görmek, bu alanda çalışan bir akademisyen olarak bana büyük bir keyif verdi…

-Prof. Dr. Faruk Sönmezoğlu-


İkinci Baskıya Önsöz

Yöntem, Kuram, Komplo’nun ilk baskısından bu yana Türkiye’de Uluslararası İlişkilerin kimliği ve sorunlarına olan ilgi kayda değer bir biçimde arttı. Bu konuda, Türkiye’de ilk olma özelliğini taşıyan çalışmamızın da bir payı olduğunu düşünüyoruz. Özellikle genç akademisyenler ve akademisyen adayları, çalışmamıza büyük ilgi gösterdi. Kitapta dikkat çekilen konular, yapılan uluslararası ilişkiler kongrelerinde gündem oluşturmayı başardı. Bu eksende, içinde bizim de yer aldığımız üç çalıştay yapıldı. “Uluslararası İlişkiler nedir?”, “Uluslararası İlişkilerci kimdir?”, “Türkiye’den özgün bir uluslararası ilişkiler ekolü doğabilir mi?” soruları özellikle genç akademisyen ve akademisyen adaylarını heyecanlandırmaya devam ediyor.

Kitabı yazarken de düşündüğümüz gibi, bir sorunu çözebilmek ya da atılım yapabilmek için öncelikle sorunu ve engelleri saptamak gerekir. Sorunların farkına varılması bile tek başına çözüm yönünde atılmış önemli bir adımdır. Bu anlamda Yöntem, Kuram, Komplo’nun üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini düşünüyoruz. Her ne kadar bu sorunların çözümüne yönelik olarak kitapta önerilen “Anadolu Ekolü” henüz doğmasa da, bu yönde bir bilincin ortaya çıktığını görmek sevindirici bir durum.

Kitaptaki kimi önerilerin uygulamada karşılığını bulması da ayrıca sevindirici. İlk baskı çıktığında, Uluslararası İlişkilerin temel eserlerinden neredeyse hiçbiri Türkçeye çevrilmemişti. Bu konuya ilk baskıda da değinmiştik. O günden bu yana geçen zaman içerisinde bu eserlerin çevirisi konusunda önemli adımlar atıldı. Pek çok eser Türkçeye kazandırıldı ve ders kitaplarının sayısında âdeta bir patlama yaşandı. Ayrıca alana giriş ve akademik atamalarla ilgili kitapta önerilen kriterler dikkate alınmaya, doçentlik sınavlarında da disiplinin kimliği ve niteliğine ilişkin sorular sorulmaya başlandı. Yöntem, Kuram, Komplo’nun kısa sürede kaydedilen bu ilerlemede önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz, ama daha alınacak çok yol var.

İkinci baskıda, bazı düzeltmelerin yanında anlamayı kolaylaştırmak adına bazı şekiller de bulacaksınız. Özellikle disiplinin kimliği ve niteliğiyle ilgili tartışmaların lisans düzeyindeki öğrenciler tarafından zor algılandığını gördük. Bu nedenle ikinci baskıda, ders anlatımları sırasında kullandığımız ve anlamayı artırdığını gözlemlediğimiz şekil ve görsellere yer verdik.

İlk baskıya ulaşma konusunda öğrencilerimizin bir kısmı bazı sorunlar yaşamış ve kitabı bulamamıştı. İkinci baskıyı üstlenen Küre Yayınevi ile birlikte daha iyi bir dağıtım sağlanacağını ve daha fazla okuyucunun kitapla buluşacağını ümit ediyoruz. Bu vesileyle kitaba ilgi gösteren Küre Yayınevi’ne ayrıca teşekkürlerimizi sunarız.

Aydınlı, Kurubaş, Özdemir (Nisan 2014, Ankara)

 

 

Önsöz

İlk bakışta Uluslararası İlişkilerin asıl amacının cevap bekleyen acil dış politika sorunlarına eğilmek ve güncel sorunlar hakkında açıklamalarda bulunmak olduğu düşünülebilir. Bu nedenle de dış politika ve uluslararası alanda savaş, çatışma, terörizm, çevre, ekonomik sorunlar gibi çok daha somut ve acil sorunlar dururken Uluslararası İlişkilerin nasıl bir çalışma alanı olması gerektiğini tartışmak gereksiz gibi görünebilir. Ancak bu çalışmayla Türkiye’de yeterince geç kaldığını ve en az acil dış politika sorunları kadar önemli olduğunu düşündüğümüz bir tartışmayı başlatmayı arzuluyoruz. Bu tartışma aslında iki soruyla yakından ilişkilidir. Uluslararası İlişkilerin amacı, yöntemi ve diğer disiplinlerle ilişkilerini belirleyen sınırlar ne olmalıdır? Dış politika ve uluslararası sorunlar konusunda uluslararası ilişkiler çalışmaları ne tür katkılar yapmış ve nasıl daha anlamlı katkılar yapabilir? Aslında birinci sorunun cevabını bulmadan ikincinin cevaplanması ya da ikinci soruya ilişkin bir değerlendirme yapılması zordur.

