1. Filtrele

“Mevlana Celaleddin Rumi” 186 Ürün Listeleniyor

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlânâ Celaleddin Rûmî, mânâ âleminin sultanlarından biri olarak İslam coğrafyasının şüphesiz en sevilen, dünyada da en çok tanınan isimlerinden biri. Adının anıldığı her yerde şu soru sorulmaktadır: Şems olmasaydı Mevlânâ böyle şöhret bulur muydu? Yoksa yalnızca döneminin büyük bir âlimi olarak mı kalırdı?

Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir?

Hudâvendigâr, Mevlânâ ve Rûmî lakapları ile anılan Muhammed Celâleddîn 30 Eylül 1207 tarihinde Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası Bahâeddîn Veled 1204-1210 yılları arasında bugünkü Tacikistan’da yer alan Vahş şehrinde vaizlik ve fakihlik görevlerinde bulunuyordu. Doğum yeri ile ilgili bir başka rivayet de Vahş şehri olması yönündedir.

Hatîbîler olarak tanınan seçkin bir sülaleye mensup olan Mevlânâ’nın dedesi de Belh’in tanınmış âlimlerindendi. Babası Bahâeddîn Veled de “Sultânü’l-Ulemâ” olarak anılıyordu, lakin doğru bildiğini söylerken pervasız, eleştirilerinde sert ve şaşmaz olması âlimi bölgenin emirleriyle ters düşürecekti, bir süre sonra Belh’de kalamayacağını anlayıp ailesiyle uzun soluklu bir yolculuğa çıkacaktı.

Mevlana Celaleddin Rumi Hayatı

Bahâeddîn Veled Önce Vahş’a, ardından Semerkant’a gitti. Nişabur’da Şeyh Feridüddîn Attâr ile karşılaşan Bahâeddîn Veled, oradan da Bağdat’a geçti. Evvela hacca giden aile dönüşte Şam’da bir süre kaldı, burada İbn Arabi ile karşılaştıkları ve İbni Arabi’nin, Bahâeddîn Veled’in ardından giden Mevlânâ için “Bir ırmağın arkasından bir derya gidiyor!” dediği rivayetler arasındadır. Bir süre daha çeşitli bölgeleri gezen aile, bir zaman sonra o zamanki adı Larende olan Karaman’a yerleşti. Bahâeddîn Veled 7 yıl yaşadıkları Karaman’da oğlu Celâleddîn’in eğitimiyle meşgul oldu. Mevlânâ 18 yaşına gelince onu Semerkantlı Şerefeddîn’in kızı Gevher Hatun ile evlendirdi. Mevlânâ’nın bu evlilikten Sultân Veled ve Alâeddîn Çelebi isminde iki oğlu oldu. Karaman’dayken Mevlânâ’nın annesi vefat etti. Ardından baba Baha Veled’in ünü Alâeddîn Keykûbâd’ın kulağına kadar ulaştı ve aile son kez yola koyuldu. Bundan sonra Mevlana’nın vefatına kadar yurdu olacak Konya’ya vardılar. Burada sevgi ile karşılanan Bahâeddîn Veled 1231 yılında vefat etti. Eğitimiyle bizzat meşgul olduğu Mevlânâ’nın yerine geçmesini istedi. Bir yıl kadar babasının makamında, onun vazifelerini yerine getiren Mevlânâ, daha sonra babasının halifelerinden Seyyid Burhâneddîn-i Tirmîzî’ye vazifeyi teslim etti, kendi de eğitim için Halep ve Şam’a gitti. Buralarda yaklaşık üç yıl kadar eğitim gördükten sonra Mevlana 1001 günlük çile eğitimine de tabii oldu. Tirmîzî, Mevlânâ’nın gerekli olgunluğa eriştiğini anlayınca 1240 yılında makamı yeniden Mevlânâ’ya bıraktı. Bu arada Mevlânâ ilk eşi Gevher Hatun’un vefat etmesi üzerine ikinci evliliğini Kirâ Hatun ile yaptı, eşinin önceki evliliğinden olan Kimya Hatun’u da evlatlık olarak yanına aldı. Mevlânâ’nın Kirâ Hatun’la evliliğinden Muzaffereddîn Emîr Âlim Çelebi adlı bir oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı oldu.

