Yusufçuk Yusuf

Yusufçuk Yusuf

Akçasazın Ağaları - 2
  • Geçici olarak temin edilemiyor
Bu kitabı e-kitap olarak okumak isterseniz, yayıncıya talebinizi iletebilmemiz için tıklayınız.

Akçasazın Ağaları tarihle, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanı başlarında yeni bir tarih yazılır, değişme kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir. Yusufçuk Yusuf Çukurova'ya kuşaklar boyunca egemen olmuş iki derebeyinin hikayesidir. Köylüleri yıllarca baskı altında tutan bu güç kırılırken, yeni zamanların gereklerine uyum sağlamış yeni zenginler başka bir güç oluştururlar. barbarlığı çağrıştıran bu güç, "bataklıktan kutulmaya yüz tutmuş bir bataklık toprağını yağmalar." "İnsanoğlu farklılaşıyor, deri değiştiriyor ve kendini yeniden tanımlıyor. Acaba ortaklaşa yitirilen yüzyılların ağırlığını bir kenara koyabilecek mi? Genleştirmek bizim elimizde. Yaşar Kemal'in Binbir Geceleri bizi buna davet ediyor." Alain Bospuet, Le Matin, (Fransa) "Hasatla birlikte, omuzları evrensel genişlikte Türk yazarı Yaşar Kemal'in yeni kahramanlık destanı geldi. Bunalım evreninde bir trajedi. Kitapta İnce Memed'in yazarının bizi alıştırdığı epik ve toprak kokan soluğu bulmak da mümkün." Andre Clavel, Nouvelles litteraires, (Fransa) "Yusufçuk Yusuf'ta Yaşar Kemal'i yeni ve büyük bir atılım içinde buluyoruz. Bu kitap yalnız Yaşar Kemal'in en önemli yapıtı değil, Türk romanının da başyapıtlarından biridir." Cemal Süreya, Oluşum "Hugo çapında bir yazar olan Yaşar Kemal'in en önemli özelliği, günümüzde gözardı edilen bir tarzda freskler çizerek yazması." Christian Guidicelli, Guide Lire, (Fransa)


“O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler gittiler.”

Bir yoğun ışıltının üstüne belli belirsiz sarı yağmur yağıyordu. Çıvgınları oradan oraya vuruyor, ortalarda bir yerde dönüyordu. Şıkırdım gibi pembe çiçek açmış böğürtlen kümesinin yöresinde dolanarak. Al at böğürtlen kümesinin yöresinde ayakları toprağa dizlerine kadar gömülerek, sağrısı gerilip yol yol olarak ter içinde kalmış. Arada bir sert, sağrısında kırbaçlar şaklayarak koşuyordu. Koşarak, sünerek, köpük içinde kalmış halkalarını büyültüyordu. Atın boynuyla başı düz olmuştu. Koşan at ilerilere sünüyordu, üç kere böğürtlen kümesinin üstünden karşıya atladı. Üç kere ön ayaklarıyla toprağa kişlendi. Ve durup, uzun uzun, burun delikleri geniş açılarak, başını göğe dikip üç kere kişnedi. Kişnemesi Anavarza kayalıklarında yankılandı.

Sarı yağmur incecik, ışığın üstüne yağan, başka bir ışık gibi iniyordu. Yeller, ince yağmuru buradan alıp hızla az öteye döküveriyordu. Kuşlar boyunlarını içlerine çekmişler, tüyleri domur domur, dallarda kıpırtısız duruyordu.

Yağmurun içinden mor bir kelebek seli geçti. İlerde akar çayın kıyısında bir çıvgına tutulup, bir hayıt çalısının üstünde kasırgalandı, hayıt çalısı mosmor oldu, tepeden tırnağa; bir süre karmakarışık iç içe uğunarak, salkım saçak toparlanıp dağılarak, orada savruldu. Sonra mor toparlak sarının ışıltısında eridi, dağıldı, usul usul yitti gitti. Al at dizlerine kadar balçığa gömülerek koşuyor.

İnce, ak bir toz direği yol boyunca ağır ağır ilerliyordu batıdan doğuya. Ak bir bulut ovanın üstünde duruyor, koyu gölgesi düzlükte bir o yana, bir bu yana vuruyordu. Uzun boyunlu, kanatlarını hiç kıpırdatmadan leylek sürüleri geçiyordu sıcak gökten. Gölgeleri kavrulmuş toprağa pul pul düşerek.

Sonra uzaktan bir yel patladı. Kırmızı bir bulut ağdı gökyüzüne, gökyüzünü kapladı kırmızı bulut. Sabahtan akşama kadar ovanın üstünde çalkandı durdu. Gölgesi çoğalarak tekmil ovayı ağaç, su, kaya, ot, ekin kırmızıladı.

Uzakta bir konak tutuşmuş yanıyordu. Aşağıda çöl uzanıyordu. İnce bir duman örttü çölü, ince bir örtüyle. Kurşun sesleri geldi. Konaktan çocuklar, kadınlar, genç kızlar, delikanlılar, yaşlı aksakal insanlar fırlıyorlardı dışarı. Dışarı fırlayan yiyordu kurşunu ve tepenin yamacına seriliyordu. Tepenin yöresinde, uzun üçetekli, üçetekleri ak, başları agelli, ellerinde filintaları parlayan adamlar yanan konağı kurşunluyorlardı durmadan. Konağın bir minare boyu yükselmiş yalımları sabaha karşı indi. Tepenin başında, konağın yerinde bir kapkara yığın kaldı. Ortalık yanık yün, yanık et kokuyordu. Yarı yanmış atlar kişniyorlardı, ölü gibi, inler gibi. Tepenin her yamacından iniltiler geliyordu.

Bu ürün için ilk yorumu siz yapın.