Uluslararası İlişkilerin kendine özgü epistemolojik sınırları ya da yöntemlerini tanımlaması son derece önemlidir, çünkü epistemoloji olmadan metodoloji olamaz. Olayları ve sorunları ele almadan önce amacımızı ve neyi aradığımızı, bununla ne yapmak istediğimizi bilmemiz gerekir. Bu konulara açıklık getirmeden yapılan çalışmaların, hem akademik disipline hem de siyasal uygulamalara anlamlı katkılar yapması ancak şansa ve kişisel yeteneklere bağlıdır.

Böyle bir çalışmanın yapılması gerektiği konusundaki ilk düşünceler, Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin 2005’te Ilgaz ve 2007’de Lefkoşe’de düzenlediği toplantılarda filizlenmiştir. Uluslararası İlişkiler akademisyenlerinin önemli bir kısmını biraraya getiren bu toplantılar, alanın çok fazla görünmeyen ancak bilimsel olgunluğa erişmesi için çözmesi gerekli acil bazı sorunları olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorunların aslında disiplinin Türkiye’de doğuşundan itibaren varolan ancak giderek şiddetlenen ve belirgin hâle gelmeye başlayan bazı eksikliklerle ya da yaklaşımlarla ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu toplantıların yarattığı ilgi üzerine yaptığımız incelemelerde benzer sorunların önceki yıllarda ve hatta disiplinin kuruluş aşamalarında da gündeme geldiğini gördük.

Ümidimiz, alanın niteliğine ilişkin yurtdışında yıllardır süregelen tartışmaların Türkiye’de de yapılması gerektiği fikri doğrultusunda bu kitabın, bu konuda verilecek başka eserler için bir başlangıç olmasıdır. Bilindiği gibi bu tartışmalar yeni değildir. Fakat daha önceki toplantılarda konunun ele alınışı bir tartışma başlatmamış, disiplinin yapısı üzerinde bir etki yaratmamıştır. Toplantılarda ileri sürülen görüşler orada kalmış, süreklilik arz eden ve disiplini değişime ve gelişime zorlayan bir işlev görememiş, birbirinden kopuk girişim adacıkları olarak kalmıştır. Kaldı ki, alanın epistemolojisi ve metodolojisine ilişkin tartışmalar uluslararası alanda canlılığını halen korumakta, bu konulara ilişkin yapılan birçok toplantının yanı sıra geniş bir literatür bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki, Türkiye’deki Uluslararası İlişkiler camiası bu tartışmada yeterince yer almamaktadır. Kanımızca bu tartışmada yer almak için bu konuları önce ulusal düzeyde ele almak ve eserler ortaya koymak gerekiyor. Dolayısıyla bu çalışma uluslararası alandaki tartışmaların hiç değilse bir kısmını ve bazı boyutlarını ulusal düzeye yansıtarak kendi disiplinimiz hakkında bir tartışma başlatmayı arzulamaktadır.

Bu eserle Türk Uluslararası İlişkiler disiplinine ayna tutmaya da çalıştık. Okuyucu, yapılan eleştirilerin çeşitli örneklerle somutlaştırılması yönünde doğal bir beklenti içine girebilir. Ancak bizim burada öncelik verdiğimiz konu, kişileri ya da ortaya konan eserleri suçlamak değil, sorunlara dikkat çekmek ve bir ölçüde bunlara çözüm önerilerinde bulunmaktır.

Ele alınan sorunların çözümleri doğal olarak bir çırpıda ya da tek bir girişimle bulunamaz. Disiplinin sorunları, bizim burada ele aldığımızdan çok daha farklı şekillerde ve farklı örneklerle de tartışılabilir. Burada ele alınan sorunların hemen hepsi aslında temel bir sorun üzerinde odaklanmaktadır: Alanın, disiplinlerarası niteliğinin etkisiyle kendine has kuramsal bir alan geliştirememesinin, özgün kimliği ve amaçları konusunda belirsizliklere neden olması. Bu sorun kısmen disiplinin genel niteliği, kısmen ise Türkiye’ye özgü koşullarla ilişkilidir. Kuramsal alandaki gelişimin hem disiplin içindeki çalışmaların kalitesini doğrudan etkileyeceğini, hem de kendi kimliğini tanımlamak için diğer disiplinlerle arasındaki ayrımı ortaya koyacağını düşünüyoruz.