Mevlana ile Şems

Mevlânâ yeniden şeyhlik makamına geldikten sonra öğrencilerin sayısı arttı, şöhreti gittikçe yayıldı. Ta ki bir gün Konya’ya yolu düşen Şems ile karşılaşana kadar... Karşılaştığı şeyhleri zor sorularıyla terleten, biraz da sert bir üslubu olan Şems, İplikçi Medresesi’nden çıkan Mevlana’nın önüne çıkıp bir sual sordu. Aldığı cevaptan tatmin olan Şems ile Mevlana arasında manevi bir yakınlık doğdu. Şems ile Mevlana kısa zamanda kaynaştılar, halvete çekilip aylarca manevi âleme dalan ikili bir zaman sonra Konya’nın kıskançlığının gazabına uğrayacaklardı tabiri caizse. Mevlânâ mana âleminin zenginliklerine dalıp öğrencilerini, sorumluluklarını ve dostlarını ihmâl edince, Şems Konya’nın gözünde düşmana dönüştü. Bunun üzerine Şems Konya’dan ayrılmaya karar verdi, Mevlânâ’nın tüm ısrarlarına rağmen. Şems’in gidişi Mevlânâ’yı Konya halkına döndürmediği gibi Mevlânâ’nın küskün bir şekilde köşesine çekilmesine sebep oldu. Bir süre sonra Şems’ten gelen bir mektup Mevlânâ’nın içine su serpti, oğlu Sultan Veled’i Şam’a Şems’i almak için yolladı. Şems yeniden Konya’ya döndü, Şems’i buraya bağlamak için onu üvey kızı Kimya Hatun ile evlendirdi. Ancak çok geçmeden yeniden açılan mana âleminin kapısı Şems ve Mevlânâ dışındaki herkesi dışarıda bırakmaktaydı. Halk içinde yeniden düşmanlık ve kıskançlık nüksetti. Bununla beraber Kimya Hatun da genç yaşta vefat edince Şems’e yeniden yol görünmeye başladı. Bu sefer bulunamaz şekilde sırra kadem bastı Şems. Yıllarca öldü ve öldürüldü rivayetleri dolaştı, ancak kimse ona ne olduğunu gerçek anlamda bilmedi.

Mevlânâ öldürüldüğüne hiç inanmadı, hatta Şems’ten yalan da olsa haber getiren herkesi hediyelere, ihsanlara boğdu. Bizzat kendisi de Şems’i Şam’da aradıysa da bulamadı. 1249 yılında çıktığı yolculuktan eli boş döndü Konya’ya.

Mevlana Celaleddin Rumi Kitapları

O yıl Selâhaddîn-i Zerkûbî’yi kendisine halife olarak seçti. Zerkûbî de benzer kıskançlığa maruz kaldı. Mevlânâ, oğlu Sultan Veled’i Zerkûbî ‘nin kızı Fatma Sultan ile evlendirdi. Son derece mütevazı, suskun ve halim bir zat olan Selâhaddîn Zerkûbî, Mevlânâ’yı sakinleştirmişti. Onun vefatından sonra yerine halife olarak Hüsâmeddîn Çelebi’yi seçti Mevlânâ. Hüsâmeddîn Çelebi’nin Mevlânâ’nın hayatındaki en büyük önemi Mesnevî’nin yazılışındaki olağanüstü çabasıydı. Zirâ Mevlânâ Mesnevî’yi gönüllü kâtibi Hüsâmeddîn Çelebi’ye dikte etmekteydi. Mesnevî’nin altıncı cildi tamamlandıktan kısa bir süre sonra Celaleddin Rûmî hastalandı.

17 Aralık 1273 tarihinde “yemişi olmayan bu suret bağı”nı terk etti, Hakk’a kavuştu. Mevlânâ’nın cenazesine her dinden, her yerden insanların akın ettiği, kırk gün yas ilan edildiği rivayet edilmektedir.

Mevlana Celaleddin Rumi Eserleri

Şüphesiz Mevlânâ’nın şöhretinin büyük bir kısmını oluşturan Mesnevî’si en önemli, en bilinen eserlerinden biridir. 1260 ile 1267 yılları arasında, aruz kalıbıyla yazılan ve altı ciltten oluşan Mesnevî belirli bir konuda ilerlemez, hikâyelerle, yüksek bir estetik ile tasavvufi ve öğretici mahiyette bir eserdir.

Yirmi bir divandan oluşan; gazel, rubai ve diğer şiirlerini içeren Divan-ı Kebir adlı eserinde Mevlânâ, kendi isim ve lakaplarını kullanmamıştır; şair olarak Şems-i Tebrizî’nin, Selâhaddîn-i Zerkûbî’nin, Çelebi Hüsâmeddîn’in adlarını zikretmiştir. Konya Mevlânâ Müzesi kitaplığında bulunan en eski nüshalardan birine göre Divan-ı Kebir 21.366 beyitten oluşan 2073 gazelden oluşmaktadır. Divan-ı Kebir içinde yer alan rubailer daha sonra toplanıp müstakil bir eser olarak Rubailer adıyla 1314’te yayınlanmıştır.

Oğlu Sultân Veled’in ve bazı müritlerinin Mevlânâ’nın çeşitli meclislerdeki konuşmalarından tuttukları notların bir araya getirilmesi ile oluşturulan Fihi Mafih, altısı Arapça kalanı Farsça olmak üzere 72 bölümden oluşmaktadır. Fihi Mafih, Mevlânâ’nın anlık ve günlük sorun ve olaylara yaklaşım biçimini, kendisinin çok farklı bir zekâ ve duyuşa sahip olduğunu işaret etmektedir. Bu eserlerinin dışında Mecâlis-i Seb’a ve Mektubat isimli eserleri de bulunmaktadır.

Babil.com
Tarayıcı ile devam et veya Uygulamada Aç