Elinizdeki kitap, Türk Uluslararası İlişkiler disiplininin sorunları üzerinde kafa yoran ve hem eğitimleri hem disipline profesyonel anlamda girişleri hem de çalışmaları sırasında bu eksiklikleri somut bir şekilde hisseden üç Uluslararası İlişkiler akademisyeninin biraraya gelerek ortaya koydukları bir çalışmadır. Bunu yaparken, benzer kaygıları taşıyan pek çok akademisyenin bir bakıma hislerine tercüman olmayı ve onları da anlamlı ve somut bir biçimde bu tartışmada yer almaya davet etmeyi amaçlıyoruz. Türkiye’deki uluslararası ilişkiler çalışmalarına üç farklı pencereden bakan bu kitabın aynı zamanda disiplinin iyi bir fotoğrafını çektiğini de düşünüyoruz. Aynı zamanda bu eserin, farklı arkaplanlara sahip akademisyenlerin Türk uluslararası ilişkiler disiplinine hem merkez hem de çevreden bakışlarını biraraya getirdiği kanısındayız. Birinci ve ikinci pencereler Türk Uluslararası İlişkiler disiplininin durumu ve sorunlarına ilişkin olarak çevrenin algılarını yansıtmaktadır. Birinci pencere, eğitimini kısmen Türkiye ve kısmen yurtdışında, disiplinin merkezinde almış ve çevrede çalışan (Haluk Özdemir), ikinci pencereyse, eğitiminin tamamını Türkiye’deki merkez üniversitelerinde almış, Türkiye’yi bilen ve yine çevrede çalışan bir akademisyenin (Erol Kurubaş) perspektifinden disiplinin sorunlarını gözler önüne sermektedir. Üçüncü pencereyse eğitimini, disiplinin hem Türkiye’deki hem de yurtdışındaki merkezinde tamamlamış ve yine merkezde çalışan bir akademisyenin (Ersel Aydınlı) Türk Uluslararası İlişkiler disiplinine ve onun sorunlarına bakışını temsil etmektedir. Elinizdeki üç yazarlı bu çalışmayla disiplinin durumuna ilişkin farklı perspektifleri çok boyutlu bir şekilde biraraya getirebildiğimizi düşünüyoruz.

Kitabın amacı, yalnızca belirli sorunlara değinmek ve onları gündeme taşımak ya da tartışılan sorunlara kesin çözümler ortaya koymak değildir. Bu konuda iddialı olmamamıza rağmen, özellikle alanın olgunlaşmasına yönelik ortaya attığımız kuramsal alanda atılım önerisinde ısrarlıyız. Ümidimiz, bundan sonraki çalışmaların bunun nasıl başarılabileceği konusunda daha ayrıntılı ve somut katkılar yapmasıdır. Bu nedenle de amacımız, geçmişteki tartışmalardan farklı olarak süreklilik arz eden ve Uluslararası İlişkiler çalışmalarının yapısını etkileyecek nitelikte tartışmalar için bir kıvılcım yaratmaktır. Bu bağlamda kitaba yönelik gelebilecek eleştirilerin aslında kitabın kendi amaçları arasında yer aldığını belirtmekte yarar var. Bu nedenle buradaki amaçlarımızdan biri de, disiplin hakkındaki epistemolojik ve metodolojik tartışmaları yapıcı bir şekilde kışkırtmaktır. Çünkü ancak bu yolla böyle büyük bir tartışma serisi başlayabilir. Bunu başarabilirsek amacımıza ulaşmış olacağız.

Kitabı hazırlarken önümüzde çeşitli alternatifler vardı. Bunlardan biri editörlü bir eser hazırlamaktı. Ancak eserin farklı yazarların birbirinden kopuk düşünceleri değil de, bütünlük arz eden ortak bir çalışma olmasını istedik. Bu anlayış doğrultusunda Birinci Bölümün ilk kısmı Erol Kurubaş’ın, ikinci kısmı Haluk Özdemir’in, üçüncü kısmı ise Ersel Aydınlı’nın araştırma ve görüşleri çerçevesinde şekillenirken, İkinci Bölüm Erol Kurubaş’ın, Üçüncü Bölüm Haluk Özdemir’in ve Dördüncü Bölüm Ersel Aydınlı’nın araştırma, görüş ve yorumları temelinde, adı geçenler tarafından kaleme alınmıştır. Bununla birlikte bölümlerin tamamı, yazarlar arasında sürekli iletişim, etkileşim ve tartışmalar sonucunda ortaya çıkan karşılıklı katkılarla şekillenmiştir. Kitabın güçlü bir iç bütünlüğe kavuşması da ancak bu sayede mümkün olabilmiştir.

Son olarak, yoğun çalışma temposu içinde kendilerine ayırmamız gereken zamanı çalmamıza göz yuman ve bize katlanan ailelerimize, kitaba ilişkin görüşlerini bizimle paylaşan değerli hocalarımıza ve yayımda emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoruz. Sağ olsunlar.

Aydınlı, Kurubaş, Özdemir (Nisan 2009, Ankara)

 

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.